Siyasette son durum

Seçim sonrası muhalefet ve iktidar kanadında yaşanan siyasi gelişmelerin “ortalaması” nedir?

Seçimleri siyasi tahayyül, kurucu siyaset ve gelecek tasavvuru eksikliği yüzünden kaybeden muhalefette bu “siyasetsizlik” tablosu, seçimlerden sonra hızla derinleşmeye başladı. Siyaset dar alanda iktidar mücadeleleri ve muhtemel taktik hamlelerin üzerinden seyreder hale geldi.

Nitekim muhalif partilerde, küçük istisnalar hariç, ülkeye, siyasete, topluma dair stratejik okumalar iyice rafa kaldırıldı. Seçim yenilgisini ülkenin ve toplumun siyasi haliyle ve eğilimleriyle ilişkilendirilmeye yeltenen olmadı. Kimse, bunca kriz ve çöküntü iddiasına rağmen Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın bunca oyu nasıl aldığını izah etmeye yanaşmadı.

Seçim ve yenilgi, iktidarın keyfi güç kullanımıyla, adaylar-kişiler etrafında, taktik hamlelerle ve örgüt faaliyetlerindeki eksikliklerle ele alındı.

Esas olan, toplum ve siyaset, adet üzere bir kez daha göz ardı edildi.

Böyle olunca, seçim yenilgisi örneğin CHP’de “değişim” adı atında parti içi iktidar kavgalarına vesile kılındı ve Kılıçdaroğlu sonuçların adeta tek sorumlusu ilan edildi. İYİ Parti’de, seçim sonrası “lider vurgusu” bir adım öne çıktı. Akşener elini masaya vurdu, ipleri eline aldı ve yenilgiyi diğer muhalif partilerle yapılan işbirliğine ve “aday” konusunda onlara verilen tavizlere bağladı. HDP, ilk aşamada kendi sorumluluğuna ilişkin en makul değerlendirmeyi yapan siyasi parti gibi görünse de, ilkelerden ve demokratik hedeflerden azade, alan genişletmeye yönelik yeni taktik arayışlar sesleri çıkarmaya başladı. Oy kaybı ve nedenleri rafa kaldırıldı, fatura altılı masaya yönelik desteğe ve parlamenter siyasete çıkarıldı. Gelinen noktada, pazarlık karşılığında yerel seçimlerde cumhur ittifakına doğrudan ve dolaylı destek tartışmaları bile yapılır halde.

Böyle muhalefet sadece içine kapanmakla kalamazdı. Nitekim muhalif partiler arası sonrası aralarındaki bağlar da seçim sonrası zayıfladı, onca çalışma ortada kaldı. Aralarındaki tek bağ, şimdilik, yerel yönetim aday pazarlıkları ve İmamoğlu’nun İstanbul çabalarından oluşuyor.

Sonuç şu an itibariyle, kaos ve geri çekilme...

Gelelim madalyonun diğer yüzüne, siyasi iktidara...

Erdoğan’ın seçimlerle birlikte bir güven ve özgüven tazelenmesi yaşadığı muhakkak. Ülke içinde farklı siyasal eğilimler nezdinde ve ülke dışında da Türkiye’nin taşıyıcısı olma konusunda tazelenmiş bir meşruiyete ve güç imajına sahip.

İzlediği siyaset ve benimsediği yönetim anlayışında hiç bir değişiklik yok. Otoriter, güvenlikçi bir siyaset, şahsi ve keyfi bir sistem yapısı doğal olarak olduğu yerde duruyor.

Bununla birlikte, seçim sonrası atılan adımların “kuvvetli bir anlamı” var ve bunları üç istikamette ele almak mümkün.

İlk istikamet, ekonomi sahasında olduğu gibi kimi geri adımlarla politikalarına kısmen rasyonellik aşısı yapması, Ukrayna ve NATO ilişkilerinin gösterdiği gibi dünya sistemi ve Batı’ya kısmi uyum adımları atması, global güç olma iddiasıyla “dengeci siyasetine” yeni bir ayar vermesi olarak tanımlanabilir.

İkinci istikamet, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin emekleme (veya darbe girişi sonrası yapılanma) döneminden çıkması, devlet kurumları karşısında alternatif siyasi yapı üretme evresinin bitmesi, siyasetin veya AK Parti siyasetinin devlet işleyişinde gerek personel gerek zihniyet bakımından ana kabuğu oluşturmaya başlamasıdır.

Erdoğan siyaseti bakımından devletin taşıyıcı kurumlarından olan MİT ve Dışişleri Bakanlığı, AK Parti’nin içinden yetişen ve siyaset yapımında kritik roller oynayan seçkinlerine teslim edilmiş, rolleri yeniden tanımlanmış, kadroları iktidarla uyumlu hale getirilme çabaları ortaya çıkmıştır.

Görünen odur ki, Savunma Bakanlığı’nda da geçiş dönemi bitmiş, ordunun yeniden yapılanması işini önemli ölçüde sona erdirilmiş, genelkurmay başkanlığından bakanlığa geçiş adeta bir teamül haline gelmiş, ordu-siyaset ilişkilerine bu çerçevede bir format ve denetim ilkesi getirilmiştir. Nitekim Cumhurbaşkanı-bakan-askeri komuta hiyerarşisi etkin hale gelmiş, siyasi irade tüm atama ve terfilerde öne çıkmış, hiyerarşik piramitle kurumsal görüntü de muhafaza edilmiştir. Akar ve Soylu gibi, şahsi yönleri öne çıkan bakanların devre dışı bırakılması da geçiş döneminin ve bu çerçevede kimi kişisel bağımlılıkların bittiğini göstermektedir. İçişleri bakanlığındaki tayinler ve kadro değişikleri de bu çerçevede ele alınabilir.

Velhasıl, muhalefet siyaset dışı kalarak, olanı takip etme yetisinden uzaklaşarak yerinde sayarken, iktidar yol almakta, aldığı yol ya kimsenin dikkatini çekmemekte ya da genel kabul görmektedir.

Özet budur...

YORUMLAR (20)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
20 Yorum