Gururlu ve işsiz!

Milli duygular toplumu bir arada tutan ve toplum tarafından oldukça kabul gören hislerdir. Milli söyleme, milli davaya kim karşı çıkabilir ki?

Biz burada sosyolojik bir durum analizi yapacak geniş bir bakış açısında olmayacağız. Lakin genel anlamı ile milli hislerle hareket eden bir toplumun ekonomik sonuçlarına değineceğiz. 

Hazine ve Maliye Bakanı Sn Berat Albayrak ekonomik büyüme için demokrasinin ‘illa’ şart olmadığı anlamında Çin örneğini vermişti. Aslında bu örnek kısmen doğrudur. Güney Kore’nin büyük kalkınma programını 1961-1979 arasında ülkeyi yöneten darbeci diktatör Park Chung yazmış ve uygulamıştır. 

Almanya örneğine bakalım. 

1. Dünya Savaşından mağlup çıkmış ve borç ödeyen ülke oldukça ağır ekonomik şartlar altındaydı. Almanya’da Adolf Hitler’e liderliği de zaten bu ağır ekonomik şartlar hazırlamıştı. 

Hatta, Hitler iktidara geldiğinde de ekonomide çok ciddi başarılar elde etti. Üretim açısından Almanya yeniden ekonomik toparlanmaya bile başladı. Ardından çok kısa sürede de bir küresel güç merkezi oldu. 

ABD’de ise Donald Trump iktidara geldiğinde de ekonominin ilk döneminde başarı beklendiği yazıldı. Ama sonra...

Ya sonra...

Mesela Güney Kore’yi hatırlayın. 80’ler nasıl da sancılı geçti. Sistemin oturması, devletin yeniden işlemesi çok ciddi bunalımlara neden oldu. 

Filipinler diktatör Ferdinand Marcos sonrası kendisini toparlayamadı. Devlet işleyişi çökünce sistem bir daha refaha ulaşacak şekilde ayağa kaldırılamadı. 

Almanya ise Hitler ile çok büyük bedel ödedi. 

İtalya’da Mussolini ilk döneminde ekonomiyi canlandırmış ama sonra yıkım üstüne yıkıma yol açmıştır. Sonrası tabii ki bu yıkımı örtmek için savaşmak olmuştur. 

***

Yazının girişinde çok ama çok uç örnekler verdiğimi kabul ediyorum. Yukarıdaki örneklerin hiçbiri bize yönetim açısından uymuyor. Ama yönetimde devlet kavramı ve gelecek bakışında bazı örnekler alabiliriz. 

Mesela bir devlette kurumlar ve kurallar yıkılırsa ne olur? Ya da, devlet yönetiminde kurumlar yerine kişilerin öne çıkması nasıl bir sonuç oluşturur? 

Partili Cumhurbaşkanlığı sistemini bu açıdan sorgulamamız gerekiyor. Aslında şahsım olarak parti seçiminden ziyade sistem değişiminin Türkiye açısından çok zor şartlar oluşturacağını Nisan 2017 Referandumu esnasında sıkça yazıp söylemiştim.

Keskin virajımız orasıydı...

İkinci nokta ise “Milli değerler” dir. 

Birinin eksikliğini diğeri tamamlıyor. 

Toplum söylem olarak kendini aşırı özgüvende ve gururlu hissediyor. Özellikle varoş ve kırsal açıdan Dünya’ya meydan okumak çok büyük bir varlık haline geliyor. 

Hiçbir şeyimiz olmasa bile bu manevi varlıklar bize yetebiliyor. 

***

Donald Trump için daha iktidara geldiğinde “sonrası felaket” raporları yazıldı. Yani kimin ne yapacağını ve sonrasının ne olacağını bilimsel olarak buluyorlar.

Devlette kurumlar ve kurallar rafa kalkınca sonrasının ne olacağı da analiz edilebiliyor. Milli söylemlerin kullanılması ile toplumun sürükleneceği çıkmazlara da çok örnek var. 

Bu yolların kapısı daha fazla yoksulluk daha fazla işsizlik olarak açılıyor. 

Tarih bu örneklerle doludur. 

Bugün sosyal devlet adı altında yatırımları bir kenara bırakıp, yardıma muhtaç bir toplum oluşturabiliriz. Toplumu daha çok borçlandırarak siyasete de bağımlı hale getirebiliriz. 

Bütün bunlar bir siyasi arena için başarı hanesine yazılabilir. Ama ya Ülkenin geleceği? Ya Milletin refah beklentisi?

İşte onun için yaklaşık bir aydır EVLATLARINIZI düşünün diye yazıyorum. 

Bugün kendimiz için bazı realist davranışları rafa kaldırdığımızda aslında evlatlarımızın geleceğini de rafa kaldırıyoruz. 

***

Bugün gururumuzu okşayacak oldukça fazla kimliğe dayalı milli söylem atmosferinde yaşıyoruz. 

Bu atmosferde realist davranmak çok zordur. Toplumların da duygusu çok yüksek olduğundan beklenen realite gelmeyebilir.

Hep verdiğim bir örneği tekrar edeceğim: Türkiye’de 15+ yaş üstü işsizlik oranı yüzde 5,0’e geldiğinde iktidarlar sallanmış ama 5,1’e geldiğinde baraj altına bile itilmişler. 

2019 yılı toplamında 15+ yaş üstü işsizlik oranı yüzde 7,3 gibi muazzam bir yüksekliğe çıkmış ama sandığa eskisi gibi yansımamıştır. Toplumun tercihi ekonomik realite dışına çıkmıştır. 

Mesele şudur: 15 Temmuz gibi hain FETÖ darbe girişimi şartlarında bu hal anlaşılabilir bir durumdur. Bu bir duruşu sergiler.

Lakin bugün artık evlatlarımız için yarınımızı düşünerek daha müreffeh bir geleceğe karar vermeliyiz. 

Bu yolda muhalefeti dahil bütün siyaseti yeniden sorgulamalı ve hizaya sokmalıyız. Aksi halde gururlu ve işsiz bir ülke olarak yarınımızın ne olacağını bilmeden günübirlik yaşamaya devam ederiz. 
 

YORUMLAR (20)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
20 Yorum