Andrews’ü iyi bilirdik!

Bildik ezberleri okumaya devam edenler, ülkemizde büyük çoğunluğu teşkil ediyor.

Eskiden bir şekilde tanışmış, görüşmüş, oturup kalkmış, hatta bir süre aynı yolda yürümüş olduğunuz birine uzun bir fasıladan sonra rastlarsanız, sakın fikir tartışmasına girmeyin! Çay-kahve için, havadan sudan konuşun, futbol, otomobil, dizi bahisleri açın. Bunlarda behreniz yoksa, sükut edin. Susmayı beceremediğiniz zamanlar olabilir; aman dikkatli olun; dost, ahbap defterinden bir ismin silindiğini görebilirsiniz.

Üniversite’de Eski Türk Edebiyatı hocası İsmail Güleç’in Walter G. Andrews’ün vefatını haber veren yazısını okuyordum. İşte tam o sırada geldi. Teklifsiz oturdu. Ne yaptığımı sordu. Okuduğumun farkındaydı. Soru “boş işlerle uğraşma” anlamındaydı. “Walter G. Andrews’ü kaybetmişiz, değerli bir ilim adamı idi, onunla ilgili bir yazı okuyordum” dedim. Bu ismi hiç duymamıştı. Boş yere tanıtmaya çalıştım, yazıdan iki cümle okudum:

“Andrews’ün hayatı dünyaya Türk edebiyatının da olduğunu isbat etmekle geçti. Batı’da Gibb’den 75 yıl sonra Osmanlı şiiri hakkında ikinci kitabı yazan adamdır.”

Böylelerinin ilk-orta mektep bilgilerinden örülmüş bir dünyası vardır. O dönemin inançlaşmış bilgilerini hayatları boyunca sınamadan geçirmezler. Zor ve zahmetli bir iştir bu. Bir kere zihin dünyanı sarsmaya razı olacaksın. En önemlisi, muhtemelen yeni bilgiler seni değişmeye zorlayacak.

Türkiye’de herkes şu veya bu gruptan veya siyasî akımdan olabilir. Adam milliyetçi, islâmcı, ülkücü, devrimci, solcu, sağcı vs. olur, o fosilleşmiş bilginin üstüne bir şey eklemez. Sıkı bir sorgulama karşısında işte o ilk-orta mektep bilgileri ile yaşamaya devam ettiği ortaya çıkar. Fakat iddialıdır. Ahkâm keser, hatta racon keser!

Bizimki Osmanlı ve Osmanlı edebiyatı, şiiri hakkında kesmeye başladı. O kader temelsiz, câhilane lâflar; akıllara ziyan. Epeyce sustum. Bu konudaki müthiş vukufu karşısında sustuğumu sandı. Hakikati şıpın işi ortaya koymuş, beni haptetmişti.

“Bu Amerikalı senin dediklerinin tamamen zıddı şeyler söylüyor” dedim. Bu nesilde slogan seviyesinde bir Amerika düşmanlığı vardır. Köpürdü, “Amerikalı nereden bilecek. Kahrolsun Amerika! Muhakkak ABD’nin kötülüklerini örtmek için bize hoş görünmeye çalışıyordur.”

“Ne söylediklerini biliyor musun?” sorum aynı tonda saldırgan ifadelerle karşılandı. Osmanlılar milletimizi mahvetmişti. Osmanlı olmasa idi biz dünyanın en güçlü ulusu olurduk. Nitekim Osmanlıdan önce çok güçlü idik. Onlar Müslümanlık adı altında Araplık davası gütmüştüler! Türklüğe ihanet etmişler, türkçeye büyük zarar vermişler. Öz türkçemizi arapça, farsça kelimelerle mahvetmişler…Osmanlı padişahlarının ömrü zevk ü sefa ile geçmiş. Türklere zulmetmişler, hakaret etmişler.. vs. vs.

Bu ezberler muhtemelen hâlâ inkılap tarihi derslerinde tekrarlanıp duruyordur. Osmanlı en az iki asır dünyanın en güçlü devleti idi. Türkler Osmanlıdan beş asır önce Müslüman oldular. Müslümanlık Türkleri kuzeyden güneye, doğudan batıya sevketti. Eğer Müslüman olmasa idik, bugün Moğolistan ile Harizm arasında sıkışmış bir topluluk olurduk. Oradaki devletlerimiz ömürsüzdü, Osmanlı dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden biri oldu.

Bunları duydukça köpürdü, öfkesini zapt edemedi.

Andrews, dünya edebiyatı içinde Osmanlı/Türk edebiyatına bugüne kadar yer açılmamasına itiraz ediyordu. Osmanlı orta çağ sonlarından 1. Dünya Savaşının sonuna kadar tek başına ve tartışmasız bir şekilde “büyük Müslüman öteki”ni temsil etmişti. Kuzey Afrika’dan Orta Doğu ve Doğu Avrupa’ya ve Orta Asya’ya kadar çok sayıda insanın üzerinde derin kültürel etkileri olmuştu. Böyle büyük siyasî, iktisadî, sosyal ve kültürel bir varlığın edebiyatsız olması mümkün müdür? Burada kızgın muhatabım, “halk edebiyatımız var!” itirazını yükseltti. Andrews’den okudum:

“Türk şiirinin çeşitli türlerinin değerine ve Türlüğüne ilişkin verimsiz ve politik tezlerin önemi yoktur. Kır kesim şiirinin, şehir şiirlerinden daha gerçek, daha Türk(çe) veya daha değerli olup olmadığı tartışmasına ciddi ilgi duyulmasını anlamak güçtür.”

Bir şey daha: “Osmanlıca bir çok gazeli dinlemeyi çok etkileyici bir deniyim haline getiren o ses ve anlam sentezin ihmal etmiş olmak, doğrusu utanç verici.”

Kısacası, elin Amerikalısı, “gavuru” böyle diyor; “kâfir”in sözlük anlamı “örten, gizleyen, inkâr eden”dir. Andrews, aksine açıyor, kabul ediyor, hakkı teslim ediyor…

Bizimki bu durumda ne oluyor? Velhasıl: Andrews’ü iyi bilirdik!

YORUMLAR (94)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
94 Yorum