Back To Top
Tehlikenin farkında, ama...

Tehlikenin farkında, ama...

 - Son Güncelleme: 30.05.2019 Perşembe 09:22
- A +

Erdoğan kendisiyle baş başa kaldığında, en samimi haliyle seçim sonuçlarını nasıl değerlendirmiştir? 

Kamuoyu önünde seçimlerden başarıyla çıktığını iddia ediyor. Siyasi lider olarak kitlesinin ve partisinin moral çıtasını yüksek tutmak istemesi doğaldır. Ancak rakamların anlattığını Erdoğan’ın görmemesi hiç mümkün olabilir mi?  

Karadeniz ve İç Anadolu’ya doğru coğrafi daralma, Ankara, İstanbul, Antalya gibi büyük şehirlerin kaybedilmesi, MHP’ye kaptırılan oylar, bir grup muhafazakar seçmenin sandığa gitmemesi, AK Parti’nin oylarının yüzde 37-38’e gerilemesi tüm çıplaklığıyla ortada. Her şey AK Parti’nin moral üstünlüğü kaybetmesine, inişe geçmesine, başarısızlıkla karşılaşmasına, siyasi kaybına işaret ediyor.  

Erdoğan’ın bu durumun ziyadesiyle farkında olduğu muhakkaktır.  

Bunun yanında cumhurbaşkanı itiraz dalgasının büyüme kanallarını görecek güçlü siyasi sezgilere de sahiptir.  Bu dalganın niteliğini, kendi oy kitlesine sirayet etmesini, özellikle İmamoğlu gibi bir siyasi aktörün bu açıdan simgelediklerini hissettiğinden şüphe duyulmaz. İnsana değen, sokağa inen bir siyasetçinin, özgüvenli bir gelişin, toplumun değerleriyle kavgalı olmayan ortalama Türkiyeli tutumunun, adaleti temsil etme ve sahicilik hasletinin gücünü en iyi Erdoğan bilir. “İmamoğlu değil CHP adayı”, “CHP’li İmamoğlu denmeli” konusundaki ısrarı ve teşkilatına verdiği bu bağlantıyı işleme talimatı  bile “tehlikenin farkında olduğunu” gösterir. 

Bunların farkında olmasa, bir kaç gün önce Abdülkadir Selvi’nin köşesinde yer alan, İstanbul AK Parti ilçe ve belediye başkanlarına yönelttiği üç soruyu aşağıda olduğu gibi formüle etmezdi:   

“1. 24 Haziran seçimlerinde ne kadar oy aldık? 2- 31 Mart seçimlerinde oyumuz ne oldu? 3- Sence aradaki fark neden kaynaklanıyor? ”  (Bu farkın Cumhur İttifakı’nın aleyhine 439.000 seçmene, son seçimlerde İstanbul’da kullanılan oyun yaklaşık yüzde 5’ine denk geldiğini hatırlatalım). Selvi, Erdoğan’ın yanıtlara dair ipuçları vererek bu soruları şu cümlelerle bağladığını yazmış: “İyi düşünmemiz lazım. Vatandaşta bir sorun yok arkadaşlar. Vatandaş haklı. Biz kendimizi çek edeceğiz arkadaşlar. Eğer biz kendimize çeki düzen verirsek, vatandaş bizi seçer. Onun için iş bizde düğümleniyor.” 

Önemli olan, ipuçlarının ötesinde, önce Erdoğan’ın bu sorulara nasıl yanıt verdiğidir. “Biz” derken, “çek etmek” derken neyi kastediyor? Kaybın nedenleriyle ilgili tespitleri neler? Ne tür önlemler almayı düşünüyor? 

Aslında bu soruların yanıtları Erdoğan’ın İstanbul’daki yeni stratejisinde gizli. Bu strateji iki eksen üzerine oturuyor: Temas ve ikna. Küskün ve kırgınları ikna etme, geleneksel araçları, aşiret, hemşerilik bağlarını kullanarak seçmenlerle kökenlerine, aidiyetlerine göre temas etme, Bu hareket tarzına bakınca, AK Parti liderinin “biz kendimize çeki düzen verirsek, vatandaş bizi seçer” sözleriyle kaybın faturasını teşkilata, “teşkilat siyaseti”ne çıkardığı ortada. Telafinin de sadece bu siyaset üzerinden mümkün olduğunu düşündüğü anlaşılıyor. Bu mantık silsilesiyle İmamoğlu’nun başarısını, hem kendi teşkilatının yetersiz çalışmasına, hem karşı tarafın etkili sokak politikalarına bağladığı söylenebilir.  

“Biz” ve “çek etme” ifadelerinin kendisini ve makro politik tercihlerini içermediği açık. Biz derken aklına kendi siyasi duruşu, siyasetin ve iktidarın şahsileşmesi, adalet duygusunun örselenmesi, kutuplaşma siyasetinin tahribatı, ekonomik kriz, beka söyleminin yarattığı yorgunluk gelmiyor. Nitekim beka söyleminden uzaklaşmasına dair danışmanlarından aldığı stratejik tavsiyeler bile pek para etmiyor, Erdoğan, cami çıkışlarında, spontane konuşmalarında kutuplaştırıcı, dışlayıcı, itham edici söylemine devam ediyor.  

Erdoğan kaybın ve itirazın yükselmesini görmektedir. Ancak ardındaki asıl nedene bakmaktan  politik ve psikolojik saiklerle kaçınmaktadır. Böyle olunca, karşıya kaldığı siyasi itirazın ve kaybın derinliği ile bunların nedenlerine ilişkin tespitleri arasında, yeni kayıplara yol açması muhtemel, büyük bir çelişki bulunuyor. 

Bir siyasi için tehlikeyi fark etmekten daha önemli olan, bu tehlikenin neden doğduğu görmek, kendisini sorgulayarak, kendi payıyla yüzleşmek yeteneğidir.  

Erdoğan’ın kendisini sorgulama ve eleştirme özelliklerine sahip olmadığı açık. O zaman, iş dönüp dolaşıp sert çekirdeğe, zihniyet meselesine dayanmaktadır. Cumhurbaşkanı ataerkil bir zihniyete sahiptir. Bu, ezeli ve ebedi “doğru” bir düzen tahayyülüne dayanan, her gelişmeyi bu düzenle ilişki içinde  meşru sayan akıl yürütme biçimidir. Mutlak doğruyu ve otoriteyi öne çıkarır. Nitekim İstanbul Belediye Başkanı olduğu 1994’ten bugüne uzanan 25 yıl içinde bu zihniyet cumhurbaşkanın siyasi tarzına dört temel esas olarak az ya da çok yansımıştır: 

  1. “Doğru düzen”e ilişkin, paternalizmin tam yansıması olan takdir siyaseti izlemek, yani kitlesiyle özdeş liderin ortak doğru adına takdir ederek yol alması.
  2. Her koşulda, her mücadele anında meydan okuma, kutuplaştırma ve çoğunlukçu bir tarzı benimsemek.
  3. Taviz, uzlaşma ve paylaşmayı, iç sorgulamayı bir zaaf ve kayıp politikası olarak görmek. (Nitekim Erdoğan’ın pragmatizmi yol değiştirmeye müsaade etmiş, ama kendi tarzını ve politikalarını sorgulamaya müsaade etmemiştir). 
  4. Her kriz anını bir varoluş mücadelesi olarak algılayıp, duruma ipleri geren, meydan okuma ve otoriterlik dozunu arttıran savunma hamleleriyle yanıt vermek.

Bu siyaset tarzı bir dönem, Erdoğan’ın asker ve Kemalist yapıyla mücadelesinde, muhafazakar alanı genişletme, diğerleriyle eşitlenme politikalarında ayakta durmasını ve yol almasını sağlamıştı. Dönemin siyasi koşullarıyla dengelenmişti. Ancak, daha sonra, madalyonun öte yüzü, ataerkil zihniyetin görece olanı öne alan demokrasi ilkelerine karşı yönleri, sentez politikalarından kimlik politikalarına kayılmasıyla birlikte iyice ortaya çıkmıştır.  

Bugün itibariyle açıktır ki, Erdoğan’ın hem inişine  hem bunun nedenlerini görmemesine yol açan bu zihniyettir.  

Bu tespitler esas olarak, yeni değildir. Nitekim bundan 15 yıl önce, 28 Mart 2004 Mahalli Yönetim seçimlerinin ardından Birikim Dergisi’nde yayınlanan bir yazımda, AK Parti’nin, daha doğrusu Erdoğan’ın siyaset tarzına  ilişkin şu değerlendirmeler yer alıyordu:  

“Siyasî iktidarın siyaset tasavvuru, modelsiz bir “hizmet” fikriyle özdeş halde. Politikaları, ‘alan-veren etkileşimine dayanmayan’, verenin ‘hüsnüniyeti ‘ne bağlı ‘geleneksel dayanışma’ ruhu ve adımlarıyla örülü. Topluma bakışı, doğrudan talep etmeyen ya da talebini iktidar seçerek yerine getiren, farklı eğilimleri olmayan, her doğru adımın herkesi doğru yönde etkilediği varsayan ‘yekpare millet’ anlayışı üzerine kurulu. (Bu anlayış)  ‘siyasetçiyle (kişiye) ve güçle tanımlanan siyasete’ aşırı önem verdiği oranda, ‘doğal bir siyasetsizliğe’ (otoriterliğe) gönderme yapar. Örgütlü girişimleri, kurumsal, toplumsal, kitlesel talepleri reddeden, ‘muğlak ve yukarıdan adaletçi dayanışmacılık’ ile ‘farklı parçalardan  oluşan bir toplum tasavvurunun yokluğuna işaret eden millet’ algısı, bu doğal siyasetsizliği pekiştirir.  AKP yönetiminin (Erdoğan’ın) “vermeyi sevmesi”, ama “istenmesine aşırı ve tepkisel bir tedirginlik duyması”, iş bırakan doktorlara, talepte bulunan meslek kesimlerine gösterilen sert tepki, millî güvenlik gerekçesiyle iptal edilen grevler, seçim meydanlarında bireysel ya da grupsal taleplere karşı takınılan sert ve dışlayıcı tutum, bildik bir zihniyeti sergilemektedir. AK Parti toplum ve bireyi, ‘makul ve edilgin olduğu’, ‘açık ve örgütlü talepte girişimde bulunmadığı’, ‘kendisi için atılan doğruları gördüğü’ oranda toplum ve birey olarak kabul etmektedir.”  

Evet, Erdoğan cephesinde zihniyet bakımından 15 yıldan bu yana değişen hiç bir şey yok.  Sadece bu zihniyetin etkileşim içine girdiği siyasi koşullar ve dönem farklı. 

Tüm bunlardan bugüne dair bir kaç sonuç çıkarmak mümkün.  

- Siyasi iktidarın önündeki en büyük engel, geri dönüşlerini engelleyen bu zihniyettir. Siyasi koşullar keskinleştikçe bu zihniyet, sadakatçı/kişisel/güvensiz bir iktidar anlayışı üretmiş ve sahibinin iddia ettiği değerleriyle çelişki içine düşmüştür.  

- Bugün itibariyle ortalama toplumsal talep, meydan okuma ve kutuplaşmadan uzak, siyasi merkezin yeniden alan kazanması istikametinde yol almaktadır ve bu zihniyet yapısıyla tam çelişki içindedir. 

- Zihniyet ve siyaset tarzı engeli, AK Parti’nin buradan dönüşünün sınırlı olabileceğini,  ittifaklarını yenilemenin ötesine geçmeyeceğini göstermektedir.. 

Erdoğan tehlikenin farkında ama, nedenlerini farketmekten, sonuçlarını ön görmekten çok uzakta. 

Ama Türkiye yol almaya devam edecektir. 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 05:11
Turkiyenin en sorunu, gayrılar, haricilerin millete ahkam kesmesi, fetva vermesidir.
KARAR OKURU 02 Haziran 2019 07:07
Kutuplastirma kismina katilmiyorum..Ayiran, yok sayan, hor goren, asagilayan hep Chp zihniyetiydi ve biz yoktuk, silik, kisik sesler olarak kadrajda olmadik. Simdi variz; gorunur, ses cikaran olarak ve bu varolusumuzu "kutuplastirma" diye algilayip lanse etmek haksizlik. Hep tek kale mac yaptilar..
Karara arasıra göz atan 02 Haziran 2019 17:18
13
Aynen daha önce gürültücü azınlığın sesi çok çıkar sessiz çoğunluğun çıkmazdı . Ne zaman ses çıkarmaya başladık ortamı geren kesim olduk. Sessiz çoğunluğun sesi çoğu zaman ERDOĞAN oldu .Evet Erdoğan ekonomik gerekçelerle biraz zor durumda ama ne olursa olsun biz onun arkasındayız İnşaallah . Resmi dairelerde 1000 kişilik okullarda 5 kişilik kapısında dinlenme odası yazan yerde namaz kılarken bugün 50 kişiye hitap eden ve kapısında MESCİT yazan mekanlarda namaz kılabiliyoruz. Bizim için en önemli kıstaslar özgürce ibadetken kimileri için makam mevkiymiş paraymış.... Biz sadece dinimize bu hiz
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 06:41
Zaten genel olarak biz dindarların sorunu bu.Biz mağdurken adalet diyince güc eline geçince adil olacak kadar ahlaklıyız veya donanimlıyız zannediyorduk. Bu aslında chplilerin önemli bir kısmı için de geçerli.Mesela iktidar olsa bir süre sonra muhafazkarlar için veya kürtler için aynı nobranlığı hiç sorgulamadan gösterecektir emin olun. Biz toplum olarak böyleyiz.haksızlık karşısında tepkimiz "herkes için adil olan bu " demek değil.sadece canımız yanıyor.Bu.Kendine yapılmayınca haliyle canın acımıyor üstelik bir de iktidar nimeti varsa "aman ne bozuy
KARAR OKURU... 31 Mayıs 2019 23:48
"Erdoğan tehlikenin farkında ama, nedenlerini farketmekten, sonuçlarını ön görmekten çok uzakta" Genel anlamda katılıyorum. Bu ülkenin Erdoğan gibi yeni bir lidere ihtiyacı var. Türkiye siyasetinde kirlenmek için 20 yıl çok uzun bir süre...
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 18:57
Hayat çok pahalı.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 16:44
Ali bey bazı yazılarınızı sadece kendiniz anlayacak şekilde yazıyorsunuz Halk akademik dilden pek anlamaz.Okur alanınız daralır.Yazdıklarınız doğru.
KARAR OKURU 31 Mayıs 2019 00:11
0
İki defa okusunlar, olmadı üçüncü defa düşüne düşüne okusunlar. Ben ilkokulluyum böyle anlayabiliyorum.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 09:28
2
Görüşleriniz çok farklı olsada, yazılarınızın zor anlaşılır olması, çok yıllar önce ki Ali Gevgili yi hatırlatıyor.
karar okuru 30 Mayıs 2019 15:07
Menderesten sonra 20 yıllık ara dönem,Özal dan sonra10 yıllık ara dönem,derken erdoğanlı 15 yıldan sonra ,kıytırık dönem yaşamak istemiyoruz.İktidar taliplilerine bakıldığında yine en doğrusu hali hazırdaki iktidardır.Niye çünkü var olanların gerçek gündemlerini biliyoruz.yaptıkları sadece takiyye......
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 14:01
Erdoğan otoriter bir lider ve bence Robespierre 'in içine düştüğü durumda. En ufak eleştiriye bile tahammülü yok ve rakiplerini sert yöntemlerle tasfiye etme yolunu tercih ediyor.
Köroğlu 30 Mayıs 2019 10:53
Başarı paradoksu: bir stratejiyi kullanarak bir kaç başarılı işe imza atan liderler daha sonra karşılarına çıkan her durumda aynı stratejiyi kullanmaya meyilli oluyor. Oysa spesifik bir konjonktürde/koşullarda başarılı olan bir strateji, konjonktür/koşullar değiştiğinde işe yaramaz. Ancak lider o strateji ile başarıyı özdeşleştirdiği için esnek olamıyor. O yüzden her türlü liderlik süresine sınır koymalı. Bu lider için de iyi. Zamanında işini düzgün yapmış bir insan olarak hayatına devam edebilir.
hüseyin 30 Mayıs 2019 10:40
maşallah tam isabet 2004 de bu tespitleri yapmak çok zordu. demokrat çoğulcu mağdur bir tablo vardı
karar okuru 30 Mayıs 2019 10:36
Sizin söyleyemediğiniz iki sonucu da ben söyleyeyim: 1. Bu saatten sonra Sayın Erdoğan partide bir değişim yapacaksa işe kendisiyle başlamalıdır. 2. İstanbul seçimlerine bizzat kendisi bile aday olsa artık kazanma şansları kalmamıştır.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 10:24
Akliniza ellerinize sağlik
Serdar 30 Mayıs 2019 09:41
Yazı çok güzel, Ben birde Kader noktasından bakmak istiyorum, Hani Erdoğan diyor ya, " Kaderin üstünde bir kader vardır." İnsanımız, islamiyette olmayan ve islama yakışmayacak şekilde bir kişiye bel bağladı. O varsa varız, o yoksa yokuz moduna girdiler. Sanki Allah'ın kudreti değil, Erdoğan'ın gücüydü muhafazakar kesimi ayakta tutan... Şimdi Allah, o çok güvendikleri Zat-ı Şahane(!) ile tokatlıyor, ve tabiri caizse diyor ki, kurtarsın sizi o çok güvendiğiniz kişi.İnsanlar hala Erdoğan'a sarılmaya, ona bağlanarak kurtulmaya çalışıyor ama bağla
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 09:38
Yargı can çekişiyor, ekonomi can çekişiyor, dış politika iyice sıkışmış durumda, içeride yüzde ellilik bir zillet grubu var, işsizlik yoksulluk almış başını gidiyor, konuşan eleştiren terörist olup kodesi boyluyor. Fabrikalar satılıyor onlarca hapishane yapılıyor. Sonra insana dokunamamak, sahaya inememek, metal yorgunluğu gibi gerçeklerden uzak tamamen kopmuş tespitlerle çözümler bulmaya çalışmak. Film bitti... Tuz koktu...
Orhan Hulusi 30 Mayıs 2019 08:47
Bir de zihniyetin alışkanlık haline dönüşmesinin ortaya çıkarabileceği sorunları ele almak gerekmez mi?
VATANDAŞ 30 Mayıs 2019 08:34
Hocam çok guzel ve yerinde düşünceler paylaşmışsınız. Tesekkurler
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 07:42
Erdoğan diyorki herşeyi ben bilirim ben ne dersem o okadar gerisi teferuattır hâlbuki herşeyi bilen gören ALLAH tır
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 05:13
Cumhurbaskani her seyin elbet farkinda ama umurunda degil. Istanbul Belediyesini kaybetmek hayat memat meselesi O'nun icin. Ne pahasina olursa olsun buna izin vermez. CHPli secmenler bosuna umutlanmasin.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 11:01
2
Erdoğanın öyle bir gücü yok. kafasına göre milletin yarısını yok sayamaz. ister, ama yapamaz.
KARAR OKURU 02 Haziran 2019 10:36
5
Katiliyorum.insanlar CHP kazanırsa yine kaos olacağını , büyükşehir meclisinde calisamiyacagini anladi.Adana ,Bolu belediyelerinde ki işten çıkarmalar.Patate,soğan da ucuzladı.Agzimizin tadı bozulmasın Ali Rıza bey diyecek korkarım bu halk
Sayın yazar, temennilerinizi tespit gibi yazıyor kendiniz de inanıyorsunuz. İstanbul seçimlerinin şaibeli sonucunu tescillemek uğruna tüm oyların sayılmasını engelleyen İmamoğlu'nu nasıl adaleti temsil pozisyonuna getirmişsiniz? hayret. Seçim sonucuna dair beklentiniz güçlü, ama beklediğiniz gibi çıkmasa utanmadan seçimin meşruiyetini sorgulayacaksınız. Diğer yandannYazarı, Erdoğan seçim sonuçlarını analiz etti, "kendimizi çek etmeliyiz, biz düzelirsek halk bizi seçti" dedi diye yazan köşenin yorumcuları "Baskı, dikta" gibi zırvaları sıralıyor.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 11:32
0
Seçim gecesi AA'nın sonuçları açıklamayı durdurmasından, Binali Yıldırım seçimi ben kazandım demesinden, Cumhurbaşkanı ve bakanların acil toplantı yapmasından, Devletin bütün kurumları kontrol eden parti devletinin sürecin uzamasından istifa edip elindeki güçle bir madrabazlık yapıp seçimleri kazanmaya çalışacağı belliydi bu yüzden sandık başlarında chp'liler günlerce nöbet tuttu hiç bir ak partili değil sonuç yavuz hırsızın dediği oldu.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 19:54
0
senin için yalan talan hırsızlık düzeni devam etmeli cenabı allahi unuttunuz kara karıncayı gören var
“Biz” ve “çek etme” ifadelerinin kendisini ve makro politik tercihlerini içermediği açık. Biz derken aklına kendi siyasi duruşu, siyasetin ve iktidarın şahsileşmesi, adalet duygusunun örselenmesi, kutuplaşma siyasetinin tahribatı, ekonomik kriz, beka söyleminin yarattığı yorgunluk gelmiyor.
m.ugur hacikerimoglu 30 Mayıs 2019 02:42
ak parti il kurucusu olarak tespitlerinize cani gonulden katiliyorum.tevazu tavsiye edilirken dahi yuksek mertebeden bir enaniyet hissediliyor.acilen tavir degisikligi gerekmektedir.yoksa emeklerimize yazik olur.
KARAR OKURU 30 Mayıs 2019 22:11
0
oldu gitti bile sevgili kardeşim.
musto 30 Mayıs 2019 01:45
Ordan bakınca ben bunlara ekmek verdim ekmeğimizin tuzu yokmuş nankörlük ettiler.Elden gelen öğün olmazmış insanlar geleceğe bakıyor çocuğu büyüyor iş yok varsa yoksa hizmet sektörü oda karın tokluğuna senin insanın kadarda göçmen işci o sektörde iş bekliyor hizmet sektörünü besleyecek güçlü bir sanayin ve tarımın olması lazım.
İsmail 30 Mayıs 2019 08:46
0
Gelişmiş ülkelerde önce sanayi sektörü sonra hizmet sektörü ilerlemiştir. Bizde sanayi ilerlemeden hizmet büyüdü devasa oldu.
hz ali 30 Mayıs 2019 01:06
insanlara yalan iftira atanlar .... hak yerini bulsun
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN