ADNAN İSLAMOĞULLARI
‘Uğursuz Rivâyetler’ korku temasıyla, ebadıyla korku edebiyatı okumayı sevenleri memnun edecek bir derlem. Bir Garip Ölmüş Diyeler - Ömer Faruk Yazıcı, Albastı Gecesi - Hasan Erimez, Cinlerin Gelini - Raşit Ulaş, Daüsseher - Emrah Ece, Derman - Galip Dursun, Kafter - Mustafa B. Bozkurt, Oyun - Demokan Atasoy, Uyurgezer - Işın Beril Tetik ve Vırkalak ile Mehmet Berk Yaltırık yer alıyor derlemde.
Derlemdeki iki öykü, ‘Albastı Gecesi’ Hasan Erimez’e ve ‘Mesarum’ Alp Paksoy’a ait. Hasan Erimez’i, Demirdağ’ın Kurtları, Kutlu Kağanlık, Alplar Çağı, Gaziler Çağı isimli tarihî romanlarından biliyoruz. ‘Albastı Gecesi’ de yine Türk mitolojisiyle örülmüş bir korku öyküsü. Alp Paksoy ise ‘Mesarum’ isimli başarılı bir polisiye öyküyle derlemde yer almış.
ALBASTI GECESİ: KAM DAVULUNDAN OĞUZ’UN ÇIĞLIĞINA
Hasan Erimez’in yazdığı ‘Albastı Gecesi’, Türk mitolojisinin karanlık, köklü ve ürpertici figürlerinden biri olan ‘Albastı’ efsanesini merkezine alan, kadim inanç ve mistisizmi ustalıkla işleyen dinamik bir anlatı sunuyor, ayrıca Erimez’in senarist kimliğinin kazandırdığı görsel derinlik ve tempolu kurgu, metnin her satırında kendisini hissettiriyor.
Hasan Erimez, ‘Albastı Gecesi’nde, Türk şamanizminin ve mitolojisinin temel unsurlarını son derece özgün bir dille harmanlıyor ve Börü Kam’ın gök yeleli bozkurt donuna girmesi, kam davulu âyini, Ötügen Ana ve Umay Ana’ya sığınış gibi motifler, anlatıyı bir korku öyküsü olmaktan çıkarıp kadim bir epik destan zeminine taşıyor. Yirmi yıl arayla iki ana kesitte biçimlenen öykü, Börü Kam ve Ulduz’un trajik sonu ile başlayıp, kızı Aykan’ın ve doğacak olan efsanevî lider Oğuz’un doğumuna uzanan süreç, mitolojik arketiplerin tekerrürü fikrini başarıyla işliyor. Albastı’nın yalnızca bir loğusa katili değil, doğrudan Tanrısal kuta düşman, onu karartmaya yeminli amansız bir kara ruh olarak kurgulanması metnin dramatik dozunu yükseltirken, Aykan’ın hamilelik sürecinde yaşadığı yalnızlık anlatının psikolojik gerilim boyutunu besliyor. İlbike’nin hortlayarak Aykan’a saldırdığı sahneler, halk inanışlarındaki kara efsun ve dehşet algısını oldukça sert ve vurucu bir üslupla somutlaştırıyor.
Metinde tercih edilen esrimek, alarmak, kargış, yalmı, kut, budun gibi Türkçe kelimeler anlatının atmosferine Türkçe zenginliği katıyor. Öykünün sonunda, kuruyan ağaç ve sönen ocakla karanlığın yarattığı yıkım, yeni doğan çocuğun kendi adı Oğuz’u haykırmasıyla bir anda tersine dönüp doğanın ve dirlik ocağının yeniden dirilmesi, Türk kozmolojisindeki kaostan düzene geçiş temasını başarıyla sembolize ediyor. Mitolojik unsurların modern anlatı teknikleriyle nasıl canlı tutulabileceğinin son derece sürükleyici ve masalsı bir örneği. Metin, insan soyumuzun karanlıkla olan ebedî mücadelesini ve her kızıl gecenin sonunda kutlu bir aydınlığın doğacağına olan sarsılmaz inancımızı tazeliyor mu bilinmez ama simgelediği kesin…
MESARUM: ANADOLU POLİSİSESİNDE EZOTERİK VE PSİKOLOJİK BİR ARAYIŞ
Alp Paksoy’un kaleme aldığı ‘Mesarum’, kadim coğrafyanın gölgesinde biçimlenen bir cinayet soruşturmasını, insan ruhunun karanlık dehlizleri, geçmişin kehanetleri ve psiko-sosyal tahlillerle yoğuran bir polisiye anlatı sunuyor. Roman, yalnızca ‘mektup ve ceset’ denkleminde ilerleyen katil kim sorusuna odaklanmıyor, aynı zamanda suçun sosyolojisini ve sükûtun içindeki çıplaklığı da sorgulayıp ifşa ediyor.
İnsan doğasının açgözlülüğünü, unutkanlığını ve kendi hakikatiyle yüzleşmekten kaçışını işleyen sarsıcı bir girizgâhla açılan ‘Mesarum’, hayatın telâşesinde insanın kendi içine bakmaktan korktuğu vurgusu, romanın cinayet çözme sürecindeki ‘mikro-ifadeleri ve gözden kaçan detayları okunur kılma’ metoduyla doğrudan örtüşüyor.
Kültepe ve Asur tabletlerinin hukukî ve simgesel mirasına uzanan anlatı, maktulün alnına bırakılan ‘MESARUM’ notu ile sıradan bir köy cinayetini tarihî ve arketipsel bir adalet arayışına dönüştürmesi ve ‘Yedi Hâkim’ sembolü, failin kendi içindeki ‘ceza’ ve ‘yargı’ mekanizmasını bir ayine dönüştürdüğünü gösterirken aynı zamanda Aygösten ve Yukarıdeveli hattında 15 yıl öncesine uzanan kaybolma hikâyelerini ve toplumsal histeriyi, halk inançlarındaki ‘ecinni/hortlak’ algısının suç kapatmak için nasıl bir kılıf olarak kullanılabileceğini de ortaya koyuyor. Ancak metin bu mantıklı çerçeveyi sunarken, ana karakter Kemal Güneş’in psiko-sosyolojik derinliği ve çocukluk travmalarıyla örülü mistik dokuyu tamamen yok etmeyip tekinsiz bir dengede tutmayı da başarıyor.
‘Mesarum’, Anadolu’nun kadim geçmişinden beslenen tekinsiz hafızasını modern kriminoloji ve psikolojik tahlillerle birleştiren, okuru ‘adalet, vicdan ve hafıza’ kavramları üzerine derinlemesine düşünmeye sevk eden güçlü ve sinematik bir metin. Hülasa, parlak bir polisiye yazarımız var artık: Alp Paksoy.
TÜRK EDEBİYATINDA FOLKLORİK KORKU MANİFESTOSU
Mehmet Berk Yaltırık’ın Emrah Ece ile birlikte kaleme aldığı ‘Türk Edebiyatında Folklorik Korku Manifestosu’, korku edebiyatının tarihî arka planını ve serüvenini ve tabii zengin yerel/kültürel birikiminin envanterini ortaya çıkaran ve bu alana kuvvetli bir ışık tutan çok kıymetli bir çalışma. Manifestoda, Tanzimat’tan itibaren egemen olan rasyonalist ve toplumcu gerçekçi yaklaşım sebebiyle Doğu’nun zengin mitik mirasının edebiyatımızda uzun süre göz ardı edildiği tespiti önemli. Metin, Batılı gotik kalıplara öykünmek yerine Anadolu ve Balkan coğrafyasının özgün ve zengin efsanelerine, cadı ve vırkalak (vampir) memoratlarına yönelmenin önemini vurguluyor. Aynı zamanda edebî derinliği yüksek ve sürükleyici bir taşra korkusu anlatısı özelliğiyle gelecekte bu alanda eser verecek yazarlar için de kılavuz niteliğinde son derece güçlü ve nitelikli bir manifesto.
