4 Temmuz 2020 Cumartesi
BIST 100
115748
%-0,99
DOLAR
6,8612
%0,1
EURO
7,7521
%0,32
ALTIN
392.135
%0,2
23°/30°
İSTANBUL
Çoğunlukla güneşli
GÖRÜŞLER

İyilik yalnız iyilik içindir

A. Yağmur Tunalı
28.05.2020  00:59 - Son Güncelleme: 28.05.2020  11:11
+
-

A. Yağmur Tunalı, belediyelerin salgın mağdurlarına yönelik yürüttüğü yardım kampanyaları üzerinden değerlendirmede bulunuyor.

İnsanoğlu, yaptıklarından karşılık bekler. Buna iyilik de dâhildir. En azından bir teşekkür almak isteği duyar. Bir dereceye kadar insani kabul edilebilirse de bu bile iyiliği bozan bir duygudur. Şu var ki, iyiliği iyilik gibi “iyi yapmak” kolayına bulunacak bir iyilik hali değildir.

İnsan farkedilmek ister. Buna bağlı insan davranışlarını kontrol edemeyiş yüzünden iyilik veya yardım şeklinde düşündüğümüz ve yaptığımız birçok işimiz -tabir caizse- lekelidir. Çünkü teşekkürden daha ileri bir beklenti ihtiyaçlının derdine deva olacağı yerde daha büyük dertlerin kapısını aralar. Böyle durumların çoğaldığı ve sonuçlarının ağırlaştığı bir dönemden geçiyoruz. 

Kısadan söyleyeyim: Yardım eden kendini yüksekte bir yerde görür, büyüklük taslar, lütfeder gibi davranır ve minnet duyulmasını borç gibi dayatan hallere girer. Şimdi yaygın olan maalesef böyle bir anlayıştır. O kadar yaygındır ki iyilik ve yardım böyle yapılır görüşü normalleşmiş gibidir. Buna “iyiliğin bozulması” denebilir mi bilmiyorum. 

Eskilerde böyle durumları hicveden, kötülük gibi sergileyen ve yapanları değersizleştiren sıkı bir yaşayış ve ona bağlı sıkı bir söylem vardı. Yardımı yardım gibi yapma ruhu herkesçe bilinecek kadar çok işlenmişti. İyilik ve yardım kurumları yaratan bir kültür canlıydı. Yanlış hareket edenlerle ilgili fıkralar anlatılırdı. Nasreddin Hoca’ya mal edilen malum şemsiye fıkrası onlardandır. 

Hoca yolda yağmura yakalanır, arkadan şemsiyeli bir kişi yetişir ve sırılsıklam olmaktan kurtarır. Sonrası tam dediğimize örnektir. O kişi ikide birde ”seni ıslanmaktan ve hasta olmaktan ben kurtardım”der durur. Hoca, bu lafları duya duya iyice öfkelenir ve bu iyiliği kabul etmekten bin pişman,  kendini kaldırır, çaya atar. Döner ve ”Sen şemsiyeni tutmasaydın bundan da fazla ıslanmazdım ya” diyerek adamı susturur. Ömer Seyfeddin’in Diyet hikâyesindeki kol kesme de böyle iyiliği başa kakma ve bedel ödetme kötülüğüne verilmiş ağır bir cevaptır.

‘İYİLİK GİBİ İYİLİK’LER

“İyilikte yarışın!” diyen eski zamanların güzel ilkesi meydanda, seyirci önünde yarışın demezdi. İyiliğe doğru koşun manasında anlaşılırdı. Çünkü kazananı-kaybedeni olan hoyrat bir yarışın iyilik olmayacağı açıktır. Bugün, siyasetçiler ve gösterişçi hayatımız böyle davranmaya birçok engel koyuyor. Kazanan ve başa geçen politikacı, yaptıklarını sıralamakla kalmıyor, halkın kesesinden halka yaptığı yardımları alanları listeleyerek ve afişe ediyor. Bununla da kalmıyor, “Şöyle şöyle davranmazsan bunları göremezsin” diyerek, her yardım ulaştırdığı kişiye şantaj uyguluyor, açlıkla korkutuyor.

Yakınlarda bu durumu kısmen değiştiren yardım şekilleri görünce sanki çevremizde bir rahatlama yaşanmaya başladı. Unuttuğumuz iyiliği hatırladık. Ankara Belediyesi’nin başlattığı İstanbul ve birkaç küçük-büyük belediyenin de katıldığı yardım kampanyaları böyle “iyilik gibi iyilik”ler halinde ülkemize sevilerek, benimsenerek yayıldı.

Anladık ki, iyiliği başa kakan, ben yaptım kabalığından, “iyiliksiz iyilik” olmaktan nasıl çıkaracağımızın yolları bu ülkede kolaydır. Çünkü büyük bir tarih, vakıf kültüründen başlayarak çeşitlendirdiği yardımlaşma şekilleriyle, oluşmuş gelenekleriyle henüz tam unutulmuş değildir. Son yıllarda olanları Türk anlayışının devamı gibi yaşamadık. Politika ve ben “Ben! Ben!” diyen mağrur-bencil politikacı tipi ve ona bağlı hareket eden sonradan görme zenginler nesli bu bozgunda başı çekiyordu. Hoyratça bir işti.

‘SEN ÇALIŞMA, BEN SANA BAKARIM!’

“Yeni başlamış bir bozulma değildir, öteden beri vardı.” diyenler doğru söyler. Fakat son yıllarda azgınlaştı ve toplumu bu tür sahteliğe ve sahteciliğe iyice alıştırdık.

Üstelik din sosuyla bezeyerek yaptığımız için toplumun çoğunluğu kolayca kabul etti ve böyle alıştı. Dikkat edin insanımız, bundan dolayı, bırakalım tarihi,  yaşadığımız dönemlerde hiç görmediğimiz kadar eziktir.

İsim vermek istemem ama netleştirmek için artık herkesin durumunu öğrendiği bir isim üzerinden hatırlatmada bulunmak yanlış olmayacak. Melih Gökçek’in, “Ben gidersem size kimse yardım etmez!” diyerek halkı ve aynı gerekçeyi kullanarak partisini de ikna ettiği ve birkaç seçimi kıl payı da olsa kazandığı herkesin dilindeydi. 200 bin ailenin oyunu böyle elde tutmaya çalıştığı konuşulurdu.

O gitti, Mansur Yavaş geldi ve vatandaş gördü ki yardım kesilmedi, azalmadı, arttı. Gelirler azalmasına rağmen arttı. Ayrıca belediye başka kesimlerin problemleriyle de ilgilendi ve korona günlerinde onlara da çeşitli şekillerde yardım kapıları açtı. Bunu da kimseyi incitmeden, iyilik gibi yapmanın da yolunu bularak yaptı, yapıyor.

Kimseye “Bana borçlusun demeden yapılan iyilik iyiliktir.” anlayışına dönülür gibi bir görüntü oluştu. Bahsettiğimiz örneklerdeki gibi merkezî yönetimin de benimseyip uyguladığı yaygın yardım tutumları farklıydı ve insani değildi. Oradan dönmek toplumun ruh sağlığı açısından kaçınılmaz görünüyor. Bunu artık daha kolay konuşuyoruz. Çünkü yeni ve farklı örnekleri gördük. Niçin dönmemiz gerektiğini yapılanları ve etkilerini hatırlamakla daha açık anlarız.

Bozan hatalarımızı artık çok iyi düşünmek zorundayız. Hatırlayın, “Sen çalışmasan da ben sana bakarım..” demekle başladık. Çalışmayı, çalışarak kazanmayı kutsal sayan anlayışa ters hareket ettik. İnsanlarımızı tembelleştirdik. “Toprağını sen ekme! Ekmezsen de ben sana Avrupa fonlarından şu kadar vereceğim…”  diyerek üretimi bıraktırdık. Tarımla beraber hayvancılık da bu küçük arazi sahiplerinden uzaklaştı, sadece büyük çiftliklere kaldı. Milyonlar ele bakar, muhtaç, dilenci haline geldi. Olacak iş değildi, bunu yaptık. Giderek “Bana bağlısın, ben varsam sen doyarsın, yoksa aç kalırsın.” noktasına geldik. Bunların herşeyden önce insan haysiyetine aykırılığını konuşan olduysa da susturduk.

BAĞIRMAYAN İYİLİKLER

Beni sevindiren bu durumun değişiyor olmasıdır. Belediyelerin, her türlü kısıtlamaya rağmen iyi gitmesini, seçenek oluşması ve sunulması gibi görüyor ve bunun için önemsiyorum. Sıkça yazdığım aydın ve vatandaş tavrıyla ilgili temel ilkeyi tekrar etmek istiyorum: Konuşulsun, tartışılsın ve hayatımızda siyaset dışı bir yaşama güzelliği halinde iyilikler yeniden yerleşsin ve devam etsin istiyorsak bunu yapacağız. Tebrik edeceğiz, tenkıd edeceğiz ama mutlaka yolunca-yordamınca konuşacağız. 

Ankara, İstanbul, Mersin, İzmir, Gaziantep belediyeleri ve adını, yaptıklarını belki duymadığımız pek çok belediye, bu konuda olağanüstü işler yaptı, yapıyor. Ankara Belediyesi’nin, yirmi bin kişiye bir aylık iftar kampanyasını hayırsever vatandaş üç günde tamamlandı. Millet, güvendiği, hayrını çar çur etmeyeceğini, çalmayacağını düşündüğü yere böyle yardıma koşar. Mansur Yavaş’ın belediyesi peşpeşe böyle adımlar attı. Doğrudan yardımlar yanında, esnafı ve borçluyu rahatlatacak, Osmanlı âdeti, “Bir borçlunun borcunu sil” kampanyası olağanüstü bir başlangıçtı ve çok iyi sonuçlar verdi. Dikkat buyurun, burada bu borçları ödeyenlerin adı gizlidir. Borçlular da kimin ödediğini bilmez. Bu bir yaptığını bin gösteren son yılların gösterişçi dindarlığına ters bir anlayıştır.

Türk toplumu, yüzyıllar içinde gösterişçiliğin ayyuka çıktığı şu son yıllardaki gibi değil, bu “sağ elin verdiğini sol el görmesin!” zihniyetiyle hareket etti. Belediyelerin bu yüzyılların getirdiği anlayışa, köklü geleneğe uygun hayır öncülüğü beni bunun için çok heyecanlandırdı.

İncelmiş, yüksek insani değer yüklü kültüre ve bu yönde şekillenen Türk inanışına dönüşe zemin hazırlayacak bir örnek olduğu için çok sevindirdi.

Eskiler, ‘Hal sârîdir” derlerdi. Yani yapılanlar, edilenler ve onları yapıp edişlerimiz de –söz yerindeyse- virüs gibi yayılır. Bu da öyle oldu. Hızla Ankara’dan başka şehirlere geçti, örnek alındı. Mesela,  İstanbul Belediyesi de aynı anlayışa, binlerce ailenin su ve gaz faturalarının ödenmesi kampanyasıyla katıldı. O da çok başarılı devam ediyor. Halkımız, iyilik gibi iyilikleri özlediği için anadan atadan öğrendiği bu yaşama şekillerine koşar adım katılıyor.
Müsaadenizle, bunların yapılan herşeyden daha önemli olduğunu söylemek zorundayım.
Çünkü bu yapılanlarda tarih var, kültür var, ecdâda benzeme var.


 

BUNLARDA İLGİLİNİZİ ÇEKEBİLİR
Asya jeopolitiğinde sarsılan fay hattı
Siyaset içi siyasetin zor(unlu)lukları
’Kırılım çağı’ klasik yapıları yerle bir etti
KARAR
YUKARI