Ervâh-ı ezelde levh-i kalemde
Daraldığında insanın içi, bir dağın gölgesine sığınmak ister. Kelimeler yetmez, susmak işe yaramaz.
Bir nefes, bir ağıt gerek.
“Ervâh-ı ezelde levh-i kalemde / Bu benim bahtımı kara yazmışlar.”
Kaderin sesi yürekle söylenir.
Bu ses, Anadolu’nun içli yüreklerinden biri olan Âşık Sümmâni’ndir.
Sümmani (1861-1915), Erzurum’un Narman ilçesine bağlı Samikale toprağından bir garip. Bir köy çocuğu olarak doğar. Kaderi dağların ötesine taşacak, kelimelerle yazılacaktır.
“Arif bilir aşk ehlinin hâlini
Kaldırır gönlünden kıl-ü kâlini
Herkes dosta yazmış arzuhâlini
Benimkini ürüzgara yazmışlar”
Söz bir kez açılınca, artık geri dönmez.
“Dünyayı sevenler veli değildir
Canı terk edenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkâra yazmışlar”
Aşka düşmüş gönül başka türlü konuşur. Başka türlü susar. Başka türlü kanar.
