Körleşme

Şöyle bir şey düşünün!.. Doğal olaylar sonucunda dünya ile irtibatı kesilmiş, ulaşılması neredeyse imkânsız hâle gelmiş bir vadi. Orada, on dört nesil önce gözleri kör olmuş, artık göz denen organı unutmuş bir toplum yaşıyor. Körler Ülkesi burası! Bir gün buraya bir tırmanış sırasında kazaen bir dağcı düşüyor. İlk karşılaşmalarında aralarında şöyle bir konuşma geçiyor. Körler ülkesinden biri, Pedro diyor ki:

-Demek dünyaya geldin?

-Hayır, diyor dağcı Nunez, dünyadan geldim.

Körleşmeyi ya da körlükle görme arasındaki o büyük farkı açıklayan müthiş bir diyalogdur bu! Dünyaya gelmek başka bir şeydir, dünyadan gelmek başka bir şey!..

Kör ve gözün/ görmenin varlığından bîhaber kişi için gerçek dünya, kendi dünyasından, Körler Ülkesi’nden ibarettir; merkeze kendini ve dünyasını koyar, ötekine bundan dolayı Demek dünyaya geldin der. Öteki içinse dünya, gördüğü, Körler Ülkesi’ni de kapsayan o engin ve büyük dünyadır. Bundan dolayı itiraz ederek “Hayır, der”, dünyadan geldim

Hangi dünya gerçek? Körler Ülkesi’nin vatandaşı Pedro’nunki mi, dışarıdan gelen Nunez’inki mi?

Hayır, bu soruya cevap vermeyeceğim! Sorunun cevabı yukarıdaki diyalogu aldığım H. G. Wells’in “Körler Ülkesi” (Çev. Evrim Öncül, Kolektif Kitap, 2018) adlı kitabında var. Merak edenler okuyup cevabı bulabilirler.

Ben asıl, körleşme nedir ondan bahsedeceğim. Tabii biyolojik körleşmeden değil, zihnin körleşmesinden, dolayısıyla hakikatin yitiminden…

“insan, yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına…” der Edip Cansever “Mendilimde Kan Sesleri” adlı o çok sevdiğim şiirinde. Doğrudur, içinde yaşanılan çevre; dinsel, ulusal veya ideolojik mensubiyetler/ cemaatler, zamanla gerçeğimiz olur da “Demek, dünyaya geldin” deriz ötekine. Çünkü dünya/ gerçek, sadece yaşadığımız daireden ibarettir, başka dünyaların var olabileceğine dair ihtimal, Thomes Bauer’in deyişiyle “müphemiyet” silinmiştir. Silmenin de yolları vardır: İçinde yaşanılan ulusa, cemaate ve coğrafyaya ilişkin kutsal bir mitoloji üretmek! İşte körleşme budur! Artık “Körler Ülkesi”ndeyizdir.

Körler Ülkesi’nde dışarıdan gelene ve “gören göz”e nasıl bakılır? Şöyle: O, “Kayalardan gelen vahşi adam”dır, “İpe sapa gelmez laflar eden vahşi bir adam” (s. 26). Körleşmenin belirtisidir bu: Kendini asıl, ideal model, doğru; ötekini ise sapkın, aykırı, vahşi ve bugün sık sık kullanıldığı gibi “hain” görmek! Gelen, gören adam, her ne kadar görüyorum, şunlar şunlar var dese de, her şeyin doğrusunu sadece Körler Ülkesi’nin vatandaşları bilir; “Öğreneceksin” derler ötekine, “Dünyada öğrenecek çok şey var” (s. 33). Gören göz itiraz ettiğinde, Körler Ülkesi’nin filozofları girer devreye, “çarpık zihniyeti” hakkında onunla uzun uzun sohbet eder, bir halüsinasyonun kurbanı olduğunu söylerler. İtiraz devam ederse, bu kez de güç girer devreye. Ve son nokta: Bu tuhaf, aykırı, sapkın adam, onlara göre hastadır, tedavi edilmesi gerekir. Kör bir doktor, “Beyninde sorun var” der (s. 55). Göz denen o tuhaf şeyler, kirpikleri ve kapaklarıyla beyni meşgul ve rahatsız ediyor. Eğer gözler bir ameliyatla alınırsa, akıl sağlığına kavuşur ve “kör vatandaş mertebesi”ne yükselerek örnek bir vatandaş olur.

O hâlde şöyle diyebiliriz: Körlük sadece kendine dönük değildir. Kör, bir “cemaat dayanışması” içinde ötekini de kendine çekmek, kendine mensup/ tâbi kılmak ister, itiraz durumunda ise önce filozofları ve kör propagandistleri vasıtasıyla iknaya, olmazsa güçle terbiye etmeye çalışır. Amaç ötekini de “anonim idrak”e dahil etmektir.

Aklıma Cemil Meriç geldi, bence kör değildi; ama o da Körler Ülkesi’ne düşmüş bir mustaripti. Asla ameliyata razı olmadı, gözlerini aldırmadı, kapamadı ve “Körler Ülkesinin vatandaşı” olmadı!..

YORUMLAR (16)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
16 Yorum