Hilmi Yavuz’un Kâmil Fırat’ın “fotoğraf sergileri üzerine” yazdığı denemeler Everest Yayınları tarafından kitaplaştırıldı; Kâmil Fırat’ın fotoğraflarıyla. Şimdi, daha doğrusu 5 Aralık’tan bu yana [31 Ocak’a kadar] bu fotoğraflar Çukurcuma G-Art’ta sergileniyor; Hilmi Yavuz’un sözcükleriyle.
“Metin her zaman bir sorundur” diyor Kâmil Fırat: “Sözcükler fotoğrafın anlamını kapsar ve hatta bazan onu örter.” Bir haberle, bir yazıyla “birlikte” iletiliyorsa... Hilmi Yavuz’un Kâmil Fırat’ın fotoğrafları üzerine yazdığı yazılar da söz konusu fotoğrafları “çerçeve” içine alıyor. Ona peşin “anlam” yüklüyor. Hilmi Yavuz’un “kadrajından” görünen bir anlam...
“Kapadokya” fotoğrafları arkasındaki sessizliği gösteren bir cam oluyor Hilmi Yavuz için. “Pervane” fotoğrafları Ahmet Haşim’in Karanfil şiirini, “Kıyı” Dünya’nın ilk inşa projesindeki kurucu geometriyi anımsatıyor Hilmi Yavuz’a. Onlarca “Kubbealtı” fotoğrafıyla, bürokratik Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve iktisadi merkeziyetçiliği arasında ilişki kuruyor.
Fotoğraflanan şey o fotoğrafın “nesnesiyse” yani, bu sergide/kitapta Hilmi Yavuz tarafından sözcüklerle “fotoğraflanan” şey [yani Kâmil Fırat’ın çektiği fotoğraflar] nesneye dönüşüyor. Hoca’nın yazdıkları da “imgeye” haliyle. Basitçe tekrarlamalı: gerçeklik/nesne Kâmil Fırat’ın kadrajına takılınca imgeye... Bir sergi için çerçevelenip duvara asılınca nesneye... Bu nesne [fotoğraf] Hilmi Yavuz’un “kalemine” [sözcüklerine] takılınca bu kez tekrar imgeye dönüşüyor. Birbirine dönük, birbirinin içinde çoğalan aynalar gibi... Okuyana, bakana değil hem bakıp hem okuyana “anlam üretme” şansı bırakmadan.

“Fotoğraf” ile “bakan” arasına “yazar” girmiş, “çağrışım/anlam” onun tarafından verilmiştir bir parça. Retorik ve kuşatıcı. Sözcükler ile Fotoğraflar “beraber” yorumlanacak, her şeyden önce bir Şair ve Felsefeci olarak Hilmi Yavuz’un farklı disiplinlerden süzülüp gelen “okumaları/birikimi” zenginleştirecektir bizi.
Dünyayı “kelimelerle” görür/gösterir yazı adamı. İmge dünyası sonsuzdur. Fotoğrafçı için mesele makineyi doğru zamanda doğru noktaya yerleştirmektir sadece. Çerçeve içine alır mekânı ve zamanı, deklanşöre basıp saptar. Nuri Bilge Ceylan “en çirkin mekânda bile kameranın [fotoğraf makinesinin] konulacağı ‘altın bir nokta’ vardır” diyor. Ustalık gerektiren de “o altın noktayı” tespit edebilmektir zaten. Kâmil Fırat’ın altın noktalarıyla Hilmi Yavuz’un imge dünyası buluşuyor bu sergide.
Serginin bir hoş yanı da Hilmi Yavuz’un kendisini/fotoğraflarını da içeriyor olması. Özne = Hilmi Yavuz isimli sergi 1996’da Hoca’nın “altmışıncı yaş günü” şerefine düzenlenmiş. Kâmil Fırat Bodrum’dan Ağva’ya, antik tiyatrodan arkeoloji müzesine, çeşitli mekanlarda fotoğraflarını çekmiş Hoca’sının. Ve O’nu, kendi deyimiyle “fotoğrafın nesnesi konumunda bulunanı, onun ‘öznesi’ konumuna dönüştürmenin imkânı” olarak görmüş.
“Özne” mekâna katılıyor. Kıvrılan uzun tozlu bir yolda yürüyor Hilmi Yavuz: şimdi ve orada! Daima “altmış” yaşında... Bir çerçevenin içinde artık. Gerçeği/geçmiş yazları “sabitlemiş” Kâmil Fırat fotoğraf makinesiyle. “Yaşlanınca yazlaştığımı duyumsuyorum” demişti Lirik Defterler’de Yavuz: “Yaşlılık, Zaman’ı ve Uzam’ı kısıtlamak, hep şimdi ve burada olmak’tır.” Değiştiriyorum: fotoğraf, Zaman’ı ve Uzam’ı kısıtlamak, hep şimdi ve burada [orada] olmak’tır. Mermer bir atı [mitolojiyi] seyrediyor başka bir fotoğrafta gülümseyerek Hilmi Yavuz. Geçmişe bakıyor. Bir ötekinde: elleri cebinde, ayakta dikilmiş “yaşlı bir adam silüeti” ve arka fonda zarif bir kemeri ayakta tutan/birbirine bağlayan iki eski sütun. Cami(?) avlusunda “üçüncü bir sütun” gibi dikilen adamın [Hoca’nın] medeniyetimizle bir ilişkisi olmalı. Eğimli sırt [kambur?] bu fotoğrafta “bilgeliği” işaret ediyor bize. Gelenekle modern olanı beraber “temellük” edeni. Yaşlılıkla gelen görmüş geçirmişliği, bilgeliği. Özne “mekânı” tamamlıyor, “mekânla” bütünleşiyor.
Gitmediyseniz henüz, görmediyseniz gidin. Kâmil Fırat’ın dediği gibi “metinleri kendi başına, fotoğrafları da kendi başına okumak” da mümkün. Bunun için öncelikle sergiyi ziyaret etmeniz, koridorlarında dolaşıp fotoğraflara bakmanız, ancak “çıktıktan sonra” kitabı edinip okumanız gerekiyor.
Not: Dostları biliyordu, kendisi de duyurdu zaten. Hilmi Yavuz 5 Kasım akşamı Gümüşsuyu yokuşunda düştü, kalça civarındaki femür [?] kemiğini kırdı. Birkaç aydır evinde, istirahat ediyor. Bir an evvel [yaz gelmeden] sağlığına kavuşmasını ve The Marmara Cafe’deki köşesine dönmesini diliyorum.
