Düzenli aspirin kullanımı bağırsak kanseri riskini yüzde 50 azaltıyor

Düzenli aspirin kullanımı bağırsak kanseri riskini yüzde 50 azaltıyor

Kalıtsal genetik riskler nedeniyle bağırsak tümörü tehdidi yaşayan hastalar üzerinde yürütülen klinik araştırmalar ezber bozdu. Newcastle Üniversitesi öncülüğünde yapılan çalışmalarda, düzenli ve düşük dozda aspirin kullanımının ölümcül tümörlerin gelişmesini ve yayılmasını yüzde 50 oranında engellediği saptandı. Uzmanlar, bu tedavinin doktor gözetimi altında yapılması gerektiğini söylüyor.

İngiltere'de yaşayan mobilya üreticisi Nick James, ailesindeki yoğun kanser vakaları nedeniyle kendi sağlığı hakkında derin bir endişe duymaya başladı.

Nick James'in annesi bu hastalık yüzünden yaşamını yitirirken, erkek kardeşi dahil olmak üzere bazı yakın akrabaları da bağırsak kanseri ile mücadele etti.

Bu genetik risk üzerine test yaptırmaya karar veren Nick James'in, bağırsak kanserine yakalanma ihtimalini ciddi ölçüde yükselten Lynch Sendromu taşıdığı belirlendi.

Taşıyıcıların mutasyon türüne göre bu kansere yakalanma riski yüzde 10 ile yüzde 80 arasında değişiyor.

Karşı karşıya kaldığı riskin ardından Nick James, aspirinin tümör oluşumuna karşı koruyucu etkisini inceleyen uluslararası bir klinik çalışmaya katılan ilk gönüllü hasta oldu.

Newcastle Üniversitesi bünyesinde araştırmayı yürüten genetik uzmanı Prof. Dr. John Burn, Nick James'in tam 10 yıldır düzenli şekilde bu ilacı kullandığını ve vücudunda hiçbir tümör tespit edilmediğini bildirdi.

KLİNİK VERİLER EN YAYGIN AĞRI KESİCİNİN TÜMÖRÜ DURDURDUĞUNU GÖSTERİYOR

BBC Türkçe'de yer alan habere göre, sıradan bir ağrı kesicinin kalın bağırsak tümörünün yayılmasını veya oluşmasını engelleme potansiyeli tıp dünyasında büyük heyecan yaratıyor.

Geçtiğimiz yıl tamamlanan klinik çalışmalar, bu ilacın kansere karşı koruyucu gücünü gösteren kanıtları daha da sağlamlaştırdı.

Bazı ülkeler, yüksek riskli hastalar için bir koruma hattı kurmak amacıyla aspirini resmi kamu sağlığı kılavuzlarına ekledi.

Uzmanlar, bu ilacın uzun süreli kullanımının kesinlikle doktor gözetimi altında yapılması gerektiği konusunda hastaları uyarıyor.

Bilim insanları, ilacın bu koruyucu etkisinin altında yatan moleküler biyolojik nedenleri nihayet anlamaya başlıyor.

MEZOPOTAMYA KİL TABLETLERİNDEN MODERN LABORATUVARLARA UZANAN FORMÜL

Elde edilen son bulgular, insanlık tarihinin en eski ilaçları arasında yer alan aspirin hakkında dikkat çekici bir geçmişi ortaya koyuyor.

Arkeologlar, 19. yüzyılın sonlarında Irak sınırları içinde yer alan antik Mezopotamya kenti Nippur'da gerçekleştirdikleri kazılarda 4400 yıllık kilden yapılma tabletler çıkardı.

Bu tarihi tabletlerde bitkisel, hayvansal ve mineral maddelerle üretilen çok sayıda şifa reçetesinden söz ediliyordu.

Önerilen formüller arasında söğüt ağacından elde edilen bir maddeye ait kullanım talimatları da yer ediyordu.

Söğüt ağacının içinde, insan vücudunun ağrıyı hafifleten salisilik aide dönüştürebildiği salisin adlı bir kimyasal kimya laboratuvarlarında tescillendi.

Bu doğal bileşik, yapısal olarak günümüzdeki aspirine çok benzese de hastaların midesini ciddi şekilde rahatsız edebiliyordu.

Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar gibi kadim uygarlıklar da bu tedavi yöntemini yoğun şekilde kullandı.

Söz konusu bileşiğe yönelik ilk modern bilimsel çalışma ise İngiliz din adamı Edward Stone tarafından yapıldı.

Stone, kurutulup toz haline getirilen söğüt kabuğunun ateş düşürücü gücünü Kraliyet Cemiyeti'ne yazdığı 1763 tarihli bir mektupta detaylandırdı.

Yaklaşık 100 yıl sonra bilim insanları, salisilik asidi çok daha az yan etki sunan asetilsalisilik asit formunda sentezlemeyi başardı.

Bu yeni şifa formülü, kısa süre içinde Bayer markasıyla tüm dünyada resmi olarak satışa sunuldu.

KALP KRİZİ ÖNLEYİCİSİNDEN KANSER SAVAR HALE GELEN DEVRİM

Aradan geçen bir asrın ardından araştırmacılar, aspirinin kalp ve damar hastalıklarını önlemede beklenmedik bazı faydalar sağladığını fark etti.

İlaç, kanı seyrelterek ve pıhtılaşma hücrelerini daha az yapışkan hale getirerek kan pıhtısı oluşma riskini azaltıyordu.

Bu sebeple İngiltere'deki Ulusal Sağlık Servisi (NHS) gibi kamu sağlığı kuruluşları, kalp krizi veya felç riski yüksek olan kişilere düşük dozda aspirin önermeye başladı.

Takvimler 1972 yılını gösterdiğinde, potansiyel faydaların kanserin önlenmesine kadar uzanabileceği anlaşıldı.

Vücutlarına aktif tümör hücresi enjekte edilen laboratuvar fareleri üzerinde yapılan çarpıcı bir araştırma bu iddiaları destekledi.

Amerikalı bilim insanları, farelerin içme suyuna aspirin eklediklerinde, ilaç almayan hayvanlara kıyasla kanserin metastaz yani vücuda yayılma riskini önemli ölçüde düşürdüğünü saptadı.

Bu büyük keşif tıp dünyasında heyecan yaratsa da University College London (UCL) bünyesinde görev yapan onkoloji profesörü Ruth Langley, sonuçların pratik tedavilere hemen yansımadığına dikkat çekti.

İlacın insan organizmasında aynı koruyucu etkiyi gösterip göstermeyeceği net olmadığı için bu bulgu hayat kurtaran bir tedavi olmak yerine uzun süre bir soru işareti olarak kaldı.

OXFORD ÜNİVERSİTESİ GEÇMİŞ VERİLERİ İNCELEYEREK DÖNÜM NOKTASINI BAŞLATTI

Kanserle mücadele çalışmalarında asul dönüm noktası 2010 yılında gerçekleşti.

İngiltere'deki Oxford Üniversitesi bünyesinde çalışan klinik nöroloji uzmanı Prof. Dr. Peter Rothwell, aspirinin damar hastalıklarını önleme performansına dair geçmiş verileri yeniden mercek altına aldı.

Prof. Dr. Peter Rothwell, yaptığı detaylı analizlerde ilacın hem kansere yakalanma sıklığını hem de tümörün yayılma hızını net bir biçimde azalttığını keşfetti.

Bu durum, aspirinin kanser tedavisindeki ve önlenmesindeki rolüne yönelik akademik ilgiyi küresel çapta yeniden canlandırdı.

Ancak bu ilacı toplumun tamamı için genel bir kanser önleyici madde olarak tanıtmak ve yaygınlaştırmak oldukça zor görünüyor.

İdeal bir senaryoda araştırmacıların geniş bir kitle seçmesi, yarısına bu ilacı, diğer yarısına ise etkisiz plasebo hapı vermesi ve yıllar sonra kanser oranlarını kıyaslaması gerekirdi.

Fakat kanser hastalığının insan vücudunda gelişmesi on yıllar sürebiliyor; bu da böylesi bir araştırmanın çok uzun zaman ve devasa bütçeler gerektireceği anlamına geliyor.

İsveç'teki Karolinska Enstitüsü cerrahlarından Prof. Dr. Anna Martling, bu tarz bir deneyi yürütmenin neredeyse imkansız olduğunu ifade ediyor.

Bu nedenle bilim insanları yönlerini, geçmişte kanser atlatanlar ya da genetik olarak yüksek risk altında bulunanlar gibi spesifik gruplara çevirdi.

LYNCH SENDROMLU HASTALARDA TÜMÖR RİSKİ YARI YARIYA DÜŞTÜ

Tam bu noktada, bağırsak kanseri riskini büyük ölçüde artıran Lynch Sendromlu hastalar üzerinde Prof. Dr. John Burn tarafından yürütülen çalışma önem kazanıyor.

Prof. Dr. John Burn, 2020 yılında bu rahatsızlığa sahip 861 hastanın katılımıyla yapılan çığır açıcı araştırmanın sonuçlarını yayımladı.

Katılımcıların rastgele gruplara ayrıldığı bu çalışmada denekler 10 yıl boyunca titizlikle izlendi.

Araştırma ekibi, en az iki yıl boyunca günde 600 miligram aspirin kullanan kişilerin kolorektal kansere yakalanma riskini yarı yarıya indirdiğini tespit etti.

DÜŞÜK DOZLU TEDAVİ DE AYNI YÜKSEK ETKİYİ SAĞLIYOR

Ekibin daha sonra başlattığı ikinci bir klinik çalışma daha tamamlandı ve bu araştırmanın sonuçları şu an bağımsız bilim kurulları tarafından inceleniyor.

İkinci çalışmanın ilk verileri, çok daha düşük bir aspirin dozunun (75-100 miligram) aynı derecede etkili olduğunu, hatta daha etkili olabileceğini gösteriyor.

Prof. Dr. John Burn, "İki yıl boyunca aspirin alanlarda kolon kanseri görülme oranı yüzde 50 daha azdı" sözleriyle elde edilen başarının büyüklüğüne vurgu yaptı.

Verilerin zaman içinde daha net hale geleceğini belirterek çalışmaya birkaç yıl daha devam etmek istediklerini söyledi.

Bu ikinci araştırmada aspirin verilen ilk hasta olan Nick James'in de sağlanan bu büyük faydadan yararlananlar arasında yer aldığı tahmin ediliyor.

YAN ETKİ RİSKİNİ EN AZA İNDİREN YENİ TIP KILAVUZLARI

Günlük 75 ile 100 miligram arasındaki bu düşük miktar, kalp hastalıklarına karşı uygulanan koruyucu doz ile paralellik gösteriyor.

İkinci çalışmadaki bu doz düşüşü hayati bir önem taşıyor; çünkü aspirin kullanımı hazımsızlık, iç kanama, mide ülseri ve beyin kanaması gibi tehlikeli yan etkilere yol açabiliyor.

İnsan vücudu düşük dozları çok daha iyi tolere edebildiği için bu gelişme tedavinin güvenliğini artırıyor.

Elde edilen bu güçlü veriler resmi tıbbi tavsiye rehberlerini de dönüştürmeye başladı.

Prof. Dr. John Burn, "İngiltere'de, bulgularımızın bir sonucu olarak rehber değiştirildi" sözleriyle bu değişime dikkat çekti.

Ülkede 2020 yılından bu yana Lynch Sendromu taşıyan bireylerin 20'li yaşlardan itibaren bu ilacı kullanmaya başlaması öneriliyor.

Daha hafif vakalarda ise başlangıç yaşı 35 olarak tavsiye ediliyor.

İSVEÇ'TE KANSER HASTALARI İÇİN RESMİ MUTASYON TARAMASI BAŞLADI

Elde edilen çarpıcı sonuçlar, ilacın başka hastalıklara da faydalı olup olamayacağı sorusunu akıllara getiriyor.

Prof. Dr. Anna Martling, aspirinin daha önce kolorektal kanser teşhisi konulanlarda metastaz riskini azaltıp azaltamayacağını araştırdı.

Ekibi, benzer mutasyonları olan bağırsak veya rektum tümörlerine sahip hastalara odaklandı.

Prof. Dr. Anna Martling, "Kolorektal kansere yakalanan tüm hastaların yüzde 40'ında incelediğimiz mutasyonlardan biri bulunuyor" dedi.

Önceki araştırmalar, bu kişilerin aspirin tedavisine özellikle iyi yanıt verebileceğini gösteriyordu.

Üç yıl süren randomize kontrollü çalışmada 2.980 hasta incelendi.

Ameliyattan sonraki ilk üç ay içinde bir gruba günde 160 miligram aspirin verilirken, diğer gruba plasebo uygulandı.

Aspirin tedavisi gören grupta hastalığın tekrarlama riskinin yarı yarıya azaldığı görüldü.

AMELİYAT SONRASI ASPİRİN KULLANIMI NÜKSETME RİSKİNİ YARIYA İNDİRDİ

Bu sonuç son derece büyük bir başarıyı ifade ederken Prof. Dr. Anna Martling de incelenen hasta grubunun büyüklüğüne dikkat çekiyor.

Üstelik hem Martling'in hem de Burn'ün çalışmaları, aspirin kullanan hastalarda çok az yan etki görüldüğünü ortaya koydu.

Prof. Dr. Anna Martling'in Eylül 2025 tarihinde yayımlanan bu çalışması, İsveç'teki klinik uygulamaların hızla değişmesini sağladı.

Ocak 2026 tarihinden itibaren ülkede bağırsak kanseri teşhisi konan hastalar bu özel mutasyonlar yönünden taranmaya başladı ve uygun görülen hastalar için düşük dozda aspirin tedavisi tavsiye edildi.

ÜÇ ÜLKEDEKİ 11.000 KATILIMCIYLA DEVASA KANSER SEFERBERLİĞİ

Aspirinin diğer kanser türlerine karşı koruma sağlayıp sağlamadığı henüz kesinleşmiş değil; ancak yakında bu konuda net yanıtlara ulaşılması bekleniyor.

University College London bünyesinde onkoloji uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Ruth Langley; İngiltere, İrlanda ve Hindistan'da kolorektal, meme, gastroözofageal veya prostat kanseri geçmişi olan 11000 katılımcının yer aldığı devasa bir kontrollü çalışma yürütüyor.

Günlük 100 miligram ya da 300 miligramlık koruyucu dozların tümör üzerindeki etkileri mercek altına alındı ve araştırma ekibi gelecek yıl kesin sonuçlara ulaşmayı umuyor.

Prof. Dr. Ruth Langley, "Aspirinin diğer tümör tiplerine etkisini araştıran ilk ekibiz" açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Ruth Langley, Prof. Dr. Anna Martling'in kolorektal kanser konusundaki bulgularını doğrulamak ve farklı kanser türlerindeki spesifik mutasyon etkilerini ortaya çıkarmak adına yeni bir fon sağlamayı amaçlıyor.

Araştırmaların tekrarlanmasının kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Ruth Langley, sağlık otoritelerinin hastalara resmi bir tavsiyede bulunmadan önce en az iki bağımsız araştırma serisi görmek istediğini ifade etti.

KANSER HÜCRELERİN DOĞAL BÜYÜME YOLUNU KAPATAN ENZİM ENGELİ

Aspirinin kanseri nasıl önlediği sorusu uzun yıllardır gizemini korumaya devam ediyor.

Prof. Dr. Anna Martling, "Bu harika ilaç hem hücre içinde hem de hücre dışında çalışıyor" diyerek birden fazla biyolojik mekanizmanın devrede olabileceğine işaret etti.

Prof. Dr. Anna Martling'in kendi çalışmaları, ilaç tarafından baskılandığı bilinen ve hücre içinde yer alan Cox-2 adlı bir enzime odaklanıyor.

Bu enzimin, kontrolsüz hücre büyümesini tetikleyen bir mekanizmayı aktifleştiren prostaglandin adlı hormon benzeri bileşiklerin üretimine yol açtığı biliniyor.

BAĞIŞIKLIK HÜCRELERİNİ KANSERE KARŞI HAREKETE GEÇİREN GEN KEŞFİ

İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi bünyesinde kanser immünolojisi uzmanı olan Prof. Dr. Rahul Roychoudhuri ve ekibinin yaptığı son incelemeler ise bağışıklık sistemindeki T hücrelerinde bulunan farklı bir genin rol oynadığı mekanizmayı ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, bu genin yaralanma durumlarında kanın pıhtılaşmasını sağlayan tromboksan A2 bileşeni ile aktif hale geldiğini saptadı.

İlaç, tromboksan maddesini engellediği için kanserli hücreleri bağışıklık sisteminin radarına sokarak daha görünür hale getirebilir.

Bu durum araştırma ekibi için de büyük bir sürpriz oldu.

TROMBOKSAN SEVİYESİ İNSAN VÜCUDUNDA DA TÜMÖRÜ TETİKLİYOR

Prof. Dr. Rahul Roychoudhuri'nin yürüttüğü çalışma fareler üzerinde gerçekleştirildiği için elde edilen bu sonuçların insan organizmasında da geçerli olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Ancak Prof. Dr. Ruth Langley ve ekibinin yürüttüğü analizler, kolorektal ya da gastroözofageal kanser geçmişi olan bireylerin sağlıklı insanlara kıyasla çok daha yüksek oranlarda tromboksan seviyesine sahip olduğunu kanıtladı.

Bu durum, tromboksan maddesinin insanlarda da kanserin yayılmasını tetikleyen temel bir unsur olabileceği fikrini güçlendiriyor.

ULUSAL ÖLÜM ORANINI YÜZDE DÖRT AZALTAN HALK SAĞLIĞI POTANSİYELİ

Aspirinin düzenli olarak kimler tarafından ve hangi dönemlerde tüketilmesi gerektiği konusu tıp dünyasında tartışılmaya devam ediyor.

Bazı bilim insanları, kalp damar sağlığı ve kansere karşı sunulan bu faydaların ilacın çok daha geniş kitlelerce kullanılmasını gerektirdiğini savunuyor.

Geçmişte koruyucu bir önlem olarak bu ilacı bizzat tüketen Profesör Burn, halk sağlığı açısından büyük bir potansiyel gördüğünü ifade ediyor.

Prof. Dr. John Burn, büyük bir çalışma yaptıklarını ve 50 yaş üstü her bireyin 10 yıl boyunca düşük doz aspirin almasının, genel nedenler kaynaklı ulusal ölüm oranını yüzde dört oranında azaltacağını gösterdiklerini dile getirdi.

BİLİNÇSİZ ASPİRİN KULLANIMI KANSERDEN KAÇARKEN MİDEYİ DELİYOR

Ancak akademisyenlerin büyük bir kısmı ilacın yalnızca belirli hasta gruplarına reçete edilmesi gerektiği görüşünde birleşiyor.

Prof. Dr. Anna Martling, "Aspirini kanser hastalarına vermek başka bir şey ama sağlıklı insanlara zarar verebilecek bir şey sunmak tamamen farklı bir şey" sözleriyle uyarıda bulundu.

Ciddi yan etki potansiyeli taşıyan bu ilacın tüm insanlar veya tüm kanser türleri için çözüm olamayacağını vurguladı.

Lynch Sendromu taşıyan ya da bağırsak kanseri tedavisi gören kişilerin, düşük dozda düzenli kullanımın kendilerine fayda sağlayıp sağlamayacağını netleştirmek adına mutlaka uzman bir hekime danışması gerekiyor.

Prof. Dr. Ruth Langley de, "Aspirin kullanmaya başlamadan önce her zaman bir doktor veya başka bir sağlık uzmanıyla görüşün" tavsiyesinde bulundu.

İlaç üzerindeki bilimsel araştırmalar derinleştikçe tıp dünyasını yeni sürprizlerin beklemesi öngörülüyor.

Bu köklü ilacın 4000 yıllık geçmişinin önümüzdeki 1000 yıllarda da devam edip etmeyeceği merak konusu haline geliyor.

Gelecek nesiller, belki de ilacın bugün hayal dahi edilemeyen çok farklı versiyonlarından faydalanma imkanı bulacak.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN