İmamoğlu, Mustafa Keleş'in savunmasında gözyaşlarına boğuldu: Bu delikanlıdan devlet adına özür diliyorum

İmamoğlu, Mustafa Keleş'in savunmasında gözyaşlarına boğuldu: Bu delikanlıdan devlet adına özür diliyorum

İBB davasının 34. gününde, Cebeci Maden Sahası’na ilişkin iddialar kapsamında tutuklu yargılanan Mustafa Keleş savunma yaptı. 11 aydır tutuklu olduğunu belirten Keleş, dosyada kendisine ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığını savundu. Keleş’in ailesi ve cezaevi koşullarına ilişkin sözleri duygusal anlara neden olurken, İmamoğlu, “Allah hiçbir anne babaya böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın. Ben bu delikanlıdan devlet adına, millet adına ve Yüce Türk yargısı adına özür diliyorum” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı İBB davasının 34. gününde duruşma, Cebeci Maden Sahası’na ilişkin iddialar kapsamında tutuklu yargılanan Mustafa Keleş’in savunmasıyla devam etti.

Tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in oğlu olan Mustafa Keleş, savunmasında 20 Haziran 2025’te “rüşvet alma” suçlamasıyla tutuklandığını, yaklaşık 11 aydır cezaevinde olduğunu söyledi. Keleş, aylar sonra kendisine tebliğ edilen iddianameyi okuduğunu ancak hakkında “rüşvet alma” suçuna ilişkin bir isnat görmediğini belirterek, “Ben 11 aydır olmayan, hayali bir rüşvet alma eylemi sebebiyle tutukluyum” dedi.

Keleş, iddianamede yer alan 59. eylem kapsamında çeşitli suçlardan cezalandırılmasının istendiğini, ancak savcılık aşamasında bu suçlamalarla ilgili kendisine tek bir soru bile sorulmadığını ifade etti.

ed66852d-c399-4b32-9193-8c33e951fa82.jpg
Mustafa Keleş

“TEK BİR BEYAN, TEK BİR DELİL YOK”

Mustafa Keleş, savunmasında hakkındaki suçlamaların somut delile dayanmadığını savundu. Dosyada kendisine yönelik “Mustafa Keleş şunu yaptı”, “Mustafa Keleş bana bunu yaptırdı” şeklinde tek bir somut anlatım bulunmadığını belirten Keleş, kendisi hakkında “dedikodu bile olmadığını” söyledi.

Keleş, savcılığın kendisini “örgüt yöneticisini denetleyen örgüt üyesi” olarak tanımladığını belirterek bu ifadeye tepki gösterdi. Örgüt iddiasının hiyerarşi mantığıyla da çeliştiğini savunan Keleş, “Hiyerarşi ne zamandan beri yukarıdan aşağı değil de aşağıdan yukarı işler oldu?” diye sordu.

“BABA-OĞUL OLMAK ÖRGÜT İLİŞKİSİ İÇİN YETERLİ Mİ?”

Keleş’in savunmasında en dikkat çeken bölümlerden biri, babası Fatih Keleş ile ilişkisi üzerinden kurulduğunu söylediği örgüt bağlantısına yönelik sözleri oldu.

“Savcılık babamın benim örgüt yöneticim olduğunu iddia ediyor” diyen Keleş, aralarında baba-oğul ilişkisi dışında herhangi bir örgütsel bağ bulunduğunu gösteren somut delil ya da beyan olmadığını söyledi.

Keleş, mahkeme heyetine şu soruları yöneltti:

“Babam bana hangi emir ve talimatı vermiş? Ben hangi emir ve talimatı yerine getirmişim veya ben kime emir ve talimat vermişim? Bu soruların cevabı aranmadan, safi baba-oğul olmak örgüt ilişkisi için yeterli gözüküyorsa o zaman Allah beni örgüt üyesi olarak mı yarattı, ben örgüt üyesi olarak mı dünyaya gelmiş oluyorum?”

“CEBECİ MADEN BÖLGESİ’NDE YETKİM VE DAHLİM YOK”

Mustafa Keleş, Cebeci Maden Sahası’na ilişkin iddialara da yanıt verdi. Kuzey İstanbul Gayrimenkul firmasında satın alma personeli olarak çalıştığını belirten Keleş, Cebeci Maden Bölgesi’nde yürütülen faaliyetlerde hiçbir görevi, yetkisi ya da dahlinin bulunmadığını söyledi.

Maden sahasındaki döküm faaliyeti, çıkarılan maden, saha yönetimi veya dizaynıyla ilgili herhangi bir işlem yapmadığını savunan Keleş, “Bu sahalarla ilgili hiçbir yetkim yok, hiç kimseye bir iş buyurmuşluğum veya emir vermişliğim yok. Madencilik faaliyetleriyle ilgili bir iş yapmışlığım da yok” dedi.

Keleş, HTS kayıtlarının incelenmesi halinde Cebeci Maden Bölgesi’nde çalışmadığının görülebileceğini de ifade etti.

“FATURA KESMEYİ BİLMİYORUM”

Savunmasında sahte fatura suçlamalarına da değinen Keleş, şirketlerde fatura işlemlerinin muhasebe birimleri tarafından yürütüldüğünü, kendisinin muhasebe programlarına erişimi olmadığını söyledi.

“Hayatımda fatura kesmedim” diyen Keleş, hakkında “sahte fatura süreçlerini yürüttüğü tespit edilmiştir” şeklinde bir ifade bulunduğunu ancak bunun nasıl tespit edildiğine ilişkin iddianamede bir delil ya da anlatım olmadığını savundu.

Keleş, “Ben gerçekten neyle suçlandığımı anlamadım. Benim hakkımdaki tespit nedir, delil nedir?” ifadelerini kullandı.

YURT DIŞINDAN DÖNDÜĞÜNÜ ANLATTI

Mustafa Keleş, kaçma şüphesi iddiasına da karşı çıktı. 30 Mayıs 2025’te bir arkadaşıyla üç günlüğüne yurt dışına çıktığını, dönüş biletinin 2 Haziran tarihli olduğunu belirten Keleş, babasıyla ilgili gelişmeleri yurt dışındayken öğrendiğini söyledi.

Buna rağmen Türkiye’ye döndüğünü belirten Keleş, “Ben bir suç işlemedim, suç işlemediğim için de korkmadım” dedi. Emniyete telefonla çağrıldığında da kendi isteğiyle gittiğini vurgulayan Keleş, kaçma şüphesini anlamadığını ifade etti.

“ANNEMİN GÖZÜNÜN İÇİNDEKİ ACIYA BAKMAYA DAYANAMIYORUM”

Duruşmanın en duygusal bölümü, Mustafa Keleş’in ailesinin yaşadığı süreci anlattığı sırada yaşandı. Keleş, annesi, kız kardeşi, babası ve kendisinin bir yıldır duygusal olarak ağır bir süreçten geçtiğini söyledi.

Annesi ve kız kardeşinin her gün duruşmayı takip ettiğini belirten Keleş, “Ben başta birkaç saniye el sallayıp şu merdivenden aşağı iniyordum. Çünkü artık annemin gözünün içindeki acıya bakmaya dayanamıyorum. Çünkü daha önce öyle bir acıyı onun gözünde görmedim” dedi.

Keleş, ailesine yaşatılanların takdirini mahkeme heyetinin vicdanına bıraktığını söyledi.

CEZAEVİ KOŞULLARINI ANLATTI: “21 KİŞİLİK YERDE 60 KİŞİ KALIYORUZ”

Mustafa Keleş, savunmasında cezaevi koşullarına ilişkin de çarpıcı ifadeler kullandı. 11 aydır “cinayet koğuşunda” kaldığını belirten Keleş, 21 kişi kapasiteli yerde 60 kişinin bulunduğunu, koğuşta yerde veya vardiyalı şekilde yatıldığını söyledi.

Keleş, “Küçük bir masanın etrafında 10 kişi oturmanız gerekiyor” diyerek yemek koşullarını anlattı. Koğuşta iki kez verem salgını nedeniyle karantina uygulandığını da belirten Keleş, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşandığını söyledi.

Keleş ayrıca, koğuşta babası hakkında çıkan haberleri izlemek zorunda kaldığını, bu haberler nedeniyle diğer tutuklularla tartışmalar yaşadığını belirtti.

SAVCIDAN DAİRE SORUSU

Savcı sorgusunda Mustafa Keleş’e, Kuzey Gayrimenkul A.Ş.’deki çalışma süresi ve işten çıkış süreci soruldu. Keleş, babasının 19 Mart’taki operasyonla alınmasının ardından işten çıkarıldığını, ancak istifa ettiğine dair herhangi bir belge imzalamadığını söyledi.

Savcı ayrıca Keleş’e üzerine kayıtlı daireyle ilgili sorular yöneltti. Keleş, söz konusu dairenin kiracının tahliyesi amacıyla patronunun talebi üzerine “inançlı işlem” kapsamında üzerine devredildiğini, buna ilişkin sözleşmenin dosyaya sunulduğunu belirtti.

İMAMOĞLU’NDAN MUSTAFA KELEŞ’E SORU

Mustafa Keleş’in savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, iddianamede Mustafa Keleş’in kendisi adına bir firmayı denetlediğinin yazıldığını belirterek Keleş’e doğrudan soru yöneltti.

İmamoğlu, “Muhtemelen bu olay yaşanmasaydı, karşılaşsaydık bir bayramda, ne yaptığını bilmeyerek ‘Okulun nasıl gidiyor?’ diye sorabilirdim sana” dedi.

Ardından Keleş’e, “Seninle hayatımızda çocukluğundan beri, bayramdan bayrama karşılaşıp sarılmanın dışında bir sohbetimiz oldu mu?” diye sordu. Mustafa Keleş bu soruya “Hayır” yanıtını verdi.

“BU DELİKANLIDAN DEVLET ADINA, MİLLET ADINA ÖZÜR DİLİYORUM”

Duruşma salonunda bu bölümde duygusal anlar yaşandı. Metne yansıyan bölümde İmamoğlu’nun konuşması sırasında “ağlama sesleri” ifadesi yer aldı.

İmamoğlu, Mustafa Keleş’in yanıtının ardından mahkeme heyetine dönerek, “Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın” dedi.

İmamoğlu sözlerini, “Ben bu delikanlıdan bu devlet adına, bu millet adına ve Yüce Türk yargısı adına özür diliyorum” ifadeleriyle tamamladı.

TAHLİYE TALEBİ

Savunmasının sonunda Mustafa Keleş, Fatih Keleş’in oğlu olmanın suç olmadığını belirtti. Dosyada kendisiyle ilgili tek bir somut olay anlatımı bulunmadığını, hiçbir tanığın kendisine suç isnat etmediğini, imza yetkisi veya mali işlemlere erişimi olmadığını savundu.

Keleş, yargılama sonunda beraat edeceğine inandığını belirterek tahliyesini talep etti:

“Tahliyemi talep ediyorum, anneme ve kız kardeşime kavuşmak istiyorum. Yaşadığım mağduriyete son verilmesini istiyorum.”

MUSTAFA KELEŞ'İN SAVUNMASI ŞU ŞEKİLDE:

Sayın Başkan, Sayın Heyet, ben 20 Haziran 2025 tarihinde rüşvet alma suçu iddiasıyla tutuklandım. Yaklaşık 11 aydır tutukluyum. Aylar sonra iddianame geldi, bana tebliğ edildi, iddianameyi okudum ancak hakkımda herhangi bir rüşvet alma suçu istinadı yok içinde. Dolayısıyla insan düşünüyor Sayın Başkan, ben 11 aydır olmayan hayali bir rüşvet alma eylemi sebebiyle tutukluyum ve tutukluluğum bu sebeple mi devam ediyor acaba? İddianamedeki 59. eylem kapsamında pek çok suçtan cezalandırılmam talep ediliyor. Bana savcılıkta bu suçlamalar hakkında tek bir soru bile sorulmadı ama bugün 59. eylem kapsamında bu suçlamalarla karşınızda sanık olarak bulunuyorum. Sayın Başkan, iddianame çıktığından beri 59. eylemi okudum, hala savcılığın bana bu suçlamaları neden yönelttiğini anlayabilmiş değilim. Benim aleyhimdeki delil nedir? İnanın laf olsun diye size bunu söylemiyorum Sayın Başkan. İddianamede savcılık benim pek çok suçtan cezalandırılmamı istiyor ama atılı bu suçları nasıl, hangi davranışlarım veya eylemlerim sebebiyle işlediğime dair hiçbir şey söylemiyor. 59. eyleme ve dosyaya baktığımda kendimle alakalı ne tek bir beyan ne tek bir delil göremedim Sayın Başkan. Hakkımda tek bir olumsuz söz, tek bir delil bulunmamasına rağmen bana neden bu suçlamalar yöneltiliyor? Bugün neden karşınızda tutuklu bir sanık olarak bulunuyorum?

Yaşananlara baktığımda bugün burada bulunma sebebimin babam üzerinden yürütülen bu süreç içinde ailemizin farklı fertlerinin de bu dosyaya dahil edilmesi olduğunu düşünüyorum. Bu belki ağır bir ifade gibi gözükebilir ama ben kendi yaşadıklarıma baktığım zaman başka bir açıklama bulmakta inanılmaz zorlanıyorum. Babam yaklaşık 13 aydır tutuklu, amcam Zafer Keleş 12 aydır tutuklu, ben 11 aydır tutukluyum. Kuzenim Murat Keleş yaklaşık 11 aylık tutukluluğunun ardından geçen hafta tahliye oldu. Sağ olun, aynı anda tutuklanmıştık zaten kendisiyle. Aylar sonra biz, aile olarak birbirimizi ancak bu mahkeme salonunda görebildik. Bugün burada kendimi savunmak için konuşmam gerekiyor ama neyle suçlandığımı tam olarak anlamadığım için kendimi savunmakta da güçlük çekiyorum. 11 ay sonra bugün ilk kez gerçekten karşımda muhatap bularak burada konuşabilme fırsatı buluyorum.

Sayın Başkan, ben 30 Mayıs 2025 günü, bir arkadaşımla beraber 3 günlüğüne yurt dışına çıktım. Dönüş biletim de 2 Haziran tarihliydi. Uçak indikten sonra havalimanındayken annem beni aradı, babamın önceki gün tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi'nden savcılığın huzuruna götürüldüğünü söyledi. Burada kendisinin çeşitli ifadeler vermesi yönünde yönlendirilmiş ve bu yönde ifade vermesinin hem kendi faydasına hem ailesinin faydasına olacağını, aksi halde aile üyelerinin zarara uğrayacağını söylemiş. Annem, sosyal medyada bu haberleri göreceğimi bildiğinden dolayı, babam için endişelenmeyeyim diye, beni arayıp bu haberi vermişti. Sayın Başkan, bunu size şu sebeple anlatıyorum; ben tüm bunları bilmeme rağmen ve halihazırda yurt dışında olmama rağmen adalete olan inancım ve kendimden yana hiçbir şüphem olmadığı için rahatlıkla geri dönüş yaptım. Ben bir suç işlemedim, suç işlemediğim için de korkmadım dolayısıyla. Hiçbir zaman içi boş sebeplerle babamı baskı altına almak adına tutuklanacağıma inanmamıştım ama 11 aydır tutukluyum ve karşınızdayım; bu saçma iddialara da cevap vermek mecburiyetindeyim.

Sayın Başkan, bütün bu sürecin en başında ben Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne telefonla ifade vermek üzere çağrıldım. İfade vereceğimi zannederek Emniyet Müdürlüğü'ne gittim, kuzenim Murat Keleş ile de orada karşılaştık beraber girişte. Daha tek bir kelime söylemeden, ağzımızı açmadan hakkımızda gözaltı kararı verildi. Bana ifademin savcılıkta alınacağı söylendi ve geceyi nezarette geçirdik. Ertesi günü savcı beyin huzuruna gittik. Savcı bey önce onun savunmasını veya ne deniyorsa onu aldı, ardından ben girdim. Savcı bey önce benimle sohbet ederek başladı, babama dair pek çok soru sordu bana. Babam hakkındaki soruların tamamını ben bildiğim ölçüde yanıtladım kendisine. Ardından savcı bey bana yasal olarak baban olduğu için soruları cevaplamak zorunda değilsin dedi ama babam hakkındaki tüm soruları geçmiştik zaten. Sonrasında bana rüşvet alıp almadığıma ilişkin sorular sordu. Ben neyin rüşvetinden bahsedildiğini anlamadığımı, herhangi bir rüşvet alıp vermediğimi, rüşvetle bir işim olmadığını, zaten benim kamu görevlisi de olmadığımı, çekirdek ailemden de kimsenin kamu görevlisi olmadığını kendilerine izah ettim. Savcılıktaki ifademde bana tek bir örgüt sorusu vesaire sorulmadı. Ardından ben nedenini anlayamadığım bir biçimde rüşvet almak suçlamasıyla tutuklamaya sevk edildim. Kuzenim Murat ile aynı Sulh Ceza Hakimliği'ne çıktık, beraber sorguya girdik, nihayetinde hem ben hem de o tutuklandı. Şu anda rüşvet almak suçundan tutuklu bulunuyorum. Bu saçma işleyiş, bana karar zaten önceden verilmiş, ne yaparsam yapayım tutuklanacakmışım dedirtiyor maalesef.

Kuzenim Murat ile bizi neden aynı anda gözaltına aldılar? Bize ortak sorular bile sorulmadı. Tek sorulan ortak soru babam hakkında olandı. Sayın Başkan, iddianamedeki 59. eylemi okuduğum zaman avukatıma ben mi dedim, anlamıyorum; çeşitli suçlar yazıyor çünkü orada. Ama benim bu suçları nasıl işlediğime veya bu suçların işlenmesine nasıl iştirak ettiğime dair bir şey yazmıyor. Dolayısıyla neden cezalandırılmak isteniyorum dedim. Avukatım bana "seni torba eyleme atmışlar" dedi. Yani ben pazardan aldıkları domates miyim, biber miyim? Niye benim bu suçlamaları yaptığıma dair, işlediğime dair bir delil olmadan, bir beyan da olmadan bunlara dair, bir etkin pişmanlık ifadesi olmadan bu suçlamaları yöneltiyorlar? Ben insanım.Savcılık babamın benim örgüt yöneticim olduğunu iddia ediyor ama aramızda baba-oğul ilişkisi dışında herhangi bir örgütsel bağ vesaire bulunduğunu gösteren tek bir somut delil veya bir beyan dahi yok. Babam bana hangi emir ve talimatı vermiş? Ben hangi emir ve talimatı yerine getirmişim veya ben kime emir ve talimat vermişim? Bu soruların cevabı aranmadan, safi baba-oğul olmak örgüt ilişkisi için yeterli gözüküyorsa o zaman Allah beni örgüt üyesi olarak mı yarattı, ben örgüt üyesi olarak mı dünyaya gelmiş oluyorum?

Bugüne kadar pek çok kişi duruşmalarda ben tek bir kişinin gerçeğe aykırı beyanıyla aylardır tutukluyum dedi. Benim hakkımda böyle bir beyan da yok. Dedikodu bile yok sayın başkan. İddianamede bana yöneltilen suçlamalarda Mustafa şunu yaptı, Mustafa Keleş bana şunu yaptırdı, Mustafa Keleş’le şu işlemi yaptık diye bir ifade geçmiyor. Dosyada kimisi sanık, kimisi müşteki, kimisi tanık pek çok kişi var ancak hiçbirinin ifadesinde ismimin geçtiği tek bir somut olay anlatımı yok. Buna rağmen örgüt üyesi olduğu ileri sürülüyor. Savcılık iddianamede beni örgüt yöneticisini denetleyen örgüt üyesi olarak tarif ediyor. Ben altını çizerek tekrar söylemek istiyorum. Örgüt yöneticisini denetleyen örgüt üyesi. Ben örgüt ne,yöneticisi ne, üyesi ne bilmiyorum. Ama avukatlar ben bu duruşmaya başından beri çok az kaçırdım geliyorum, avukatlar savunmalarını yapıyorlar örgütle alakalı. Örgütün var olması için en temel unsurun hiyerarşi olduğunu, bunun şart olduğunu söylüyorlar. Ben de dinliyorum kendilerini. O zaman savcılığın buradaki iddiasında çok açık bir mantık hatası var. Savcılık hiyerarşiyi olduğu gibi tersyüz etmiş. Hiyerarşi ne zamandan beri yukarıdan aşağı değil de aşağıdan yukarı işler oldu?

Savcılık, üye olduğunu söylediği alt konumdaki bir kişiye, yönetici olduğunu söylediği üst konumdaki bir kişiyi denetlettiriyor. Bir örgüt üyesinin yöneticiyi denetlediğini söylemek açıkça akıl ve mantık problemlerinin en basitiyle bile aykırı. Savcılığın hakkımdaki bu iddiası zaten kendi içinde bile çelişen ve çöken bir iddia. Dosyada iddianamenin benim hakkımda yaptığı bu örgüt üyesi tarifini doğrulayan veya destekleyen ne tek bir beyan var ne tek bir delil var. İma eden bile yok. Savcılık delil olmaksızın benim hakkımda yalnızca yorumda bulunuyor. Peki neden böyle bir yorumda bulunuyor? Fatih Keleş’in oğluyum diye mi?Savcılık iddianamede şirketin hesaplarını kontrol ettiğimi söylüyor. Efendim benim ne şirketin hesaplarına, ne mali kayıtlarına, ne de herhangi bir finansal verisine erişimim yok. Benim banka hesaplarına bakmamı gerektiren bir görevim de yok şirkette. Peki bu iddiaya dayanak bir delil var mı? Yok. Dayanak bir beyan var mı? Yok. Savcılığın bu iddiası akıl dışı ancak başka bir saçmalığa daha dikkat çekmek istiyorum. Sayın başkan babam Kuzey İstanbul Gayrimenkul Şirketi’nin zaten yönetim kurulu üyesi. Bir yönetim kurulu üyesinin şirketin faaliyetlerini ve kayıtlarını rahatlıkla talep edebilme, inceleme hakkına kanunen sahipken bana neden ihtiyaç duysun bu işlemler için? Yaşım ve şirkette çalıştığım pozisyonu düşündüğümde, ben nasıl Murat Gülibrahimoğlu gibi bir iş insanını ve onun şirketini denetleyebilirim anlamıyorum.

Her ne kadar hakkımdaki iddialar delilden yoksun olsa da hepsine kısaca cevap vereceğim. Sayın başkan öncelikle size kim olduğumu, işimin ve görevimin ne olduğundan bahsedeyim. Ben 2020 senesinde Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Ardından bir bir buçuk sene kadar babamın ortak olduğu Asır Çelik firmasında çalıştım. Ondan sonra pandemi sebebiyle bu şirketin işleri iyice duraksadığı zaman ben de babamın tanıdığı olan Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinde, Kuzey İstanbul Gayrimenkul firmasında satın almacı olarak işe başladım. Yani ben bu şirkete girdiğimde yaklaşık 23 yaşında yeni mezun sayılabilecek bir inşaat mühendisiydim. Çalışmaya başladığımda şirketin merkezi Levent Polat Plaza’daydı. İlk 6 ay yaklaşık düzenli olarak şirkete gidip geldim. Sonrasındaysa benim evim Beylikdüzü’nde olduğu için gidip gelmesi çok zorlamaya başladığı için uzaktan hibrit çalışma modeline geçtim. Satın almacı olduğum için yaptığım işin uzaktan çalışma imkanıyla da yapmam çok rahat mümkündü. Bu şekilde 2024 yılının eylül ayına kadar haftada iki veya üç gün şirkete gidip kalan günler evden çalıştım. 2024 yılının eylül ayında Beşiktaş Fulya’da kiralık bir eve çıktım ve işten çıkarıldığım 2025 nisan ayına kadar Etiler’deki şirketin merkezinde çalıştım. Bu bahsettiğim her şey HTS kayıtlarında bakıldığında çok açık gözükebilir.

Bu durumda 23-24 yaşında yeni mezun yani teknik veya pratik bilgisi bulunmayan veya kısıtlı sayılabilecek bir çalışanın, aynı zamanda çalışma süresinin çoğunu hibrit modelde geçiren bir çalışanın nasıl bir şirketin sahibinin faaliyetlerini denetleyebileceğini anlamıyorum. Sizin veya başkalarının aklına yatıyor mu? Şirketteki görevimden ve ne iş yaptığımdan da kısaca bahsedeyim. Benim işim hırdavat malzemesi, ofis mobilyaları, beyaz eşya, klima, ofis araç gereci, iş ve işçi kıyafetlerinin mevsimlik olarak, periyodik olarak alımı vesaire vesaire gibi belki birim fiyat olarak düşük ama kalem miktarı olarak, talep miktarı olarak yüksek olduğundan bir kişinin mesaisini gerektiren bu satın almaları yapmaktı. Bu ürünler hakkında fiyat araştırması yapıyordum. En uygun olan o günün şartlarına göre belki en uygun fiyat isteniyor veya en uygun en iyi kalite isteniyor veya en uygun termin süresi isteniyor; buna yönelik araştırmamı yapar daha sonra da bunun satın alınması amacıyla finansa bildirirdim. Ödemeler ve faturalandırma işlemleri finans ve muhasebe tarafından gerçekleştirilirdi. Sonrasındaysa ben ürünün teslim edilip edilmediğine bakardım. En fazla üründe bir defo varsa veya ayıplı bir ürün gelmişse bunun geri iadesini veya değişimini talep ederdim firmadan. Benim şirketin hesaplarına, muhasebesine, finansal işlemlerine, gelir gider kalemlerine veya mal varlığına ilişkin bir bilgim veya yetkim yoktur.

Benim çalıştığım şirkette bir imza yetkim bulunmamakta, ayrıca iş makinesi vesaire gibi bu büyük tutarlı diyebileceğimiz satın almaları doğrudan Murat Gülibrahimoğlu bizzat kendisi gerçekleştiriyordu. Tanıdığı firmalardan olan alım satımları da kendisi gerçekleştiriyordu. Ayrıca Cebeci maden bölgesindeki ofiste başka bir satın alma personeli çalışmaktaydı. Hakkımdaki diğer suçlamaların kaynağı ise Cebeci maden bölgesini ilgilendiren suçlamalar. Savcılık benim bu suçlara nasıl iştirak ettiğimi söylememektedir. Cebeci maden bölgesiyle ilgili benim herhangi bir faaliyetim bulunmamakta. Bu bölgede yürütülen çalışmalara ilişkin bir görevim olmadığı için söz konusu konuşulan faaliyetler hakkında da bilgim yok. Tekrar belirtmek isterim, maden bölgesiyle gerçekleştirilen döküm faaliyetiyle, çıkarılan madenle, bu sahaların yönetimi veya dizaynıyla vesaire alakalı herhangi bir yetkim ya da dahilim bulunmamakta. Herhalde HTS kayıtlarına da bakılınca Cebeci maden bölgesinde çalışmadığım gözükür. Bu sahalarla ilgili hiçbir yetkim yok, hiç kimseye bir iş buyurmuşluğum veya emir vermişliğim yok. Madencilik faaliyetleriyle ilgili bir iş yapmışlığım da yok. Çok fazla kişinin yalan yanlış da olsa ifade verdiği bir dosyada adımın bu sahalarla ilgili bir beyan içinde bile geçmemesi zaten bu gerçeği göstermektedir.

İddianamede sahte fatura düzenleme ve kullanma suçlarından bile cezalandırılmam isteniyor. Şirketlerde fatura işlemleri muhasebe birimleri tarafından yürütülür. Benim muhasebe programlarına erişimim yoktur. Bir satın almacının denetleme ya da diğer birimlerden olan bitenden haberdar olma şansı da yok. Sayın başkan iddianamede hakkımda sahte fatura süreçlerini yürüttüğü tespit edilmiştir yazıyor. Ben bu ifadeyi görünce şok oldum. Fatura kesmeyi bilmiyorum, hayatımda fatura kesmedim. Nasıl böyle bir tespit yapılmış olabilir acaba diye düşündüm. Arka sayfasına bakıyorum, ön sayfasına bakıyorum ne bir tespit var, ne bir delil var, ne bir beyan var, ne nasıl yaptığıma dair bir anlatım var; hiçbir şey yok. Olmayan şey varmış gibi yazılıyor, yine torba eylemin torba suçlamasına atılmışım. Tüm samimiyetimle anlattım, anlatmamda bir eksiklik görüyorsanız lütfen siz bana söyleyin. Ben gerçekten neyle suçlandığımı anlamadım. Benim hakkımdaki tespit nedir, delil nedir? Hayatımda ilk kez bir iddianame okudum ben. Günlerce acaba ben mi bir şeyi gözden kaçırıyorum diye kendimi sorguladım. Olmayan şey niye varmış gibi yazılıyor?

Sayın heyet, dosyada bana yöneltilen bir diğer konu üzerime kayıtlı olan ev meselesi ve esasında da savcılıkta bana sorulan tek husus bu. Bu husus aynen o zaman açıkladığım gibi saptırılıyor. Bu daire daha önce çalıştığım ofisin hemen yanındaki binada bulunmakta. Bu binada toplam 5 daire var ve eski patronum aynı binada şirketin adına ve eşinin adına da kiracısız şekilde daireler almıştı. Amacı şirketin hemen yanında bulunan bu apartmandaki daireleri toplayıp ileride herhalde bitişik olan parseli birleştirmekti diye ben düşünüyorum.Daha önce belirttiğim gibi eski patronum alt katımda kira— içinde kiracı bulunan bu daireyi satın almak istemiş, kiracıyı da çıkarmak istediği için benim üzerime bir mülk olmaması ve evimle işim arasındaki mesafenin uzaklığını gerekçe göstermek suretiyle ihtiyaca dayalı tahliye davası açabilmek amacıyla bunu geçici olarak üzerime devretmişti. Tapu devrinden hemen sonra kiracıya ihtarname gönderildi, tahliye davası açıldı. Buna ilişkin evraklar avukatlarımca dosyaya sunuldu. Tahliye davası hâlâ devam ettiği için daireyi geri devredemedim. Bu konuda yapılan sözleşmeler dosyaya sunuldu. Bu işlem üzerime hukuki yük olmaktan başka bir işe yaramadı. Bana zarar vermeyeceği düşüncesiyle patronumun arzusu üzerine gerçekleştirilmiş bir şeydi.

Buna rağmen bu işlem suç gelirlerini aklama olarak yorumlanmıştır. Bu evin parasının herhangi bir suçtan elde edildiğine dair en ufak bir şüphem olsa ben bu işlemi kabul etmezdim. Kaldı ki bu dairenin satış işlemi 29 Kasım 2022 tarihinde yapıldı. Aynı gün Murat Gülibrahimoğlu Bey’le beraber Vakıfbank Maslak Ticari Şubesi’ne gittik. Murat Bey kendi hesabından dairenin parasını nakit çekti, sonrasındaysa benim hesabıma yatırdı. Kasadan alınan ya da açıkta duran bir nakit para vesaire değildi. Dolayısıyla herkes tarafından, devletin her kademesi tarafından bu kadar itibar edilen bir iş insanının kamu bankası hesabından çektiği bir paranın suç geliri olduğuna ilişkin şüphemi gerektirecek en ufak bir durum oluşmadı. Ortada aklama gibi bir durum olsa bu parayı kendi hesabından çekmesi mi mantıklı olurdu? Ya da eğer sırf aklamak için bu daire satın alınmış olsa, niye alınır alınmaz tahliye davası açıldı? Kaldı ki savcılıkta vermiş olduğum ilk ifademde bu taşınmazın devrine ilişkin süreci aynen burada anlattığım gibi anlattım. Ortada benim saklamak istediğim bir husus ya da suç teşkil eden bir durum olsa ben niye en başından beri bu kadar şeffafça beyan edeyim bu süreci? Benim ailemin zaten ekonomik durumu kendi adıma bir taşınmaz almayı çok rahat mümkün kılabilecek bir seviyede. Yani istediğim takdirde ailem tarafından karşılandığını, dairenin kendi adıma alındığını söylerim, kimse de bir şey diyemezdi. Ben en başından itibaren savcılıktaki sorgumdan itibaren olay neyse, gerçek neyse eğmeden, bükmeden olduğu gibi anlattım, aynen bugün anlattığım gibi.

Sayın Başkan, sizin ve buradaki herkesin vicdanına seslenmek istiyorum. Kulağa kısa geliyor olabilir ama ben 11 aydır tutukluyum. Az önce bahsettiğim en kibar haliyle saçmalık diyeceğimiz sebeplerle 11 aydır bir delil olmaksızın, bir beyan olmaksızın, bir etkin pişmanlık ifadesi olmaksızın kapalı ceza infaz kurumunda tutukluyum. Annemin, kız kardeşimin, babamın ve benim bir yıldır içinde bulunduğumuz bu süreç dolayısıyla duygusal halde paramparça olduklarını ben biliyorum. Annem, kız kardeşim her gün bu duruşmaya geliyorlar, her gün geliyorlar bu duruşmayı takip ediyorlar. Ben başta birkaç saniye el sallayıp şu merdivenden aşağı iniyordum. Çünkü artık annemin gözünün içindeki acıya bakmaya dayanamıyorum. Çünkü daha önce öyle bir acıyı onun gözünde görmedim ben; ne anneannem vefat ettiğinde ne dedem vefat ettiğinde... Öyle yapınca da annem bana kızıyor, ben de artık sağına soluna bakıyorum, öyle el sallıyorum kendisine, gözünün içine bakamıyorum. Aileme yaşatılanların takdirini sizin vicdanınıza bırakıyorum.

Ben 11 aydır kapasitesinin 21 kişi olması gerektiği yerde 60 kişinin kaldığı, insanların sıkış tıkış yaşadığı bir cinayet koğuşunda kalıyorum. Koğuşta kalanlar bu sıkışıklık nedeniyle vardiyalı olarak ya da yerde yatmak zorunda kalıyorlar. Yani ben bölmemde böyle yürüyemiyorum, yan yan yürümem gerekiyor benim. Ranzadan geçemiyorum çünkü. Buna rağmen yerde yatılıyor, buna rağmen vardiyalı yatılıyor. Yemek yerken kaşığı böyle götürüyorum, çatalı böyle götürüyorum; küçük bir masanın etrafında 10 kişi oturmanız gerekiyor kalabalıktan dolayı. Koğuşumda insanların evine sıkan, arabasına sıkan, insanların ayağına sıkan, öz kardeşini bıçaklayan, hiç tanımadığı bir insana sırf uyuşturucunun etkisi dolayısıyla bıçaklayan insanlar bile tahliye oldu benden sonra geldi, benden önce çıktı gitti. Ben ne yaptım, niye hâlâ tutukluyum anlamıyorum.

Koğuşumda iki defa verem salgını nedeniyle karantina oldu. Diş ağrısının ne kadar dayanılmaz bir şey olduğunu bu salondaki hemen hemen herkes bilir diye düşünüyorum. Bu karantina uygulamaları aylar sürüyor ve dişiniz ağrısa bile, dişinizin ağrısından yerinizde duramasanız bile diş doktoru, verem şüphesi nedeniyle sizi kabul etmiyor. Üstelik koğuşumdaki televizyondan, gazeteden, babam hakkındaki ahlaksız iftiraların çirkinliğini ben biliyorum. Ben koğuşumdaki insanlarla bu haberler yayınlanırken kaç kere tartışmak durumunda bırakıldım. Başıma bir şey gelse beni buraya atanlar mı, yoksa arada bir yalan da söylenir canım diyen gazeteciler mi hesabını verecekti bilmiyorum. TCK'nın vesaire olduğu şu küçük kitapçıklardan var koğuşta, okuyorum. Tutuklular ve hükümlüler işledikleri suçlara göre, suça bakış açılarına göre, eğitim durumlarına göre, sanat ve müzik zevklerine göre ayrılır diye bir ifade var. Ben buna bakıyorum, etrafıma bakıyorum, gülebiliyorum sadece bu ifadeye. Bütün bu iftiralar atılırken annemin, kız kardeşimin başına bir şey gelir mi korkusuyla yaşamanın ne demek olduğunu ben biliyorum. Babama baskı kurmak isteyenler kadar, babamın adını verip tahliye olan iftiracılar da bugün benim burada bulunma sebebim olduğunu düşünüyorum. Hiçbirine hakkımı helal etmiyorum.

Ben SGK veya tapu kaydını karartabileceğim şüphesiyle mi tutukluyum? Kaçma şüphesi denilen şeyi hiç anlamıyorum. Yurt dışından nasıl döndüğüm konusunda size bahsettim. Amcam tutukluyken, babam tutukluyken ben çağrıldım, emniyet müdürlüğüne bizzat kendim gittim. Kuzenim geçen hafta tahliye oldu, arkada tutuksuz sanıklar bölümünde oturuyor. Ben tahliye olsam gideceğim yanında oturacağım. Kaçma şüphesini anlamıyorum. Ben bir örgüt üyesi değilim, illegal faaliyetlerin içinde bulunmadım. Dosyada ismimin geçtiği tek bir somut olay anlatımı yok, hiçbir tanığın benimle ilgili suç isnadı yok. İmza yetkim yok, herhangi bir konuda attığım bir imza, aldığım bir karar yok. Şirketin hesaplarına, mali işlemlerine erişimim yok. Bütün bunları siz de en başından beri önünüzdeki dosyalardan görebiliyorsunuz diye düşünüyorum. Fatih Keleş’in oğlu olmak bir suç değil. Yargılamanın sonunda beraat edeceğime inancım tam. Tahliyemi talep ediyorum, anneme ve kız kardeşime kavuşmak istiyorum. Yaşadığım mağduriyete son verilmesini istiyorum. Saygılar.

MUSTAFA KELEŞ, SAVCI SORGUSU:

Savcı: Verdiğiniz ifadede Kuzey Gayrimenkul A.Ş. firmasında 2,5-3 yıl çalıştım ama daha sonra öğrendiğim kadarıyla geriye dönük istifa ettirilmişim ama ben bir kağıt imzalamadım demişsiniz bunu biraz açar mısınız?

Mustafa Keleş: Doğru. Ben, babamın 19 Mart'ta operasyonla alınmasından, babamın ilk operasyonda alınmasından sonra benim şirketten çıkışım verildi ama ben buna ilişkin bir kağıtimzalamadım, ben istifa etmedim. Şirketten çıkışım yapılmış, zannedersem buna ilişkin dava açtık ama ne aşamada bilmiyorum ama ona ilişkin işverene dava açtık yani.

Savcı: Yani istifa mı ettiniz yoksa iş çıkışı mı yapıldı?

Mustafa Keleş: Benim işten çıkışım yapılmış, istifa ettirilmişim şeklinde. Ama ben bir şey imzalamadım.

Savcı: Tamam. Peki bu daire alımıyla ilgili savcılık aşamasında beyanınız var, daireden bahsetmiştiniz. Bu daireye kiracı çıkarmak için patronunuz talebiyle patronunuz adınaaldığınızı söylediniz.

Mustafa Keleş: Doğru

Savcı: Ama yine savcılık aşamasında babanıza ise patronunuzdan borç alarak kendinize aldığınızı söylemişsiniz. Bu hususta neden doğruyu söylediniz?

Mustafa Keleş: Babama başta bunu çünkü… Nasıl diyeyim? Hani biraz böyle olmayan bir şeyi almışım gibi yanlış anlamasın diye başta böyle söyledim. Ama daha sonra zaten gerçeği söyledim kendisine.

Savcı: Tamam. Yine avukatınız Sulh Ceza sorgusunda daire devrinin “inançlı işlem”olduğunu ifade etmişti. Siz bu hususta daire devrine ilişkin Murat Gülibrahimoğlu ile aranızda bir anlaşma yaptınız mı?

Mustafa Keleş: Evet yaptık, inanç sözleşmesi de sunuldu diye biliyorum dosyaya.

Savcı: Doğrudur, onu bir gönderirseniz sonra bakarız.

EKREM İMAMOĞLU, MUSTAFA KELEŞ’E SORDU:

Ekrem İmamoğlu: İddianamede -çok kısa- benimle ilgili, Mustafa Bey’e kısa bir soru sormak istiyorum. Sevgili Mustafa, değerli kardeşim, oğlum… Muhtemelen bu olayla yaşanmasaydı, karşılaşsaydık bir bayramda… (Ağlama sesleri.) Ne yaptığını bilmeyerek, “Okulun nasıl gidiyor” diye sorabilirdim sana. Bunu şunun için sordum: Benim adıma, “örgüt lideri” olarak bir firmayı denetlediğini yazmış bu lanet iddianame. Seninle hayatımızda çocukluğundan beri, bayramdan bayrama karşılaşıp sarılmanın dışında bir sohbetimiz oldumu?

Mustafa Keleş: Hayır.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan; Allah, hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın. Ben, bu delikanlıdan bu devlet adına, bu millet adına ve Yüce Türk yargısı adına özür diliyorum.

İlgili Haberler
YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN