Almanya merkezli Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü'ne (PIK) bağlı Gezegen Sınırları Bilim Laboratuvarı tarafından hazırlanan yıllık “Gezegen Sağlığı Kontrolü” raporunda, Dünya sisteminin dokuz kritik sınırı incelendi.
Araştırmacılara göre bu göstergelerden yedisi, gezegen sınırları kavramının 2009'da ortaya atılmasından bu yana en yüksek risk seviyelerine ulaştı.
Raporun başyazarı Boris Sakschewski, Scientific American'a yaptığı değerlendirmede, güvenli alanın dışına çıkan sınırlar üzerindeki baskının artmaya devam ettiğini söyledi. Sakschewski, mevcut tablonun büyük ölçekli ve kalıcı değişim ihtimalini yükselttiğini, aynı zamanda sorunlara müdahale için kalan hareket alanını daralttığını belirtti.
İklim krizi eşitsizliği büyütüyor: “Adil dönüşüm olmadan iklim politikaları başarılı olamaz”
GEZEGEN SINIRLARI NEYİ İFADE EDİYOR?
“Gezegen sınırları” yaklaşımı, Dünya'nın insan yaşamını ve diğer canlı türlerini destekleyen sistemlerinin hangi koşullarda güvenli biçimde çalışabileceğini ortaya koymak amacıyla geliştirildi.
Araştırmacılar, mevcut durumu sanayi öncesi dönemle karşılaştırıyor. Her gösterge için belirlenen sınırın aşılması, çevresel sistemin daha yüksek risk taşıyan bir bölgeye girdiği anlamına geliyor.
Ancak bilim insanları, bir sınırın aşılmasının tek başına geri dönüşü olmayan bir felaket yaşanacağı anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
Kopenhag Üniversitesi Dünya sistemleri bilimcisi Katherine Richardson, durumu yüksek tansiyona benzetiyor. Richardson'a göre yüksek tansiyonun kalp krizini kesin olarak doğurmaması, riskin yükselmediği anlamına gelmiyor.
CO2 SEVİYESİ 426 PPM'E ULAŞTI
Raporda öne çıkan göstergelerden biri atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu oldu. Fosil yakıt kullanımındaki yüksek seviyelerin sürmesiyle atmosferik CO2 miktarı 426 ppm'e yükseldi.
Sanayi Devrimi öncesinde yaklaşık 280 ppm olan karbondioksit yoğunluğu için güvenli kabul edilen 350 ppm seviyesi ise 1987'de aşılmıştı.
Atmosferdeki CO2 artışı küresel sıcaklıkların yükselmesinin yanı sıra aşırı hava olaylarının daha sık ve şiddetli görülmesiyle ilişkilendiriliyor.
Birleşmiş Milletler de bu ay yaptığı değerlendirmede, küresel sıcaklık artışının Paris Anlaşması'nda hedeflenen 1,5 derece eşiğinin üzerine çıkacağını kabul etti.
Araştırma: Nepal’deki buzul felaketinde iklim değişikliği etkisi
OKYANUSLARDA DA KRİTİK EŞİK GEÇİLDİ
Gezegen sınırları içinde geçen yıl güvenli alanın dışına çıkan göstergelerden biri de okyanus asitlenmesi oldu.
Atmosferdeki karbondioksitin bir bölümünü emen okyanusların kimyasal yapısı değişiyor ve pH seviyeleri düşüyor. Bu durum özellikle mercanlar ve kabuk oluşturan deniz canlıları açısından önemli riskler yaratıyor.
Araştırmacılar, okyanuslardaki değişimin yalnızca ekosistemleri değil, bu sistemlere ekonomik açıdan bağımlı sektörleri de etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
KİMYASAL KİRLİLİK VE GÜBRE KULLANIMI DA BASKI YARATIYOR
İnsan faaliyetlerinin gezegen sistemleri üzerindeki etkisi yalnızca karbon salımıyla sınırlı değil.
Tarımda kullanılan azot ve fosforun aşırı miktarda su sistemlerine ulaşması, alg patlamalarına ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olabiliyor. Plastik, DDT ve PFAS gibi insan üretimi kimyasallar da çevrede birikerek besin zincirine girebiliyor.
İlk “Gezegen Sağlığı Kontrolü” raporunun yayımlandığı 2023'te dokuz sınırdan altısının aşıldığı belirlenmişti. Okyanus asitlenmesinin de sınırın dışına çıkmasıyla sayı yediye yükseldi.
OZON TABAKASINDA OLUMLU TABLO
Dokuz gezegen sınırından ikisi ise hâlâ güvenli alan içerisinde bulunuyor: atmosferik aerosol kirliliği ve ozon tabakasının incelmesi.
Özellikle ozon tabakasında iyileşme kaydedilmesi, uluslararası çevre politikalarının etkili olabileceğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bilim insanları bu gelişmede, ozon tabakasına zarar veren kimyasalların kullanımını aşamalı olarak sonlandıran Montreal Protokolü'nün önemli rol oynadığını belirtiyor.
Aerosol kirliliğinde de küresel ölçekte gerileme görülürken bazı bölgelerde seviyelerin yüksek olmaya devam ettiği bildiriliyor.
PIK Direktörü Johan Rockström ise mevcut gidişatın değiştirilebileceğini belirterek, gezegen sınırlarının yeniden güvenli seviyelere çekilmesi için daha hızlı adımlar atılması gerektiğini söyledi.
