Nepal ve Tibet sınırındaki Himalayalar’da meydana gelen son felaketin görüntüleri, doğanın devasa kaya ve buz kütlelerini ne kadar büyük bir güçle harekete geçirebildiğini bir kez daha gösterdi. 26 Ağustos’ta bir buzul kütlesinin çökmesinin ardından su, kaya, buz ve çamur vadilere doğru ilerledi; yerleşim alanları, yollar ve köprüler birkaç dakika içinde selin altında kaldı.
Reuters’ın son verilerine göre Nepal ve Tibet’te yaklaşık 1.500 kişi hâlâ kayıp, Nepal’de ise en az 170'den fazla kişinin yaşamını yitirdiği doğrulandı.
Felaket, farklı nedenlerle meydana gelmiş olsa da 63 yıl önce Avrupa’da yaşanan ve afet bilimi tarihine geçen başka bir olayı akıllara getirdi:
Vajont Barajı faciası.
BİR DAĞ PARÇASI BARAJ GÖLÜNE DÜŞTÜ
Tarih 9 Ekim 1963’tü. Kuzey İtalya’da Veneto ile Friuli-Venezia Giulia arasındaki Vajont Vadisi’nde saat 22.39’da, Monte Toc’un kuzey yamacından devasa bir kaya kütlesi kopmaya başladı.
İtalya Sivil Savunma Teşkilatı’nın verilerine göre heyelanın hacmi yaklaşık 270 milyon metreküptü. Longarone Belediyesi’nin kayıtlarında ise kütlenin yaklaşık 260 milyon metreküp olduğu ve saniyede 20-25 metre civarında hızla hareket ettiği belirtiliyor.
Bu, sıradan bir heyelan değildi. Yaklaşık 2 kilometrekarelik bir dağ yamacı, neredeyse tek parça halinde aşağı doğru kayarak Vajont Barajı’nın arkasındaki yapay göle girdi.

50 MİLYON METREKÜPLÜK SU DALGASI OLUŞTU
Dev kaya kütlesinin göle çarpmasıyla suyun büyük bölümü bir anda yer değiştirdi. İtalya Sivil Savunma Teşkilatı’na göre yaklaşık 50 milyon metreküplük dev bir su dalgası meydana geldi. Dalga önce Vajont vadisinin karşı yamacına doğru yükseldi, ardından geri dönerek barajın üzerinden aştı.
İtalyan İtfaiye Teşkilatı’nın tarihsel kayıtlarında suyun karşı yamaçta yüzlerce metre yükseldiği belirtiliyor. Ardından milyonlarca ton su dar vadiden aşağı doğru hızlandı. Hedefinde Longarone vardı.
BARAJ YIKILMADI
Vajont felaketinin en şaşırtıcı ayrıntısı ise bugün bile çoğu kişinin yanlış bildiği bir gerçek: Baraj çökmedi.
261,6 metre yüksekliğindeki dev beton kemer yapı, heyelanın ve dalganın ardından büyük ölçüde ayakta kaldı. Ancak dalga barajın üzerinden aşarak aşağıdaki Piave Vadisi’ne düştü.
Dolayısıyla yaklaşık 2 bin insanın ölümüne neden olan şey barajın yıkılması değil, baraj gölüne düşen dağın yerinden ettiği dev su kütlesiydi.

LONGARONE BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE YOK OLDU
Barajdan taşan su dar boğazdan çıktıktan sonra Longarone’ye doğru ilerledi. Kasabanın kendisini koruyabilecek zamanı yoktu.
Dev su, çamur, kaya ve enkaz kütlesi Longarone’yi ve çevresindeki Pirago, Villanova, Rivalta ve Faè gibi yerleşimleri vurdu. Longarone Belediyesi’nin tarihsel kayıtlarına göre kasaba neredeyse tamamen yok edildi.
İtalya Sivil Savunma Teşkilatı’nın resmi bilançosuna göre felakette: 1.917 kişi hayatını kaybetti. Bunların yaklaşık 400’ünün cesedine hiçbir zaman ulaşılamadı. Ölenlerin yaklaşık 1.450’si Longarone ve yakın çevresindeydi.
FELAKETTEN ÜÇ YIL ÖNCE DAĞ İLK UYARIYI VERMİŞTİ
Vajont’u sıradan bir doğal afetten ayıran en önemli nokta ise felaketin öncesinde yaşananlardı. Baraj, elektrik üretimi amacıyla SADE şirketi tarafından 1957-1959 yılları arasında inşa edilmişti. Ancak rezervuara su doldurulmaya başlandıktan sonra Monte Toc yamacında hareketlilik gözlendi.
4 Kasım 1960’ta, yaklaşık 700-800 bin metreküplük bir kaya kütlesi baraj gölüne düştü. Bu ilk heyelan yaklaşık 10 metre yüksekliğinde bir dalga meydana getirdi. Can kaybı yaşanmadı. Fakat dağın üzerinde daha sonra 1963’te kopacak dev kütlenin sınırlarını gösteren kilometrelerce uzunlukta çatlaklar oluşmuştu.
Mühendisler ve jeologlar yamacın hareket ettiğini biliyordu.
BARAJ GÖLÜNÜN SEVİYESİYLE HEYELANIN HIZI ARASINDAKİ BAĞ İZLENİYORDU
1960’taki heyelanın ardından rezervuardaki su seviyesi düşürüldü ve olası yeni bir heyelana karşı çeşitli teknik önlemler alındı. Daha sonra göl yeniden doldurulmaya başlandı.
İtalya’nın resmi turizm portalında yer alan Vajont tarihçesine göre rezervuar testleri sürerken dağın hareketleri de devam etti. Buna rağmen göl seviyesi yeniden yükseltildi.
Yamaç hareketinin hızı zaman zaman su seviyesine bağlı olarak değişiyordu. Felaketten önceki haftalarda ise Monte Toc’un hareketi giderek hızlandı. Başka bir ifadeyle dağın kaydığı artık bilinmeyen bir olgu değildi.
Asıl bilinmeyen, 260 milyon metreküplük kütlenin ne kadar hızlı düşeceği ve gölde nasıl bir dalga yaratacağıydı.
O GECE HALK TAHLİYE EDİLMEDİ
9 Ekim gecesi dağın hareketindeki hızlanma ciddi seviyeye ulaştı. Ancak aşağıdaki Longarone’de toplu tahliye yapılmadı.
Longarone Belediyesi bugün Vajont felaketine ilişkin resmi tarihçesinde üç temel insan hatasının altını çiziyor:
Jeolojik olarak uygun olmayan bir vadide rezervuar oluşturulması, göl seviyesinin güvenli sınırların üzerine çıkarılması ve felaket gecesi risk altındaki nüfusun tahliye edilmemesi.
Saat 22.39’da dağ çöktüğünde artık herhangi bir müdahale için çok geçti.
“BİR BARDAĞA TAŞ DÜŞTÜ, AMA TAŞ BİR DAĞ KADARDI”
Felaketten iki gün sonra İtalyan yazar ve gazeteci Dino Buzzati, yaşananları çok basit bir benzetmeyle anlatmıştı. İtalya Ulusal İtfaiye Teşkilatı’nın tarihsel arşivinde de yer verilen ifadede Buzzati, Vajont’u bir bardağa taş düşmesine benzetmişti.
Ancak bardak yüzlerce metre yüksekliğindeydi ve içine düşen “taş” bir dağ büyüklüğündeydi. Vajont’un fiziksel mekanizmasını belki de bundan daha basit anlatmak mümkün değildi.
GAZETECİ TINA MERLIN RİSKİ YILLAR ÖNCE YAZMIŞTI
Felaketin tarihindeki en dikkat çekici isimlerden biri de gazeteci Tina Merlin oldu.
L’Unità gazetesi için bölgeyi takip eden Merlin, daha 1959-1961 döneminde baraj çevresindeki jeolojik riskler ve bölge halkının endişeleri üzerine yazılar kaleme aldı.
Vajont Vakfı’nın kronolojisine göre Merlin hakkında “yanlış ve tedirginlik yaratıcı haber yaymak” suçlamasıyla dava açıldı. Ancak mahkeme gazeteciyi beraat ettirdi ve yazılarında yanlış veya abartılı unsur bulunmadığı sonucuna vardı.
UNESCO’ya sunulan Vajont dava arşivi dosyasında da Merlin’in felaketten yıllar önce bölgedeki tehlikelere ilişkin haberler yaptığı kaydediliyor.
MAHKEME: FELAKET ÖNGÖRÜLEBİLİRDİ
Facianın ardından uzun yıllar süren bir hukuk süreci başladı. Dava 1968’de başladı; temyiz ve Yargıtay aşamalarının ardından 25 Mart 1971’de kesin karar çıktı. İtalya Yargıtayı, felaketin meydana gelme olasılığının öngörülebilir olduğunu kabul etti.
SADE yöneticilerinden Alberico Biadene ve kamu görevlisi Francesco Sensidoni, öngörülebilir sel felaketi ve ölümler nedeniyle mahkûm edildi. Böylece Vajont, hukuken de yalnızca “kaçınılmaz bir doğal afet” olarak değerlendirilmedi.
BARAJ BUGÜN HÂLÂ AYAKTA
Felaketin üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen Vajont Barajı bugün hâlâ yerinde duruyor. Arkasında ise artık 1963 öncesindeki büyük rezervuar bulunmuyor.
Dağın kopan bölümü vadiyi doldurmuş durumda ve Monte Toc’taki dev heyelanın izi kilometrelerce uzaktan görülebiliyor.
Vajont bugün bir enerji projesinden çok mühendislik, afet yönetimi ve risk iletişiminde yapılabilecek hataların sembolü olarak ziyaret ediliyor.
Faciaya ilişkin ceza davasının yüzlerce dosyadan oluşan arşivi de 2023 yılında UNESCO’nun Memory of the World – Dünya Belleği siciline alındı.
NEPAL İLE VAJONT ARASINDAKİ ÇARPICI BENZERLİK
Nepal’deki son afet ile Vajont birbirinin aynısı değil. Himalayalar’daki olayda büyük bir buzul-kaya çökmesi nehir sistemine ulaşarak ani sel ve moloz akıntısını tetikledi. Vajont’ta ise dev bir kaya heyelanı insan eliyle oluşturulmuş baraj gölüne düştü.
Ancak iki olayın ürkütücü biçimde ortak bir fiziksel yönü bulunuyor:
Milyonlarca tonluk kaya, buz veya toprak kütlesinin aniden suyla buluşması, suyu olağanüstü hız ve enerjiyle yerinden ederek aşağıdaki vadilere yönlendirdi.
Nepal’de son günlerde ortaya çıkan, tonlarca ağırlıktaki kayaların sel içinde sürüklendiğini ve yerleşimlerin birkaç dakika içinde yok olduğunu gösteren görüntüler, 1963’te Longarone’de yaşananların nasıl mümkün olabildiğini de gözler önüne seriyor.
Vajont’un bıraktığı en önemli ders ise afetin kendisinden çok risk bilindiğinde ne yapıldığı oldu. 63 yıl sonra baraj hâlâ ayakta. Ancak barajın aşağısındaki eski Longarone’den o gece geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı.

