İmamoğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na çok sert cevap: Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin! Ben siyasi tutsağım

İmamoğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na çok sert cevap: Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin! Ben siyasi tutsağım

Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla hakim karşısına çıkan İmamoğlu, savunmasında yargı süreçlerinin siyasi olduğunu öne sürerek, “Ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Bu ülkenin 87 milyon yurttaşı için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin” dedi. İmamoğlu’nun sözleri, Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce yaptığı “İmamoğlu siyasi tutuklu değil” açıklamasının ardından geldi.

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde hakim karşısına çıktı.

İmamoğlu savunmasının önemli bölümünü hakkında yürütülen dava ve soruşturmalara ayırdı. Son iki yılda yalnızca siyasi rakipleriyle değil, arka arkaya açılan davalar ve soruşturmalarla karşı karşıya kaldığını savunan İmamoğlu, yargı süreçlerinin siyasi amaç taşıdığını ileri sürdü.

“ALLAH KİMSEYİ 80 YAŞINDA BU DURUMA DÜŞÜRMESİN”

İmamoğlu, savunmasında özellikle tutukluluğuna ilişkin kullandığı ifadelerle dikkat çekti.

Hakkında 13 ayrı dava bulunduğunu, bunların 12’sinin ceza, birinin idari yargı davası olduğunu söyleyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Ben bugün çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıyayım. Ben tümüyle siyasi davaların muhatabıyım. Ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben bu ülkenin 87 milyon yurttaşı için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim ancak yaradana şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan caddelerde meydanlarda dolaşmayan toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değil Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin”

İmamoğlu ayrıca hakkında devam eden davalarda çok sayıda hakim değişikliği yaşandığını ve son aylarda onlarca kez duruşmaya çıktığını belirterek, hayatının “adliye koridorları ile cezaevi arasına sıkıştırılmak istendiğini” söyledi.

İmamoğlu, duruşmada yaptığı yaklaşık bir saatlik savunmada yalnızca dosyadaki suçlamalara değil, tutukluluğuna, hakkında yürütülen diğer davalara, yargı süreçlerine, Üsküdar Belediye Başkanvekilliği seçimine ve Türkiye'deki siyasi sisteme ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

“BUGÜN TAM 13 AYRI DAVANIN MUHATABIYIM”

İmamoğlu, hakkında açılan davaların siyasi rekabetten bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunarak şunları söyledi:

“Katılmamın engellendiği bir duruşma sonrası buradayım. Ve buradan bu hususta kıymetli halkıma seslenerek ne yaşadığımı anlatmak istiyorum. Tabii son iki yıldır yalnızca siyasi rakiplerimle değil, ardı ardına açılan davalarla, soruşturmalarla ve bitmek bilmeyen yargı süreçleri ile karşı karşıyayım.”

Türkiye’de ve dünyada seçim kazanmış bir siyasetçinin bu yoğunlukta yargı süreciyle karşılaşmasının örneğinin az olduğunu öne süren İmamoğlu, şöyle devam etti:

“Türkiye’de, hatta dünyada siyasi iktidarın karşısında seçim kazanmış bir siyasetçinin böylesine yoğun ve sistematik bir yargı sürecinin muhatabı haline getirildiği başka bir örnek bulmak kolay değildir. Bugün tam 13 ayrı davanın muhatabıyım. Bunların 12’si ceza davası, biri idari yargı davasıdır.”

İmamoğlu, bu davaların kendisinin siyasi olarak güçlü olduğu bir dönemde açıldığını savundu:

“Peki bunlar ne zaman yaşanıyor? İktidarın karşısında dört kez seçim kazanmışken, milletimizin teveccühü ile ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olmuşken ve Türkiye önündeki ilk seçimde iktidarın değişip değişmeyeceğini tartışırken, tüm araştırmalarda seçimi kimin kazanacağı belli iken... İşte tam da böyle bir dönemde siyasetin doğal rekabet alanında yarışmak yerine, milletin iradesine başvurmak yerine, milli iradeyi yok sayarak, gasp ederek benim hayatım adliye koridorları ile cezaevi arasına sıkıştırılmak ve orada bir şekilde psikolojik işkence ile geçirilmek isteniyor.”

“13 DAVADA 19 HAKİM DEĞİŞTİ”

İmamoğlu, yargılandığı dosyalardaki hakim değişikliklerine de dikkat çekti.

“Rakamlar yaşananların boyutunu tek başına aslında anlatmaya yetiyor. Muhatap olduğum 13 ayrı davada tam 19 hakim değişti. Hakkımda halen devam eden 12 ayrı ceza davası bulunuyor. İBB duruşmalarının başladığı 9 Mart’tan bugüne 82 kez duruşmalara katıldım. Bu hafta da beş günde beş duruşma deneyimini yaşamış oldum.”

Daha önce Silivri’de aynı gün üç ayrı mahkemede duruşmaya katıldığını anlatan İmamoğlu, “Bu nasıl bir siyasi korkudur? Ya da bu nasıl bir siyasi korkunun ötesinde, aslında tarifi imkansız bir psikolojidir?” diye konuştu.

"DAVA KİŞİSEL İŞKENCEYE DÖNÜŞTÜ"

Savunmasının devamında İmamoğlu, son aylarda katıldığı duruşmaları tek tek sıraladı.

“9 Mart'tan itibaren 76 kez İBB duruşmaları, 30 Mart'ta bilirkişi davası, 11-12-13 Mayıs, 6 Temmuz'da casusluk davası, 5 Haziran Tuzla davası vardı.”

İmamoğlu, Tuzla davasının önceki duruşmasına götürülürken cezaevi aracıyla yola çıkarıldığını ancak yaklaşık 60 kilometre gittikten sonra Silivri’ye geri döndürüldüğünü hatırlattı.

“Bir şekilde ne yazık ki bu yerleşkeden sorumlu başsavcılığın, hukuksuz bir biçimde, psikolojik işkenceyle beni yolun yarısından, 60 kilometre gittikten sonra geri döndürdüğü, tarihte olmamış bir biçimde kişisel işkenceye dönmüş bir dava günü... 6 Temmuz'da diploma davası, bugün yine 10 Eylül'de sizin huzurunuzda Tuzla davası. Toplam 83 duruşma oldu. Muhtemelen bu ayın sonunda 100 duruşmaya yaklaşan bir seyrin içerisinde olacağım.”

İmamoğlu, mevcut davada da hakimin değiştiğini belirterek, “Bu davada da hakimin değişmiş olmasını, yaşadığımız bu tablo içerisinde ne yazık ki doğal karşılamak elbette kolay olmuyor” dedi.

“YARGISIZ İNFAZLARLA VE MEDYA LİNCİYLE KARŞI KARŞIYAYIM”

İmamoğlu, kendisine yönelik yargı süreçlerini “siyasi” olarak nitelendirerek şunları söyledi:

“Evet, ben bugün çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan ve düşman hukukunu dahi aşan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıyayım. Yargısız infazlarla, devletin kurumlarıyla, müşterek medya linciyle, usulsüz soruşturma, kovuşturma, sorgu süreçleriyle, savunma hakkımın engellenmesi ve hatta kitabımın daha baskıya bile başlanmadığı bir ortamda okuruyla buluşmadan yasaklanmasıyla karşı karşıyayım.”

Bir davanın bitmeden diğerinin başladığını savunan İmamoğlu, “Hakkımda yapılanları, uğradığım hukuksuzlukları kronolojik olarak sıralamak bile çok güçleşmiştir. Bir dava bitmeden diğeri başlıyor. Bir soruşturmanın hukuksuzluğunu anlatmadan yenisi geliyor. Bir hakimin karşısından kalkıyoruz, başka bir hakimin karşısına geliyoruz” dedi.

HAKİMDEN MÜDAHALE

Bu sırada hakim, İmamoğlu’nun savunmasına müdahale ederek, “Şimdi savunmanızı bölmek istemiyorum ama toparlayalım, konunun özüne dönelim. Savunmamızı bu dava üzerine oluşturursak daha net bir sonuca ulaşabiliriz diye düşünüyorum” dedi.

ADALET BAKANI’NA ELEŞTİRİ

İmamoğlu, savunmasına devam ederek Adalet Bakanı Akın Gürlek'i de eleştirdi.

“Hangi kurala sığar böylesi bir manzara? Değil Türkiye tarihi, dünya siyasi ve hukuk tarihinde yoktur. Karşımızda siyasi iktidarın iradesi ve etkisi altında hareket eden, hukuku siyasi rekabetin aracına dönüştüren bir düzen vardır.”

İmamoğlu, Adalet Bakanı'nın kendi davaları hakkında yaptığı açıklamaları da eleştirerek şöyle konuştu:

“Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken ülkenin Adalet Bakanı da benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor. Yani aslında Adalet Bakanı ve HSK Başkanı kimliği ile savcısından hakimine müdahale etmeye ve etki altına almaya devam ediyor. Bu çok yüksek sorunlu bir durumdur.”

İmamoğlu, Anayasa, kanunlar ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, “Saray rejiminin siyasi hedefleri doğrultusunda işleyen bir yargı düzeni ile karşı karşıyayım” dedi.

“BEN SİYASİ TUTUKLUYUM, TUTSAĞIM”

İmamoğlu, savunmasının bu bölümünde tutukluluğuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu vahşi ve zalimliklerle dolu bir sürecin muhatabıyım. Ben tümüyle siyasi davaların muhatabıyım. Ben bu siyasi davaların, ikisi casusluk davası ve İBB davası gerekçe gösterilerek, özgürlüğümden mahrum bırakılıyorum. Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım.”

İmamoğlu, “Ben bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim” dedi.

Ardından Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi hakkındaki, "İmamoğlu siyasi tutuklu" değil sözlerine yönelik sert ifadeler kullanan İmamoğlu şöyle devam etti:

“Ancak yaradana şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin.”

ERDOĞAN’IN 2014’TEKİ SÖZLERİNİ HATIRLATTI

Türkiye’nin “tarihi bir çöküş” yaşadığını savunan İmamoğlu, Erdoğan’ın 2014 yılında söylediğini belirttiği sözleri hatırlattı.

“2014 yılında kendi ifadesiyle, ‘Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün bizzat kendi iktidarında yargıyı ve devletin bütün imkanlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam etmektedir.”

ÜSKÜDAR’DAKİ BAŞKANVEKİLLİĞİ SEÇİMİNİ GÜNDEME GETİRDİ

İmamoğlu, Üsküdar Belediye Başkanvekilliği seçimi üzerinden de iktidara tepki gösterdi.

“Üsküdar’da da yaşanan tam da budur. Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişleri tasfiye ederek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması...”

İmamoğlu, iki belediye meclis üyesine ilişkin soruşturmaları da gündeme getirerek, yaşananları “milli irade hırsızlığının somut örneği” olarak nitelendirdi.

“Seçilmişleri, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adayını, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmenin iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme, düzene ‘siyasi bir rekabet’ değil ‘siyasi soykırım’ demek gerekmektedir. Bu gözü dönmüş mekanizma yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacaktır.”

“YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR”

İmamoğlu, savunmasının devamında Türkiye’nin siyasi sistemine yönelik eleştirilerini sürdürdü.

“Bugünün kötü ve çökmüş siyasi manzarasını hep birlikte tespit ve ifşa etmek zorundayız. Milletimizle paylaşmak ve hep birlikte ortak bir mücadele kurmak zorundayız.”

CHP’ye yönelik “butlan” tartışmalarına da değinen İmamoğlu, “Bu zihniyet, ana muhalefet partisini dahi butlan gibi hukuken ve siyaseten kabul edilemez bir müdahaleyle işgal etmeye, milletin ve parti üyelerinin iradesini kendi güdümündeki bir yapıya teslim etmeye kalkışmıştır” dedi.

Yaşananların temelinde demokrasiden uzaklaşma olduğunu savunan İmamoğlu şunları söyledi:

“Milletimiz, Cumhuriyetimizin demokratik düzenini tehdit eden sayısız girişimle, hukukun üstünlüğünü aşındıran ve adalet düzenini ortadan kaldırmaya yönelen bir işleyişle karşı karşıyadır.”

İmamoğlu, Cumhuriyetin ve demokratik düzenin korunması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“Esasen yegane sorumluluğumuz 103 yıllık Cumhuriyetimizi, 200 yıllık demokrasi mücadelemizi, bin yılı aşan devlet geleneğimizi ve adalet düzenimizi korumak, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sonsuza dek güçlenerek varlığını sürdürmesi için çalışmaktır.”

“BİZ BİR PARTİ DEVLETİ DEĞİLİZ”

İmamoğlu, demokratik kurumların kişilere değil kurallara bağlı olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Demokrasi siyasetin doğru biçimde kurumsallaşmasıyla güçlenir. Siyasetin her şey olmadığı, siyasi parti liderlerinin kutsallaştırılmadığı, siyasetin kişilere değil kurallara bağlı olduğu ve yalnızca millete hizmetin bir aracı olarak görüldüğü bir düzeni kurmak zorundayız.”

“Çünkü biz bir parti devleti değiliz, olamayız. Biz bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir devlet de olamayız.”

2017’de yapılan sistem değişikliğini de eleştiren İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Türkiye'yi demokratik ve ekonomik açıdan zayıflattığını savundu.

“Ne yazık ki 2017'den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, devletin yetkilerini tek elde toplayan bu ucube sistemin milletçe esiri haline gelmiş durumdayız. Bu sistem ülkemizi yalnızca demokratik ve kurumsal açıdan zayıflatmadı; milletimizi fakirleştirdi, işsizliği büyüttü, geleceğe duyulan umudu aşındırdı.”

DAVANIN ŞADİ YAZICI’NIN ŞİKAYETİYLE BAŞLADIĞINI SÖYLEDİ

İmamoğlu daha sonra doğrudan yargılandığı dosyaya döndü. Eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’yı eleştiren İmamoğlu, davanın Yazıcı’nın şikayeti üzerine başladığını belirterek şöyle konuştu:

“Bugün burada olmamıza neden olan mesele de tam olarak kişilere bağlı hale getirilen bu siyaset anlayışının bir sonucudur. Siyaseti tek bir kişinin etrafında şekillendiren, o kişiye kendisini ispat etmek uğruna sınır tanımayan bu anlayışın temsilcilerinden eski Tuzla Belediye Başkanı, bana karşı sergilediği nezaketsizlik ve ardından ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ misali hakkımda şikayetçi olmasıyla tümüyle uydurma olan bu dava süreci başlamıştır.”

“BERAAT KARARI ESASTAN DEĞİL, USULDEN BOZULDU”

İmamoğlu, davada daha önce beraat ettiğini hatırlatarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararının esasa değil usule ilişkin olduğunu vurguladı.

“İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Dairesi'nin tamamen usule ilişkin verdiği bir bozma kararı olduğunu hatırlatmak isterim. Mahkemeniz daha önce dosyadaki tüm delilleri incelemiş, siyasi eleştiri niteliği taşıdığını tespit ederek beraatime hükmetmişti.”

İmamoğlu şöyle devam etti:

“Bölge Adliye Mahkemesi, bu esastan beraat kararını içerik yönünden haksız bulmamış, yalnızca basit yargılama usulü yerine genel hükümlere göre duruşma açılarak savunmamın alınması gerektiği gerekçesiyle usulden bozmuştur. Bugün burada değişmeyen maddi gerçekleri bir kez de bizzat kendi ağzımdan ifade etmek üzere karşınızdayım.”

“NEZAKETSİZ İFADESİ HAKARET DEĞİLDİR”

İddianamedeki “nezaketsiz” sözünün bağlamından koparıldığını savunan İmamoğlu, hakaret kastı olmadığını söyledi.

“İddianamede bağlamından koparılarak cımbızlanan ve şahsıma suçlama olarak yöneltilen ‘nezaketsiz’ ifadesi asla bir hakaret kastı taşımamaktadır. Aksine o gün orada yaşanan somut bir provokasyona ve şikayetçi Şadi Yazıcı'nın sergilediği ağır nezaketsizliğe verilmiş haklı bir tepkiden, bir durum tespitinden ibarettir.”

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra ziyaret ettiği ilk ilçe belediyelerinden birinin Tuzla olduğunu söyledi.

“30 Aralık 2019 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'yı makamında ziyaret ettim. Aynı gün ilçede çeşitli temaslarda bulundum.”

Kendisinin Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde dönemin AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından ziyaret edilmediğini anlatan İmamoğlu, kendi görev döneminde farklı siyasi partilerden ilçe belediye başkanlarıyla ilişki kurmaya özen gösterdiğini belirtti.

“Ben, beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. O dönemin AKP Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı, ne ziyaret etti, ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı. Bana yapılanı ben bir başkasına yapmam ve yapmayacağım diyerek bu şekilde görevimi yerine getirdim.”

ŞADİ YAZICI’NIN ANNESİNİN CENAZESİNE KATILDIĞINI HATIRLATTI

İmamoğlu, Şadi Yazıcı ile geçmişteki ilişkilerine ilişkin örnekler de verdi.

“Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul'un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim. Yine 9 Haziran 2021 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'nın annesi merhume Türkan Yazıcı'nın cenazesine de katılarak taziyelerimi ilettim.”

Kamu görevlileri arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı ve nezaket temelinde sürdürülmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, Tuzla’da görev süresi boyunca çok sayıda yatırım yaptıklarını ve Şadi Yazıcı'yı açılışlara ve toplantılara davet ettiklerini ifade etti.

TUZLA'DAKİ 2019 VE 2024 OYLARINI KARŞILAŞTIRDI

İmamoğlu, savunmasının son bölümünde Tuzla'daki yerel seçim sonuçlarını gündeme getirdi.

2019 seçimlerinde Şadi Yazıcı'nın 74 bin 227 oy aldığını söyleyen İmamoğlu, beş yıl sonra oyunun yaklaşık 10 bin azalarak 64 bine gerilediğini ve seçimi kaybettiğini ifade etti.

Kendi oylarının ise arttığını belirten İmamoğlu şunları söyledi:

“Peki Ekrem İmamoğlu bu şekilde davranarak kayıp mı etmiştir? Hayır. Milletimiz görür, milletimizin vicdanı çok özeldir. 2019 yılında 69 bin 944 oy alan Ekrem İmamoğlu, 2024 seçimlerinde tam 86 bin 78 oy alarak oyunu neredeyse 17 bin artırmıştır.”

İmamoğlu, “Buradan da görüyoruz ki bizim milletimiz nezaketsize ders, nezaketli olana ödül ve oy verir” dedi.

“ÖFKEYLE DEĞİL, VİCDANLA KONUŞUYORUM”

İmamoğlu, siyasi hayatı boyunca kullandığı dile dikkat ettiğini savundu.

“Benim vicdanım da devlet anlayışım da bana hep şunu söyledi: ‘Sen sana yapılanı bir başkasına yapma, kötü olanı asla bir başkasına yaşatma.’ Ben de öyle yaptım. Benden esirgenen nezaketi kimseden esirgemedim.”

“İyi insan olmak kadar kıymetli bir sermaye yoktur. Bana gösterilmeyen devlet ciddiyetinden bir adım geri durmadım.”

İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu ülkede söylediğim her sözü inanın bu hassasiyetle konuşurum. Söylediğim her sözün bir evde bir çocuğun kulağına gittiğini, bir gencin yüreğine, bir annenin duasına, bir babanın umuduna değdiğini biliyorum.”

“Bu yüzden öfkeyle değil, vicdanla konuşuyorum. Bu yüzden nefretle değil, sevgiyle konuşuyorum. Bu yüzden ayrıştıranların değil, birleştirenlerin, bir ve birlikte olmanın dilini kullanıyorum.”

“12 METREKAREYE 87 MİLYON İLE SIĞIYORUM”

İmamoğlu, savunmasının en dikkat çeken bölümünde Silivri’de tutulduğu hücrenin büyüklüğüne atıfta bulundu.

“Bakın ben buraya Silivri'den 12 metrekarelik hücremden çıkıp geldim. Bu salondan çıkınca yine hücreme döneceğim.”

Ardından şu ifadeleri kullandı:

“İnanın ben sevgi dolu kalbimle, milletimin duasıyla ve desteğiyle 12 metrekareye 87 milyon ile sığıyorum. Nefreti besleyen zihniyet ise bırakın bin 150 odalı sarayına sığmayı, 87 milyon ile koca vatanımızda bile buluşamaz ve sığmaz. Cennet vatanımız bile bu zihniyeti taşıyanlara zindan gelir.”

İmamoğlu ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Allah bu memleketi, halkını sevmeyenlerden, insanları birbirine düşürenlerden, milleti kutuplaştıranlardan, ‘taraf olmazsan bertaraf olursun’ diyenlerden, ‘tarafını seç’ diyenlerden, korkutarak transfer yapanlardan, hapse atarak milli iradeyi gasp edenlerden, farklı düşüneni düşman görenlerden, muhaliflerini susturmaya çalışanlardan korusun.”

“RAKİPLER SAVCILIK KORİDORLARINDA DEĞİL, MİLLETİN HUZURUNDA YARIŞMALI”

Savunmasının sonunda davanın yalnızca kendisi açısından değil Türkiye'deki hukuk düzeni bakımından değerlendirilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Bugün burada nezaketi de nezaketsizliği de size çok titiz bir şekilde anlattım. Bakınız son olarak, Türkiye'nin bu üzücü gündeminde bütün bu yaşananlar, siyasallaşmış yargı düzeninin çıktıları, birbirinden ayrı meseleler olarak görünebilir ama gerçekten öyle değildir.”

“Onun için Türkiye nasıl bir hukuk düzeninde yaşayacak, buna hep birlikte kafa yormalıyız. Umuyor ve diliyorum ki insanların, rakiplerin birbirleriyle savcılık koridorlarında değil, milletin huzurunda yarıştığı bir Türkiye'yi var ederiz. Mücadelemiz bu yöndedir.”

İmamoğlu, mahkemeden beraat talebini şu sözlerle dile getirdi:

“Bu absürt, anlamsız ve gereksiz davayı en hızlı şekilde sonuçlandırmanızı ve bu davayı aziz milletimizin gündeminden çıkartmanızı, bir an önce sonuçlandırmanızı size öneriyorum.”

ERDOĞAN’A SERT ELEŞTİRİLER

İmamoğlu savunmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarın yargı politikalarına yönelik sert eleştirilerde de bulundu.

Yargının siyasi rekabetin aracı haline getirildiğini söyleyen İmamoğlu, kendisinin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iktidarın rakibi olarak görüldüğü bir dönemde art arda davalarla karşı karşıya kaldığını söyledi.

İmamoğlu, seçilmiş belediye başkanları ve siyasetçilere yönelik süreçleri eleştirirken, yaşananları “milli iradenin etkisizleştirilmesi” olarak nitelendirdi.

ŞADİ YAZICI İÇİN “NEZAKETSİZ” SÖZÜNÜ SAVUNDU

İmamoğlu daha sonra davanın esasına ilişkin savunmasına geçti.

25 Ekim 2022’de Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi 3. Etap Açılışı’nda yaşanan gerginliğin ardından eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı için kullandığı “nezaketsiz” ifadesinin hakaret amacı taşımadığını savundu.

İmamoğlu, söz konusu ifadeyi “orada yaşanan somut bir provokasyona karşı durum tespiti” olarak kullandığını söyledi.

25 Ekim 2022’deki törende Yazıcı’nın konuşması sırasında salondan tepkiler yükselmiş, İmamoğlu da daha sonra, “O arkadaş burayı germeye gelmiş… Provokasyon devam ediyor. İlgilenmeyin, kötü söz sahibine aittir” ifadelerini kullanmıştı.

DAHA ÖNCE BERAAT ETMİŞTİ

İmamoğlu aynı dosyada daha önce beraat etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi kararı esastan değil usul yönünden bozmuştu. Yeniden yargılama kapsamında İmamoğlu’nun yüz yüze savunmasının alınmasına karar verilmişti.

İmamoğlu 5 Haziran’daki duruşmaya katılmak üzere Silivri’den Anadolu Adliyesi’ne doğru yola çıkarılmış, ancak yaklaşık 60 kilometrelik yolculuğun ardından cezaevi aracında arıza olduğu gerekçesiyle geri götürülmüştü. İmamoğlu daha sonra SEGBİS üzerinden duruşmaya katılmış ve yaşananlara tepki göstermişti.

Yeni duruşmanın ise dosyaya atanan hakimin kararıyla Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde yapılmasına karar verildi.

KILIÇDAROĞLU “SİYASİ TUTUKLU DEĞİL” DEMİŞTİ

İmamoğlu’nun “Ben siyasi tutsağım” sözleri, CHP’deki 38. Olağan Kurultay’a ilişkin mutlak butlan kararının ardından yeniden genel başkanlığa dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce yaptığı açıklama nedeniyle ayrıca dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu, 8 Eylül’de Euronews Türkçe’ye verdiği röportajda İmamoğlu için, “Siyasi tutuklu değil, siyasi görüşü dolayısıyla içeri alınmış bir insan değil” demişti. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı ile hakkındaki davaların birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini savunmuş, buna karşılık tutuklanmasını doğru bulmadığını da söylemişti.

YORUMLAR (15)
15 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN