Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Diyanet Akademisinin Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 5 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlanan kararla görevden alındı. Kaan’dan boşalan göreve Prof. Dr. Ahmet Bostancı getirildi.
Görev değişikliği, Kaan’ın Çin devlet medyasına verdiği röportajın kamuoyunda yarattığı tartışmaların ardından geldi. Yayımlanan karar metninde, görevden almanın söz konusu açıklamalarla bağlantısına ilişkin bir gerekçeye yer verilmedi.
Çin'in Uygur politikalarını öven Diyanet Akademisi Başkanı Kaan’a tepki: Hiç mi vicdan kalmadı
ÇİN MEDYASINDAKİ SÖZLERİ TARTIŞMA YARATMIŞTI
Kaan, dokuz Müslüman ülkeden din adamlarının bulunduğu 17 kişilik heyetle gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Xinjiang platformuna röportaj vermişti.
Bölgedeki şehirlerin gelişmişliğini, farklı etnik ve dinî toplulukların birlikte yaşamasını ve güvenlik ortamını öven Kaan, Uygurların haklarına yönelik uluslararası raporlarda yer alan ihlal iddialarına röportajında değinmemişti.
Sincan’a ilk kez gittiğini belirten Kaan, bölgeye ilişkin önceki izlenimlerini şu sözlerle anlatmıştı:
“Aldığımız haberler doğrultusunda bu bölgenin bu kadar gelişmiş olduğu konusunda bilgilerim çok sınırlıydı, biraz da ön yargılıydı. Buraya gelip gördükten sonra gerçekten burada modern bir hayat var. Gelişmiş bir şehir standardı var.”
Kaan, farklı inançlara ve etnik kimliklere sahip insanların birlikte yaşamasına ilişkin soruya da “Farklılıkların bir zenginlik vesilesi olduğunu görmek gerçekten ümit verici, gerçekten mutlu edici” cevabını vermişti.
AKADEMİSYENLERDEN ELEŞTİRİ GELMİŞTİ
Açıklamalar, Uygurların yaşadığı hak ihlallerini göz ardı ettiği gerekçesiyle eleştirilmişti.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş, Kaan’ın Çin yönetiminin tanıtımına katkıda bulunduğunu savunarak şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu şahıs Diyanet Akademisi Başkanı. Nasıl da her şeyin çok güzel olduğunu anlatıyor ve Çin’in reklamına alet oluyor. Konuşmasının başında da ‘Bütün Diyanet personelini ben yetiştiriyorum’ diye hava atıyor. Yazık gerçekten. Hiç mi vicdan kalmadı insanlarda?”
Prof. Dr. Abdürreşit C. Karluk ise görüntülerin gerçek olmamasını umduğunu, ancak Türkçe kaydın kendisine ulaştırıldığını belirtmişti. Karluk, Kaan’ın sözlerini “ÇKP anlatısını kendi ağzıyla beyan ettiği” ifadeleriyle eleştirmişti.
“DİPLOMATİK BİR DİL TERCİH ETTİM” SAVUNMASI
Kaan, tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, Çin’deki resmî görüşmelerde din ve ibadet özgürlüğüne ilişkin sorunları gündeme getirdiğini söylemişti.
Başörtülü kadınların görünmemesi, ezanın dışarıya okunmaması, camilerde Kur’an bulunmaması ve gençlerin camilere alınmaması gibi konularda yetkililere sorular yönelttiğini belirten Kaan, röportajda ise devleti ve Diyanet’i temsil ettiği için diplomatik üslup kullandığını ifade etmişti.
Farklı kültürlerin birlikte yaşamasına ilişkin sözlerinin Çin yönetimine dış dünyaya açılma çağrısı içeren örtülü bir mesaj olduğunu savunan Kaan, “Doğu Türkistan ata yurdumuzdur, kırmızı çizgimizdir” demişti. Daha sonraki açıklamasında da sözlerinin bağlamından koparıldığını öne sürerek incinen Uygurlardan helallik istemişti.
BM’DEN İNSANLIĞA KARŞI SUÇ UYARISI
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 2022’de yayımladığı değerlendirmede, Sincan’daki Uygurlar ve diğer çoğunluğu Müslüman topluluklara yönelik keyfî ve ayrımcı gözaltı uygulamalarının insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceğini bildirmişti.
BM uzmanları, Ocak 2026’da da Uygurlar, Tibetliler ve diğer azınlıklara yönelik zorla çalıştırma iddialarından duydukları kaygıyı dile getirmişti. Çin yönetimi ise suçlamaları reddediyor.
