İstanbul nasıl Dubai olur?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son bakanlar toplantısından çıkışta müjdeyi duyurdu.
İran savaşının etkileri ele alınmış, bu arada Dubai’yi vuran krizin Türkiye için fırsat kapıları açtığı değerlendirilmiş. Ekonomi ekibine de bundan yararlanma talimatı verilmiş.
Herkesin gördüğü fırsatı iktidar mı görmeyecekti, bingo, tam isabet...
Hedef, “Türkiye’yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak konumlandırmak…
Transit ticarette küresel cazibe merkezine dönüştürmek...
İstanbul Finans Merkezi’ni dünyanın önde gelen finans merkezlerinden biri haline getirmek...”
Peki İstanbul, yeni Dubai olabilir mi?
Neden olmasın...
Ama bu, nasıl olacağı sorusuna doğru, gerçekçi yaklaşabilmekle mümkün.
Cumhurbaşkanı, uluslararası yatırımcıların gelecek planlamalarında bir istikrar adası, bir güvenli liman olarak öne çıktığımızı söylüyor.
Mevcut hâlle öne çıkıyor muyuz, yoksa öne çıkma potansiyelimiz mi var? Oradan başlamak, işimizi kolaylaştırabilir.
“Türkiye’yi küresel rekabette çok avantajlı bir konuma getiren” şartlara hâlihazırda tam sahip olamayabiliriz. Fakat istersek sahip olmak elimizde.
Dubai’nin çekim gücü, vergi avantajıyla hukuki öngörülebilirlikten geliyordu. Hoşgörülü bir monarşi olarak, güvenli limanın yanında kendine özgü serbest yaşam modeli sunması da önemli bir etkendi.
Öyleyse...
Bizde el konmuş, TMSF’ye geçen şirket sayısının bini aşması, gelecek yatırımcıyı ürkütmez mi?
Anayasa’da, yasada yazdığı gibi olmuyorsa hukuki belirsizlik algılanır.
İran füzeleri altında artık emniyetsiz bulup Dubai’den kaçacak yatırımcılar, hukuki belirsizliği ortadan kaldırmadan bizde üslenmeye koşar mı? Çekinebilirler sanki.
İstanbul pekâlâ Dubai gibi bir yatırım üssü olur, nasıl olacağı da belli.
Dubai rüyası neden bitme tehlikesi yaşıyor, ona bakmak bile ne yapmamız gerektiğini söyler bize.
Dünyada konuşulanları geçen yazmıştım; Dubai’nin büyüsünü, İran füzelerinden daha çok imajını korumak için koyduğu yasaklar bozuyordu.
Patlama görüntülerini yasaklamak ve yayanları yalan, yanıltıcı, provokatif paylaşımdan tutuklamak gibi tedbirler sermayeyi irkiltmişti.
Emir; güya parıltılarının sönmesini, ‘güvenli liman’ imajlarının bozulmasını önleyecekti. Panikle yasaklara sığınması, albenilerini daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
Şu da unutulmasın; sular durulunca toparlama şansları hâlâ yüksek. Bugün oradan korkuyla kaçan expat’ların, turistlerin, para babalarının hızla döndüğü bir çekim gücüne geri kavuşma ihtimalleri de yok değil.
Mesele, yatırım üssü olmanın sihrini, cazibe merkezine dönüşmenin sırrını anlamakta.
Liberal ekonomi, hukuki belirlilik güvencesi ve serbest yaşam hoşgörüsü bir monarşiye bile yatırımcılar gözünde cazibe kazandırabiliyor.
Dubai, bunun kanıtıydı. En ağır darbeyi ise sıkıştığında aklına ilk gelen şeyin telefonlara, özgürlüklere el koymak olduğunu göstererek aldı.
Hukuk ve demokrasimizdeki gerilemelerle ekonomimizdeki kötüleşmeler arasındaki sebepz- sonuç ilişkisinden biliyoruz zaten bunu.
Ekonomiyi düze çıkarmanın yolu, dış yatırım çekmekten geçiyor. O da hukuk ve demokrasiyi düzeltmeden olacak şey değil.
Fırsat bu fırsat...
Ayrıca Terörsüz Türkiye’nin tamamlanması da herkese hukuk ve demokrasi vaatlerine bağlı.
Hazır, MHP lideri Bahçeli’yle Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis Komisyonu’nun önerilerini hızla hayata geçirmeye çağırıyorken ne bekliyoruz? Durduğumuz kabahat.
TRUMP'IN YIKIP VİRAN EYLEDİĞİ SON PERDE
Düşen pilotlarını kaç uçakla, nasıl müthiş bir operasyonla İran’dan kurtardıklarını anlatıyor, büyükleneceğim diye de Genelkurmay Başkanı Caine’e kameralar önünde soruyor: Toplam kaç kişi gönderdin?
Komutan da bunu askeri sır olarak saklamayı tercih edeceğini söylüyor ona. İleride yine kurtarma operasyonları gerekebilir, güvenlik nedeniyle bazı bilgileri İran’dan gizli tutmak gerekçesiyle.
Trump bu, yine de tutamıyor kendini. Peki tam sayıyı vermeyelim, deyip yüzlerce asker yolladıklarıyla devam ediyor.
Hesapta devlet, süper güç yönetiyor ama nerede o ciddiyet ve sorumluluk? Seçmene yaltaklanacak ya, halk dalkavukluğunda sınır tanıması ne mümkün. “Uçakları hep oraya taşıyorduk ve bu bir aldatmacaydı. İranlılara, pilotun başka bir yerde olduğunu düşündürmek istedik” gibi cıvıklıklardan geri durmuyor.
Böyle hızını alamayan bir ABD Başkanı var. Ucuz popülist güç gösterileriyle Amerika’yı yeniden büyük yaptığını sanıyor. Bu sululuklarla daha fazla nasıl küçük düşürebilirdiyse...
Devletin kime emanet edilmeyeceğini görmek isteyen, siyaset tipi ve tarzıyla Trump’a baksın.
