Bir şair bir şiir yazar, bir ressam tuvale bir fırça darbesi vurur, bir yönetmen kameranın vizöründen bakar ve yeryüzünden kökü kazınmak, tarihten silinmek istenen bir halkın sessiz çığlığı tüm yasakları aşarak yüzlerce yıl sonrasına yankılanır. Sanatın, zulme karşı en büyük kalkan olduğu gerçeği, zamanın ve coğrafyaların ötesinde kendini hep yeniden kanıtlar. Bugün Gazze’de Filistin halkının, dünyanın gözü önünde maruz kaldığı o acımasız yurtsuzlaştırma ve soykırım politikasının bir başka ağır perdesi, geçmişte Kırım Tatarları için sahnelenmişti. 18 Mayıs 1944 sürgününde vagonlara doldurularak anayurtlarından koparılan, nüfusunun yarısını insanlık dışı sürgün yollarında kaybeden ve bugün hâlâ yurtsuzlukla sınanan Kırım Tatar halkı, yaşatılan tüm acılara rağmen hafızasını direnişle ve sanatla yarına taşımayı başardı.
SESSİZ SİNEMADAN YÜKSELEN BİR ÇIĞLIK
İşte o hafızanın en çarpıcı belgelerinden biriyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Kırım Film Günleri’nin Atlas 1948 Sineması’ndaki açılışında yüzleştim. Festivalin açılış filmi olarak gösterilen ve Kırım Tatar sinemasının başlangıcı kabul edilen 1926 yapımı sessiz film ‘Alim’ (Aydamak), yalnızca bir sinema eseri değil, bir halkın kaderinin peliküle yansımış haliydi. Sovyetler Birliği döneminde, dönemin Kırım Cumhuriyeti lideri olan ve sonrasında kurşuna dizilerek katledilen Kırım Tatarı Veli İbrahim’in destekleriyle çekilen film; yoksulların ve mazlumların koruyucusu olan, bizim Köroğlu ya da Yeşilçam’ın Kara Murat’ı diyebileceğimiz halk kahramanı ‘Alim’in hikâyesini anlatıyor.
Filmi izlerken, perdede akan siyah beyaz karelerde kendi Milli Mücadele dönemimizin o çetin ve asil ruhunu hissettim. Filmde beni en çok vuran sahne; düşmanlarından kaçarken sığındığı o ıssız dağ başında, Alim’in atı Kartal’a dönüp, “Biz seninle burada yapayalnızız dostum” dediği andı. Bu basit ama ağır replik, Kırım Tatar halkının sürgünde vagonlara doldurulurken, yollarda can verirken ve dünyadan koparılırken hissettiği o devasa yalnızlığın yüzyıl öncesinden gelen çığlığı gibiydi. Ancak yapayalnız değillerdi; mücadeleyle bugüne ulaştılar. Alim’i canlandıran başrol oyuncusu Hayri Emirzade’nin de tıpkı filmdeki karakteri ve mensubu olduğu halk gibi sürgünde, büyük bir fakirlik içinde hayatını kaybetmesi ise tarihin sanatla kesiştiği o en trajik nokta...
KAYIP BİR HAFIZANIN İZİNDE
Stalin döneminde, Kırım Tatarlarına ait her türlü milli ve kültürel unsurun yok edilmesi politikası kapsamında yasaklanan bu tarihi film, uzun yıllar Sovyet arşivlerinin karanlığına hapsedilmiş. Komünizmin çöküşüyle birlikte bölüm bölüm gün yüzüne çıkan, sonrasında bütünü bulunarak Kırım Tatarları tarafından dijital ortamda restore edilen ‘Alim’, alt yazıları da özenle hazırlanarak sansürsüz ve tam haliyle Türkiye’de ilk kez bu festival sayesinde seyirciyle buluştu.
Festivalin arka planında ise kelimenin tam anlamıyla bir ömürlük adanmışlık yatıyor. Festivalin sanat danışmanı olan ve eşi Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ile birlikte 32 yıldır Kırım Tatarlarının hafızasını, sürgün tanıklıklarını ve kültürel mirasını belgesellerle kayıt altına alan yönetmen Neşe Sarısoy Karatay, bu ilklere imza atan organizasyonun mimarı. Gösterim sonrası bir araya geldiğimiz Neşe Hanım, kültürü yok edilmeye çalışılan bir milletin hafızasını nasıl koruduklarını şu anlamlı sözlerle özetledi: “Kültürü yok edilmeye çalışılan bir milletiz. Bu kültürü taşıyan kodlar olarak bu görüntüler bizim için çok önemli. Bu organizasyonu sadece bir festival değil; yüz yıllık tarihi araştıran, belgeleyen ve görünür kılan bir kültürel hafıza projesi olarak görüyoruz. Amacımız, geçmişin birikimi ile günümüz yapımlarını aynı çatı altında buluşturarak Kırım Tatar sinemasındaki boşlukları doldurmak, sürekliliği sağlamak ve genç kuşak sinemacıları teşvik etmek.”
KIRIM’IN GÖRSEL ARŞİVİ İSTANBUL’DA TOPLANACAK
1944 sürgünüyle tamamen kesintiye uğrayan, 1980’lerden sonra yeniden filizlenmeye çalışan Kırım Tatar sineması, Kırım’ın 2014’teki işgaliyle halkın dünyanın dört bir yanına dağılması sonucu yeni bir yurtsuzlukla karşı karşıya kalmıştı. Neşe Hanım’ın aktardığına göre; şu an en büyük hedefleri Kültür Bakanlığı’nın da destekleriyle İstanbul’da kalıcı bir ‘Dijital Kırım Film Arşivi Merkezi’ kurmak. Avrupa Birliği’nin Kırım Tatarlarını korunması gereken bir dil ve medeniyet halkı olarak görmesi, Kırım Tatar sinemasından Nariman Aliev imzalı ‘Evge’ filminin Cannes’da gösterilmesi gibi gelişmeler, bu haklı direnişin uluslararası arenada da karşılık bulduğunu kanıtlıyor.
Kırım’dan ve dünyanın dört bir yanından 20’yi aşkın konuğu, farklı ülkelerden uluslararası jürileri İstanbul’da ağırlayan festival, bu mirası dünyaya duyurma adına dev bir adım oldu. Telif sorunu bulunmayan ‘Alim’ filmi, çok yakında Emel Kırım Vakfı’nın YouTube kanalından tüm sinemaseverlerin erişimine açılacak. Vakıf, festivali gezici bir formata dönüştürerek Bulgaristan ve Romanya gibi Kırım Tatarlarının yoğun yaşadığı tüm coğrafyalara taşımayı planlıyor.
Kırım Tatar sinemasının 100 yıllık birikimini ve 16 belgesel filmlik uluslararası yarışma seçkisini izleyiciyle buluşturan 1. Uluslararası Kırım Film Günleri, bugün gerçekleştirilecek kapanış etkinlikleriyle sona eriyor. Tarih kitaplarının yazmadığı acıları, silinmeyen izleri ve dirilişi sinema perdesinde hissetmek, Kırım Tatar halkının bu benzersiz hikâyesine ve kültürel mücadelesine ortak olmak isteyen herkes, bundan sonraki süreçte Emel Kırım Vakfı’nın kıymetli çalışmalarını yakından takip edebilir. Çünkü Karatay çifti gibi adanmış sanatçılar ve sanat var oldukça, hiçbir halk tarihin o ıssız dağlarında yapayalnız kalmayacaktır.

KIRIM TATAR HALKININ HİKÂYESİ PERDEYE YANSIDI
1.Uluslararası Kırım Film Günleri, üç gün boyunca izleyicilere tarihi yapımlardan yenilikçi yapay zekâ projelerine kadar uzanan zengin bir seçki sundu. Festivalin özel gösterimler ve belgeseller bölümünde; 1926 yapımı ilk Kırım Tatar filmi olan sessiz başyapıt ‘Alim’in yanı sıra, Zafer Karatay imzalı ‘Cengiz Dağcı Belgeseli’, Dilaver Dvaciyev’in yönettiği ‘Kırım Tatar Doğum Merasimleri’, Batır Baişev’in 1990 yapımı ‘Eza’sı, Deniz Elmas’ın ‘Esaretin Türküleri’ ve Neşe Sarısoy Karatay’ın ‘Sürgün’ belgeseli sinemaseverlerle buluştu. Büyük bir heyecana sahne olan uluslararası yarışma kategorisinde ise; Esma Kasar’dan ‘70 Yaşında Bir Çınar’, Zera Bekirova’dan ‘Anavatana Yemin’, Christina Paschyn’den ‘Belleğe Kazınmış’ (Etched in Memory), İsmail Taha Feyizli’den ‘Gaspıralı Beg İsmail’, Elzara İslamova’dan ‘Qandım Yürek Ateş Gibi Yanganda’, Ernes Sarıhalil’den ‘Rüzgar Dönüyor’, Tunç Boran’dan ‘Sönmeyen Ateş’ ve Elmaz Asan’dan ‘Yangan Yürek’ filmleri beyazperdede seyirci karşısına çıktı. Etkinliğin kısa film seçkisinde İsmail Aytaç’ın ‘Unutulanların Hikâyesi’ ve Ernes Sarıhalil’in ‘Son Arif’ yapımları öne çıkarken; Ali Onur Kara’nın ‘18 Mayıs 1944’te Ne Oldu?’, Nurlu Nurlubay ile Aibinur Turimova’nın görsel tasarımını üstlendiği ‘Kırım Tatarları: Bir Halkın Hafızası’ ve Eren Özkaradeniz’in ‘Kiki’ adlı yapay zekâ filmleri festivalin geleceğe bakan yenilikçi yüzünü temsil etti.
