Ak Parti’nin ‘cinayetleri’

Bir siyasi parti ve cinayet… İki kelimenin bir araya gelmesi garip karşılanabilir ve yazı okunduktan sonra “bunun neresi cinayet” denilebilir. Söylememiz gereken şeyler var, hem de garazsız ve ivazsız (beklentisiz) sözler söyleyeceğiz. Bazılarına rahatsızlık vereceğiz, vereceğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dilemeyeceğiz!

Bunları canımız sıkıldığı için yazıyoruz.

Geçen yıl kaybettiğimiz mütefekkir romancımız Mehmet Niyazi’nin ilk romanı Varolmak Kavgası idi. Yıl 1969. Kitabın başında bir satırlık bir kitabe (epigraf) vardı: Canım sıkıldığı için yazdım!

***

O koskoca bir kitap yazmıştı, canı sıkıldığı için. Biz sadece birkaç yazı yazacağız.

Ak Parti’nin cinayetlerinden biri basını öldürmesidir!

Basın geniş anlamda alınabilir; gazeteler ve diğer yayın araçları. Türkiye’de basın 1930’larda çizilen tekpartici anlayışı sürdüren yapısıyla bizim yıllarca mücadele ettiğimiz vesayetçi bir cihazdı. Ak Parti bütün vesayet ilişkilerini kaldırdığı gibi, basının vesayetine de son verdi.

Bu alkışlanacak bir şeydi elbette…

Sonrası önemli: Basın üzerindeki tek partici kontrol tersine çevrildi. İktidar kendi basınını üretmekle kalmadı, diğer basın üzerinde de kontrol sağladı. Bu kısa vadede olumlu görünür; uzun vadede ise vasiyi her safhada zaafa uğratır. Son yıllarda basınımız mükemmel bir çarkla yeni patronunun eğilimleri doğrultusunda şekillendi. Her şeyi çok güzel gösterdi. Sırf gaz vererek arabayı yürütmeye kalkıştı. Vites değiştirmek önemsenmediği için aşırı gaz motoru yaktı!

Kural şudur: Tek taraflı iletişim, sonunda bu sistemi kuranları vurur!

Sovyet sistemi çöktüğünde, 1990’ların başında Türk cumhuriyetleri ziyaretimizde bir Demirperde fıkrası zihnimize kazılmıştı.

Moskova’da, Kızıl Meydanda muhteşem bir Sovyetik gövde gösterisi yapılmaktadır. Fıkra bu ya, en yeni Sovyet askerî teknolojisinin sergilendiği geçit törenini takip edenler arasında geçmiş yüzyıldan isimler de vardır: Napolyon ve generalleri.

Malûm Napolyon orduları ile Moskova önüne dayanır, aylardan eylüldür. Ruslar geri çekilme taktiği uygular. Kış bastırdıkça Napolyon’un 600 bin kişilik ordusu erimeye başlar! Rus ordusu değil, “general kış” kazanır. Ve Moskova hezimeti Napolyon’un sonu olur…

***

Tören sırasında yeni nesil Sovyet tankları, füzeleri, silahları geçtikte maiyetindekiler Napolyon’a yaranmak için “generalim, ah o menhus kuşatma sırasında bu tanklar bizde olacaktı ki, yok şu füzeler elimizde olsa idi…Rusya’nın işini kışa kalmadan bitirirdik” diyorlarmış.

Napolyon da elindeki gazeteden gözlerini ayırmıyormuş bir türlü.

Sonunda başını gazeteden kaldırıp şöyle söylemiş: “Onu bunu bırakın çocuklar, o zaman böyle bir gazetemiz olsa idi mağlubiyetimizin yüz yıl kimse farkına varmazdı!”

Gazetenin adı Pravda! Türkçesi “gerçek”!

Pravda Sovyet sisteminin çöküşünü engelleyemedi, biraz geç fark edilmesine yaradı o kadar…

Siyasette çoğu zaman taraftarların övgüleri değil, karşı tarafın yergileri, saldırıları başarıya götürür.

Son seçim sürecini doğru okuyalım: Ak Parti basınının tek taraflı iletişimi, karşı tarafı ölçüsüz karalamacı yayını, rakibe yaradı. Propagandanın dozu kaçarsa, abartma yalan etkisi uyandırır.

İmdi; seçim sürecindeki hataları tekrarlamamak bâbında söyleyeceğimiz şu: Seçilen başkanların yetkilerini tırpanlamak, ilk ağızda iyi bir şeymiş gibi görünür. Fakat, bu onların mağduru oynamasına fırsat verdiği gibi, başarısızlıklarına mazeret malzemesi olur. Bırakın, kendilerini göstersinler. Meşru yollar dışında engellemelerden sakınmak en doğrusudur.

YORUMLAR (42)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
42 Yorum