Çözümün selameti için Demirtaş’a kulak verin
“Terörsüz Türkiye” projesine ilk günden bu yana amasız, fakatsız destek vermeye çalışıyorum. Uzun bir süre ‘çözüm’ konusunda ağırdan alan iktidara zaman zaman eleştirilerde de bulundum. Ama hakkaniyetli olmak gerekirse, genel anlamda çözüm sürecine sahip çıktığının altını da çizmek lazım.
Bu arada AK Parti, CHP, MHP, DEM ve Yeni Yol partili üyelerden oluşan Meclis komisyonunun özverili bir çalışma ile hazırladığı raporun, çözüm ve demokratikleşme konusunda adeta bir yol haritası niteliği taşıdığını özellikle belirtmek gerekiyor.
Raporun tamamlanmasından sonra Bahçeli’nin zaman zaman uyarılarına rağmen, özellikle AK Parti cephesinde derin bir sessizlik oldu. Toplumda ‘çözüm’ün sanki buzdolabına kaldırıldığı gibi bir algı oluşmaya başlamıştı ki iktidar geçtiğimiz hafta ses verdi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gazetecilerin “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında yapılacak yasal düzenlemelerin yasama dönemi bitmeden yetişip yetişmeyeceği sorusu üzerine, “Yetiştirebildiğimiz kadar inşallah yetiştireceğiz” diyerek çözüm için yasal adımların başladığını açıkça ilan etmiş oldu.
Cumhurbaşkanının açıklamalarının ardın, PKK’lılarla ilgili hazırlanmakta olan çerçeve yasa da şekillenmeye başladı. Yeni yasaya göre, herhangi bir suça iştirak etmeyen ve gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildiren kişiler hakkında ceza verilmemesi öngörülüyor. Suç işlediği tespit edilen kişiler açısından ise terör suçlamalarının düşmesi halinde daha düşük cezalar gündeme gelebilecek. Öcalan ile örgütün üst yönetim kadrosu kapsam dışı bırakılıyor. Düzenlemenin Meclis tatile girmeden önce yasalaştırılması planlanıyor.
Bu arada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘hak ihlali’ kararına rağmen on yıldır cezaevinde tutulmaya devam edilen ve Kürt halkının büyük bir değer atfettiği Selahattin Demirtaş, QAD Institute’de yayımlanan “Az Kaldı” başlıklı yazısında Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine, Kürt meselesine, bölgesel gelişmelere ve iç siyasetteki gerilimlere ilişkin manifesto niteliğinde değerlendirmelerde bulundu.
Demirtaş, yazısının en dikkat çeken bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğrudan mesaj verdi. Sürecin bundan sonraki seyrinde Erdoğan’ın tutum ve kararlarının belirleyici olacağını ifade eden Demirtaş, Erdoğan’ın etrafında “enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar” ve “rant peşinde koşan çevreler” bulunduğunu söyledi.
Demirtaş yazısında, Erdoğan’ın yeni bir uzlaşma zemini açması gerektiğini belirterek çok anlamlı bir çağrıda bulundu: “Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.”
Yazısında, süreçle ilgili somut adımlar atılması gerektiğinin altını çizen Demirtaş’ın bu konudaki tespiti şöyle: “… Süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.”
Kürt meselesinin önemli başlıklarından birinin anadil ve kimlik olduğunu vurgulayan Demirtaş, Meclis’te yaşandığını belirttiği bazı örnekler üzerinden, “memlekette Kürt sorunu yok, Kürtçülük sorunu var” diyenleri mahcup edecek değerlendirmelerde bulundu.
Çözüm sürecinin, Türkiye’de halen egemen olan zihniyet yapısının değişmesi açısından ne kadar önemli olduğunu anlatırken Demirtaş’ın verdiği şu örnek, meselenin en can alıcı noktasını ortaya koyuyor:
“Mesela bir Kürt anne Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamadı, bir Kürt gazeteci üstünde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e sokulmadı. İncitildiler, horlandılar. Kürt sorununun önemli kısmı zaten anadilidir, kimliktir. Bizler birlikte güzel bir gelecek kurmak için çabalarken bize reva görülen şey bu çağ dışı, onur kırıcı yaklaşım mı olacak?
Eminim ve isterdim ki Sayın Devlet Bahçeli’nin haberi olsaydı kendisi bizzat Meclis’in giriş kapısına giderdi ve üstünde bin yıllık kardeşlerinin ana dilinde yazı olan çantayı alır, Kürt gazetecinin de elinden tutup ‘Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin anadilini engelleyemez, horlayamaz, yasaklayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam, ben olmadan da sen var olamazsın. Artık eski zihniyetleri gömdük, yeni bir kardeşlik ruhuyla el ele, gönül gönüle beraberce yürüyeceğiz’ derdi.”
Hayatının en değerli on yılını cezaevinde geçiren ve halen de özgülüğe kavuşamamasına rağmen, ‘çözüm’e büyük destek veren Selahattin Demirtaş’ın da altını çizdiği gibi, Meclis’teki hemen bütün partilerin destek verdiği “Terörsüz Türkiye” imkanını heba edilmemelidir.
Unutmayalım bütün Türkiye’nin ortak arzusu olan barış ve kardeşlik ortamı, icat edilen “butlan”la siyaseti yok ederek, muhalif sesleri susturarak, iş dünyasını kayyımla korkutarak sağlanamaz.
Ve bilelim ki AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın, Can Atalay’ın ve Tayfun Kahraman’ın hâlâ cezaevinde tutulduğu bir ortamda “Terörsüz Türkiye” hep eksik kalacaktır.
