Hakim parti sorumluluğu

AK Parti, siyaset bilimi literatüründe bir partinin hakim parti olması için gerekli özelliklerin neredeyse hepsine haiz.

Hakim partiler istisnai dönemlerin ürünüdürler. Hakim partilerin uzun iktidar dönemleri de siyasal kültür ve dokuda sahici kırılmaları ifade ederler. Bu partiler, yeni bir siyasal zihnin inşasının nüvelerini atarlar. Eğer bunu başarırlarsa zamanla sağladıkları siyasal hakimiyet durumunu yeni bir sosyoloji ve siyasal zihinle tahkim edip, kalıcılaştırırlar. Bunun gerçekleşmesi, bir partinin öncelikle kendisini hakim parti kılan özellikleri sürdürmeye çalışmasına bağlıdır.

Hakim partilerin en belirleyici özelliklerinin başında geniş bir toplumsal kesime dayanmaları gelir. Bu iki şekilde gerçekleşir. Hakim parti, geniş çerçevesini iyi yapılandırdığı bir siyasal kimliğin içerisine geniş toplumsal kesimleri katar. Partinin ana kimliği, onu oluşturan bütün bileşenlerin kimliklerini meczeder ama onların hepsini de bir üst kimlik içerisinde yeniden kurgular. Almanya’daki Hıristiyan Demokrat Parti, İsveç’teki Sosyal Demokrat Parti’nin kimlik kurguları ve toplumsal temsiliyetleri buna örnektir. İki parti de geniş bir toplumsal zemin üzerine oturan ama iyi kurumsallaşmış ve içselleştirilmiş siyasal kimliklere sahiptirler.

***

Bunun yanı sıra, farklı bileşenlerinin çatı örgütü gibi davranan hakim parti örnekleri de mevcuttur. Bu partilerde farklı toplumsal kesimler kendi siyasal, sınıfsal ve iktisadi kimliklerini koruyarak, hatta onu belli ölçüde kurumsallaştırarak bir ittifak geliştirirler. Burada yaşanan kimlik ve çıkar gruplarının bir çatı altında yan yana durmasıdır; karışması değil. Malezya ve Japonya deneyimleri bu sınıf hakim parti çeşidine örneklik teşkil eder. 1990’lı yıllardaki 11 aylık dönemi bir kenara koyarsak, 1955’ten 2009 yılına kadar Japonya’yı yöneten Liberal Demokrat Parti, parti bünyesinde farklı ekonomik çıkar grupları ile siyasal projeksiyonları kurumsallaştırmıştı. Benzer bir şekilde, Malezya’da 1974’ten beri iktidarda bulunan Ulusal Cephe, bürokrasi ve devlette daha yoğun temsil edilen Müslüman Malaylar ile ekonomide daha güçlü olan Çinliler ile Hintlilerin ortak çatı örgütü konumundadır. Bu özellikleri nedeniyle bu partilerin kimlikleri göreceli olarak yapılandırılmamış olup, daha az homojen bir görüntü arz ederler.

Benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün. Siyasal kimlik, toplumsal doku ve siyasal tarih açısından farklılıklar arz etseler de bütün bu partiler, bir noktada kesişiyorlar. Hepsi geniş bir toplumsal zemine dayanıp, bu çeşitliliği yansıtan kadrolar tarafından yönetilmekteler. Bu kriter, bu partilerin hakim parti olmaları ve bu statülerini devam ettirmeleri için elzemdir.

***

Türkiye’ye dönecek olursak; AK Parti’nin 2002’den bugüne kadarki seçim sonuçları bu partinin, geniş bir toplumsal zemin üzerine oturan bir kitle partisi olduğunu ortaya koymaktadır. Aslında AK Parti’nin doğal toplumsal tabanı kimdir sorusunun en kestirme cevabı, Kemalist ulus inşa projesinden muzdarip olmuş herkestir. Ancak bu kesim, mağduriyet konusundaki ortaklığa rağmen, çoğul kimliklere ve farklı gelecek tasavvurlarına sahiplerdi. AK Parti de tabandaki bu çeşitliliğe kadro ve politikalarıyla cevap verdi. ‘Yeni Türkiye’ gibi muğlak bir kavramla dile getirdiği gelecek tasavvuru, AK Parti’ye bu konuda ciddi imkan sunmaktaydı; tabanında temsil edilen her toplumsal kesim bu ‘Yeni Türkiye’ kavramına farklı anlamlar yüklemekteydi ve AK Parti dinamik bir şekilde bu beklentilere farklı politika ve kadro kompozisyonları ile cevap veriyordu.

Bu durum Gezi Parkı, 17-25 Aralık darbe girişimi ve benzeri olaylarla inkıtaya uğradı. AK Parti, Gezi olaylarında geniş bir toplumsal kesimle karşı karşıya geldi. 17-25 Aralık’ta da AK Parti, daha önce kendisinin geniş iktidar bloğunun bir bileşeni olan Gülenciler’in darbe girişimine maruz kaldı. Bu durum, AK Parti’yi haklı bir şekilde kendisinin güvendiği daha çekirdek kadrolarla çalısmaya sevk etti. Partinin kadrolarındaki bu daralma, politikalarına da sirayet ediyor.

Bu durum anlaşılır, hatta bir dönem için gerekliydi. Ama bu uzun vadeye yayılmış bir trende dönüşmemelidir. AK Parti önce politikaları, akabinde de kadroları üzerinden bu daralma trendini tersine çevirmelidir.

AK Parti bir hakim partidir ve hakim partiler de doğaları gereği tabanda geniş bir toplumsal koalisyonu ifade ederler. Bu yapıları nedeniyle de dar kadrolar veya polit bürolarla yönetilemezler.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.