Günde 50 bin kamyon geçiyor

Hafta sonunu Diyarbakır-Cizre hattında geçirdim.

Cizre’de “Sürdürülebilir Barışın Ekonomik Boyutları” ele alındı. Ama durun önce şu yol işini halledelim. Çünkü yol ve köprü önemli.

Hatırlayın “Yol” filmini. Rahmetli Tarık Akan oynamıştı.

Hatırlayın “Köprü” filmini. Cuma kaybettiğimiz Kadir İnanır oynamıştı.

Her iki oyuncumuz da hayatlarını rolle değil toplumsal sorunların çözümüyle mücadelede geçirmişti.

Biz yeniden yol güzergahına dönelim…

Diyarbakır’dan Cizre’ye şu ekiple gittik: Geçen ekim ayına kadar Amedspor Başkanlığını yürüten Burç Baysal, Erkan ve Mesut Azizoğlu, Mustafa Vural ve Şiar Bozhan.

Bu 5 kişi ile sabah 3,5 saat ve akşam dönüşte de 3,5 saat olmak üzere toplam 7 saat yolculuk yaptık. Neden 260 km yol için yolculuk uzun sürdü? Çünkü yollar dolu ve bozuktu.

Meğerse o yol ‘İpek Yolu’ imiş. Evet, bildiğimiz İpek yolu. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya İpek Yolu’ndan Habur Sınırı dahil günde 50 bin kamyonun geçtiğini anlattı.

Aman iktidar duymasın; Hazine garantili yolu patlatır hemen!

Aslında AK Parti’nin evrimini de anlatan bir yol hikayesidir bu. İlk iktidara geldikleri yıllarda hatırlarsanız müthiş bir hizmet olarak ‘duble yolları’ yapmışlardı. Şimdi geçilmeyen ve geçilse bile Hazine’ye büyük yük olan paralı KÖİ yolları yapılıyor. Eski duble yollara doğru dürüst bakılmıyor.

Benzer durum ‘Silivri Yolu’ için de geçerli. Haftada 1 gün gittiğim yolun 3 alternatifi var: 1- Eski tek şeritli yol. Artık mahalle arası yola döndüğü gibi bakımı da unutulmuş. 2- TEM Yolu. Kamyonların da yoğun kullanımıyla özellikle sağ şeritler çökmüş ve bakımı öylesine-göstermelik gibi yapılıyor. Ve 3- Hazine garantili Kuzey Yolu. Tertemiz, 2 şerit değil 4-5 şeritli yol. Sadece Silivri-Üsküdar hattına tek yönde 800 lira civarında bir para ödüyorsunuz. Yakıp parasından daha pahalı.

Bu arada yakıt parası dediğimde şu notu da ekleyelim: “2 günlük havalimanı otopark parası 1 uçak biletine” yaklaşıyor. Fiyat dengesizlikleri açısından bir örnek.

Tekrar İpek Yolu’na dönelim: Bu kadar öneme sahip yol neden bu kadar bakımsız olabilir? Tam bunları düşünmeye dalmışken DTSO Başkanı Mehmet Kaya yine sarsıcı bir bilgi ile uyandırdı: “GAP elektrik-baraj yatırımlarının yüzde 99,9’u bitti ama asıl istihdam ve tarım verimi açısından önemli olan sulama yatırımlarının sadece yüzde 25’i yapıldı.”

Hatta barajı yapılmış, yanına kanalı da yapılmış yerlere bile bir damla su verilmemiş. Bölge bakanı olan Cevdet Yılmaz bile bunları dile getirememiş galiba.

Öyle ki Münir Karaloğlu “Nasıl olur?” deyip birkaç yere suyu verince hiç kullanılmadığı için eskimiş olan su borularının eklem yerleri patlamış.

Bu konuları şimdilik başlık olarak verdim: Araştırıp yeniden ve yine yeniden yazacağım. Barışı korumanın ekonomik refahı elbette olacaktır ama önce refahın yollarını neden tıkadığımızı bir çözelim.

ÖZGÜR ÖZEL İÇİN NE DİYORLAR?

Cuma akşamı Diyarbakır’a vardığımda derhal CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in Kervansaray’da 20:00’de gençlerle buluşma yerine gittim.

Şu notu da ekleyeyim: Kervansaray’ın kapısına vardığımda benden daha yapılı bir adam beni öyle karşıladı ki; şaştım. Meğer Kervansaray Otelleri’nin sahibi Mehmet İpek’miş. Daha ilk kez karşılaştığımızı sanıyordum ama öyle değilmiş. Mehmet İpek bana “Rahmetli amcanız Adnan Kahveci olmasaydı bunlar hiç olmazdı” diye başladı anlatmaya. 33 yıl önce vefat etmiş bir siyasetçinin mirası bu kadar mı güzel olur? Allah kendisinden gani gani razı olsun ki, bir siyasetçi olarak güzel anılmayı ve yakınlarına bu güzel mirası hâlâ dimdik ayakta bırakmış olsun.

Mehmet İpek’e de daha sonra tekrar döneceğim.

Şimdi yazının siyasi kilit noktasına gelelim…

Özgür Özel gelmeden Kervansaray’a vardım. İçeride gençler olduğu gibi mekanda dinlenenler de vardı. Neredeyse herkesle sohbet ettim. Konuyu tamamlayıcı cümleleri program bitişi sayın Özgür Özel de anlattı.

Önce şu iktidar tarafından, yargı üzerinden atanan Kemal Kılıçdaroğlu meselesine gelelim: “Kemal, İzmir’den daha yüksek oyu bizden aldı” diyor Diyarbakırlı. “Ve bizi kandırdı” diye ekliyor. Çok kızgın olduklarını, Özgür Özel’in açıklamasından da anlıyoruz. Özel diyor ki “Öyle koluma, omuzuma yapışıp arkandayız, yanındayız diyorlar ki, sakın bırakma diye ısrar ediyorlar.”

Bölgede “Kemal kandırılmışlığı” sendromu yaşanıyor.

“Ya parti işi ne olacak?” diyorum: “Bu heyecan sönmemeli” diyorlar. “Peki, bu heyecan nasıl sönmemeli?” diye sorduğumda fikirler çeşitleniyor. Bölge çok politik olduğundan her şeyi takip ediyorlar. Taksi şoförü diyor ki “Yeni yüzlerin de eklenmesi ile yeni bir yol kesin olmalı.”

İmamoğlu da tutuklanmadan bir hafta önce Diyarbakır’daymış. Unutmuyorlar.

İki büyük isteği gördüm: Barış isteği ve değişim isteği. Barış için Öcalan’ın açıklamaları nasıl dikkatle takip ediliyorsa Demirtaş’ın da durumu aynı şekilde.

Ve değişim isteği… Çok söz söyleniyor ama bu sözlerin gerçekliğine pek inanan yok. Mesela; barış isteği temel amaç ise, neden bölge ekonomisi için gereken yatırımlara yönelme yok? “Acaba ‘barış’ adı altında ‘oy avcılığı’ mı?” yapılıyor sorusu da cevap bekliyor.

Günde 50 bin kamyonun geçtiği yol neden bakımsız? Barajları bitmiş ve kanalları açılmış olmasına rağmen neden dek bir damla su verilmiyor?

Dönüş yolunda Nusaybin’de mola verdik. Meğerse Nusaybin Sınır Kapısı 13 yıldır kapalıymış. DTSO Başkanı Mehmet Kaya diyor ki “İŞİD zamanında Cilvegözü kapısında dorse değişimi yapılıyordu. Kamyonlar dorselerini bırakıp dönüyordu ve ticaret sürüyordu ama Nusaybin’de bu da yok.”

Cizre’de konferansta şu açıklamaya dikkat: “Türkiye’nin Irak’a ihracatı 14 milyar dolardı ve ihracatta Türkiye birinciydi. Şimdi bizim yerimizi BAE almış. İkinci sıraya da Çin gelmiş. Türkiye 3. sıraya gerilemiş. Oysa alınıp-satılan ürünler tam da bizim ticari ürünlerimiz.”

Konferansta kilit cümleyi yine DTSO Başkanı Mehmet Kaya söyledi: “Kayyum atanan bölgeye kayyum çağırmıyoruz” dedi.

Aklıma Kurban Bayramı bayramlaşmaları geldi. Bazı partiler “denge” adı altında hem ‘butlancı ekip’le bayramlaştı hem seçilmiş CHP ile…

Bir tarafta “demokrasi” diyorsanız ve sonrasında ‘butlancı ekip’le ilişki kuruyorsanız sizin demokrasiniz sadece dengeciliktir.

“Duruş” diyorsanız Diyarbakır’a ve Cizre’ye gidin. Ya da İYİ Parti’ye, Müsavat Dervişoğlu’na bakın.

Demokrasi “denge” ile yürütülmez, “duruş” ile yürütülür. O duruşun son örneğini Mehmet Kaya gösterdi. Örnek olsun.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.