Asırlardır kentin gündelik yaşam kültürünü şekillendiren sokak sakinleri, dijital dünyanın etkisiyle İstanbul sınırlarını aşarak küresel bir cazibe merkezine dönüştü.
Dünyanın dört bir yanından gelen seyahatseverler, spor yıldızları ve diplomatlar, megakenti artık yalnızca tarihi yarımadasıyla değil, patili dostlarıyla da tanıyor.
Formula 1 heyecanından uluslararası futbol finallerine kadar birçok dev organizasyonda kameraların odağı haline gelen sokak hayvanları, şehre resmiyetten uzak, kendiliğinden gelişen devasa bir turizm potansiyeli kazandırıyor.

KÜRESEL SAHNEDE PATİLİ YILDIZLAR PROTOKOLÜ GERİDE BIRAKTI
Gazete Oksijen'den Baran Can Sayın'ın haberine göre, dünya çapındaki organizasyonlar ve üst düzey diplomatik temaslar, kentin sevimli sakinlerinin uluslararası alandaki şöhretini her geçen gün perçinliyor.
Formula 1 yarışlarının Türkiye takvimine dönüşü kapsamında nisan ayında özel bir gösteri sürüşü gerçekleştiren Red Bull takımının Japon pilotu Yuki Tsunoda, Asya Yakası'ndaki Üsküdar sokaklarında gaza basmadan hemen önce piste fırlayan bir sokak kedisiyle karşılaştı.
Benzer bir enstantane, mayıs ayında İnönü Stadyumu ev sahipliğinde gerçekleşen UEFA Avrupa Ligi finali öncesinde yaşandı; UEFA resmi sosyal medya hesabı, stadyumda yaşayan bir kedinin karesini milyonlarca takipçisine sundu.
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) toplantısı için kente ayak basan Macaristan Başbakanı Peter Magyar da sokakta karşılaştığı bir kediyle çektirdiği fotoğrafı paylaştığında binlerce beğeni topladı.
SOSYAL MEDYADA CATSTANBUL ÇILGINLIĞI REKORLARI ALTÜST ETTİ
Kentin uluslararası platformlarda 'kedilerin şehri' veya popüler adıyla 'Catstanbul' şeklinde anılması, sosyal ağlardaki devasa etkileşim dalgasıyla doğrudan örtüşüyor.
Küresel fotoğraf paylaşım platformu Instagram üzerinde 'Istanbul cats' etiketiyle 80 bin 900, 'cats of Istanbul' etiketiyle 284 bin farklı paylaşım yer alıyor.
Sokak kültürünün simgesi olan hayvanlar adına kentte iki ayrı müze faaliyet gösteriyor.
Biri haftanın her günü kapılarını açık tutarken diğeri sadece hafta içleri ziyaretçi kabul eden bu iki mekan, yıllık toplam 100 bin ile 150 bin arasında konuk ağırlıyor.
Bu ilgi rakamları, 2025 yılında Galata Kulesi yapısını ziyaret eden 951 bin 338 kişilik resmi istatistikle kıyaslandığında, alternatif turizmin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.

AKADEMİK RAPORLAR SEVGİNİN KÜLTÜREL BAĞINI BELGELEDİ
Sokak hayvanlarının yakaladığı bu küresel ivme, üniversite çevrelerinin de dikkatini çekerek bilimsel çalışmalara konu oldu.
Prof. Dr. İçten Duygu Özbek, Doç. Dr. Gül Dilek Türk ve Doç. Dr. Yelda Özlem Kölgelier tarafından 2024 yılında hazırlanan 'Paws and Posts' (Patiler ve Gönderiler) başlıklı araştırma, bu fenomenin arka planını aydınlattı.
Akademisyenler, Instagram ortamında öne çıkan 11 farklı hashtag'i inceleyerek en yüksek etkileşimi toplayan 1393 gönderiye gelen 248 bin 483 yorumu taradı.
Yalnızca simgelerden ibaret ve Türklere ait ifadeleri eledikten sonra kalan 145 bin 751 yabancı yorum üzerinde yapılan çözümlemede, içeriklerin yüzde 96,7 gibi ezici bir oranla olumlu yaklaşımlar barındırdığı görüldü.
Yabancıların paylaşımlarında kedilerin tatlılığından ziyade Türk halkının hayvanlara duyduğu sevgiyi öne çıkardığını tespit eden araştırmacılar, kedileri, "Türkiye'nin ve İstanbul'un gayriresmi turizm elçileri" şeklinde kayda geçirdi.
GALATA'DA BAŞLAYAN TUTKU KÜLTÜREL BİR MÜZEYE DÖNÜŞTÜ
Turistlerin sokak hayvanlarına duyduğu ilgi, girişimcileri kalıcı sanat mekanları kurmaya yöneltti.
Galata bölgesinde hayata geçen Cat Museum Istanbul kurucusu ve yaratıcı yönetmeni Fatih Dağlı, projenin doğuşunu şu sözlerle aktardı:
"Uzun yıllardır turizm sektöründeyim.
Hem rehberim hem de Galip Dede Caddesi'ndeki mağazamda esnaflıkla uğraşıyorum.
Kedilerle yakınlığım ise mağazacılıkla başladı.
Mağazada sürekli sokak kedilerini beslemeye başladık.
O zamanlar dahi kedileri gören turistler fotoğraflarını çekiyordu.
Hatta sadece kedilerin değil, başında kediler olmasa bile mama ve su kaplarını bile fotoğraflıyorlardı.
Buradan müze fikri aklıma geldi.
Amacım İstanbul'un kedilerini bir kültürel öge haline getirmekti.
Müzeyi kendi kaynaklarımla Ocak 2024'te açtım.
Müzeyi açtığımdan beri 'Hafta sonu kedileri görmek için geldik' diyen insanlara rastlamaya başladım.
Mesela geçenlerde müzeye bir çift geldi.
Partneri kız arkadaşına kedileri çok sevdiği için sürpriz bir tatil ayarlamış. Avusturya'dan sırf kedileri görmeye gelmişler.
Bu Ayasofya, Boğaz, şiş kebap turizminden farklı bir şey. Ayrıca durum böyle olunca ziyaret odağı sabit bir mekan olmuyor.
Şehrin sokaklarını gezmeye itiyor insanları.
Müzenin ortalama günlük 200-250 ziyaretçisi var.
Planımız elbette ilk olarak ayakta kalmak.
Şu an 75'ten fazla sanat eseri barındırıyor.
Müzeye giriş hâlâ ücretsiz.
Ama operasyon büyüdüğünde ücretli hale gelecek.
İşte yaratılacak bu mali değer de sokak hayvanları yararına aktarılacak."

ÇOCUK TARİHİNİN KÖKLÜ SİMGESİ BEŞİKTAŞ'TA HAYAT BULDU
Kentin bir diğer tematik durağı olan Beşiktaş Kedi Müzesi ise hayvan sevgisini tarihsel bir arka planla ziyaretçilerine aktarıyor.
Kurum yöneticisi Şeref Özsoy, yazar Sunay Akın tarafından 15 yılı aşkın sürede derlenen koleksiyonun doğuşunu ve misyonunu şu ifadelerle dile getirdi:
"Oyuncak Müzesi dışında konsept müzeler de oluşturuyor.
Kedi müzesi için Beşiktaş Belediyesi'yle 2020 yılında görüşmeler başladı.
4 Ekim 2023'te müzeyi açtık.
Hafta içleri saat 9'dan 17'ye kadar açığız.
Açık olduğumuz günlerde ortalama 150-200 ziyaretçiyi ağırlıyoruz.
Amacımız kediler üzerinden yola çıkarak doğa, çevre ve hayvan korumacılığını aşılamak.
Kedinin seçilme nedeni ise çocuk tarihinde tarih boyunca en çok kullanılan sembolün kedi olması.
Aslında kedilerin meşhur olmasının iki farklı boyutu var.
Bizim toplumumuz açısından bakarsak, yüzyıllardan beri yaşamımızda olan hayvanlar kediler.
Osmanlı toplumunda mancacılar ismiyle sokak hayvanlarını besleyen kişiler vardı.
Ama yurt dışından gelenler için sosyal medya elbette kedileri daha görünür kıldı.
Şimdilik İstanbul kedilerine yönelik turizmin başlı başına bir branş olduğunu düşünmesem de İstanbul'a gelen turistlerin hatırı sayılır bir kesimi, 'Hazır böyle bir şey varken görelim' diye düşünüyormuş gibi görünüyor."
DÜNYACA ÜNLÜ KEDİ FOTOĞRAFÇISI GERÇEK BAĞI YERİNDE YAKALADI
Almanya'da yaşayan ve sosyal medya ağlarında 1,1 milyonluk takipçi kitlesine ulaşan kedi fotoğrafçısı Nils Jacobi de bu özel ilişkiyi belgelemek üzere bavulunu toplayıp kente gelen isimler arasında yer aldı.
Kendisini uluslararası alanda 'catographer' unvanıyla tanıtan Jacobi'nin 17 Haziran günü paylaştığı tanıtım videosu kısa sürede 800 bini aşkın beğeni sayısına ulaştı.
Şehre yaptığı yolculuğun nedenlerini ve gözlemlerini aktaran sanatçı, sokaklardaki atmosferi şu cümlelerle anlattı:
"Sosyal medyada profesyonel olarak böyle bir kariyer inşa etmeye başlayınca İstanbul'un dünyanın kedi başkenti olduğunu ispatlayan sayısız içerikle karşılaşmaya başladım.
İstanbullularla kediler arasındaki bu eşsiz ilişki beni büyüledi.
Kedi fotoğrafı çeken biri olarak İstanbul'u görmek zorunda hissediyordum.
Benim durumumda olduğu gibi, global olarak bilinmesinde en büyük rolü sosyal medya oynuyor.
Instagram, Youtube, Tiktok gibi platformlardan önce, İstanbul'da, hatta genel olarak Türkiye'de insanlarla kediler arasındaki bu ilişkiyi sadece ziyaret edenler bilirdi.
Bugün milyonlarca insan bunu ekranlarından görebiliyor.
İstanbul'a geldiğimde beklentilerimin üstünde bir durumla karşılaştım.
Sosyal medya genelde gerçekliğin idealize edilmiş bir versiyonunu size sunar.
Bu yüzden internette gördüklerimle deneyimlerim arasında bir nebze fark olmasını bekleyerek bir yeri ziyaret ederim.
Ama İstanbul hayal ettiğimden daha özeldi.
Kediler her yerdeydi.
İnsanlar onlarla gerçekten ilgileniyordu.
Yaptıkları her şey içtendi.
Turist çekmek veya sosyal medya içeriği çıkarmak için uydurulmuş mizansenler değil.
Sıradan, gündelik yaşantı.
Aslında İstanbul'un kedilerini viral hale getiren, sadece kediler değil; insanlar ve kedilerin kurduğu bu duygusal bağ.
Bu bağa tanıklık etmek, sosyal medyada gören kişinin merakını daha da arttıran bir unsur.
İstanbul'da en çok şaşırdığım şey, kedilerin insanların yanındayken ne denli özgüvenli ve rahat olduğuydu.
Bu da aslında onlara nasıl davranıldığının bir yansıması."

