Çayın parası, sözün hakkı

Bir masa düşünün... Aynı masanın etrafında farklı dünya görüşlerinden insanlar oturuyor. Yazarlar, şairler, hocalar, öğrenciler, sanatçılar, entelektüeller, gelenekçiler, yenilikçiler... Herkes aynı çayı içiyor, aynı masada oturuyor ve sözü geldiğinde konuşuyor. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok. Herkes kendi çayının parasını ödüyor.

Ahmet Uysal’ın Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan “Ben de çay parası ödüyorum” kitabı, böyle bir kıraathane kültürünün ve bu kültürün etrafında oluşan insan topluluğunun hikâyesini anlatıyor. 512 sayfalık eser, 1980 sonrasında İstanbul’da Erenler Kıraathanesi’nde başlayan ve İLESAM, Yazarlar Birliği, Türk Ocağı ve Antik Kafe’de devam ederek günümüze ulaşan bir geleneğin izini sürüyor.

Türkiye’nin kültürel hafızasında önemli bir yeri olan kahvehane ve kıraathane geleneğini kayıt altına alan kitap, aynı zamanda bu mekânlarda oluşan sohbet ve fikir dünyasını da anlatıyor.

Kitabın adı: “Ben de çay parası ödüyorum.”

Bu cümle, yalnızca hesabı ödemekle ilgili değil. Bir meclise ait olmanın, o mecliste söz söyleme hakkının ve kimseye minnet borcu olmadan düşüncesini ifade edebilmenin de karşılığı. Çay parasını kendisi ödeyen insan, masada kendisine ayrılmış bir yere ve söyleyecek sözüne sahip olduğunu biliyor.

Türkiye’nin yakın tarihinde kahvehanelerin ve kıraathanelerin özel bir yeri var. Buralar yalnızca çay ve kahve içilen mekânlar olmadı. İnsanların birbirini tanıdığı, kitapların ve dergilerin konuşulduğu, fikirlerin tartışıldığı, şiirlerin okunduğu, memleket meselelerinin saatlerce konuşulduğu buluşma yerleri oldular.

Eski İstanbul’un Küllük ve Marmara kıraathanelerine uzanan bu geleneğin yakın dönem halkalarından biri de Erenler Kıraathanesi. 1980’lerin başında Beyazıt’taki Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde başlayan hikâye, zaman içerisinde farklı mekânlara taşınarak devam etti. Erenler’den İLESAM’a, oradan Yazarlar Birliği’ne, Türk Ocağı’na ve Antik Kafe’ye uzanan bu yolculukta mekânlar değişti, insanlar değişti; fakat aynı masanın etrafında oluşan sohbet ve fikir geleneği varlığını sürdürdü.

“Ben de çay parası ödüyorum,” bu mekânlar üzerinden Türkiye’nin son kırk yılına ait kültürel, sosyal ve siyasî değişimin de izlerini sürüyor. Farklı dönemlerde bu kahve geleneğinin parçası olan insanları ve mekânları anlatırken, bir “edebiyat kahvesi”nin nasıl bir düşünce ve sohbet ortamına dönüşebildiğini gösteriyor.

Bugün fikirler çoğu zaman insanları aynı masaya oturtmak yerine birbirinden uzaklaştırıyor. İnsanlar birbirini dinlemeden hüküm veriyor, aynı düşüncede olmayanlarla konuşmak yerine kendi çevresine kapanıyor.

Oysa kıraathane kültürünün en değerli taraflarından biri, farklı insanların aynı masada oturabilmesiydi. Aynı fikirde olmak şart değildi. Aynı çayı içmek ve konuşmaya devam etmek yeterliydi.

“Ben de çay parası ödüyorum,” kaybolmaya yüz tutmuş bu sohbet ahlâkının kitabı.

Sözün, hatıranın, tartışmanın ve birlikte düşünmenin kıymetini hatırlatıyor.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.