İktidarın avantajı muhalefetin şansı
Son dönemde gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları halkın özellikle ekonomi yönetiminden şikâyetinin arttığını ve iktidar partisine yönelik desteğin erimekte olduğunu gösteriyor. MetroPOLL’un geçen ayki araştırmasına göre vatandaşın yüzde 67’si “geçim şartlarının iyileşmesi için bir iktidar değişikliğinin gerekli olduğunu” düşünüyor. Buna mukabil “Muhalefet partilerinin Türkiye’yi yönetmeye hazır olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna evet cevabı verenlerin oranı yalnızca yüzde 37.
Bu sonuç aslında vatandaşın her iki tarafa da gösterdiği birer “sarı kart” hükmünde. İktidara “yönetemiyorsun”, muhalefete de “yönetmeye hazır görünmüyorsun” mesajını aynı anda veriyor seçmen.
Bugünkü şartlarda özellikle ana muhalefet partisinin kendisini hedef alan yargı hamleleriyle uğraşmaktan topluma ülke ve yönetim vizyonunu anlatmaya vakit ve fırsat bulamadığı söylenebilir. Yaygın medya engelini aşamadığı için sesini yeterince duyuramadığı da söylenebilir. Ama siyasette herhangi bir bahane sahibi olmanız sonuçları değiştirmez. Önünüzdeki engelleri ortadan kaldırmanın -ve bunların gelecekte birer bahaneye dönüşmelerini önleminin- yolunu bulmak zorundasınız.
Her ne kadar mevcut ana muhalefet partisinin geniş toplum kesimlerine ulaşmakta yaşadığı güçlükler bugünkü yönetiminden ziyade tarihî bagajından kaynaklanıyor olsa bile bu bahane de sandıktaki sonucu değiştiremeyeceğine göre kıymeti harbiye taşımıyor.
AK Parti-MHP ittifakının en büyük avantajı “sağ tarafta” bir alternatifin bir türlü öne çıkamamış olması. Bu bakımdan belki de muhalefet blokunun sağ tarafına yatırım yapması gereken CHP’nin bu yönde bir “farkındalık” geliştirebildiğini söylemek zor. Daha doğrusu, parti yönetiminin doğal olarak sahip olduğu bu farkındalığın tabanda, teşkilatta ve parti medyasında karşılığının olmaması problemin kaynağı.
Diğer yandan, bir vakitler yüzde 20’ye yaklaşan bir oy potansiyeli yakalayan İYİ Parti’nin yaşadığı kan kaybı, AK Parti iktidarlarının “olumlu ilk on yılını temsil” iddiasındaki siyaset unsurlarının bölük pörçüklüğü seçmenin mevcut muhalefeti “iktidara gelmeye hazır” görmesini engelliyor.
Her alanda “yönetilemezlik” destanı yazan bir iktidar döneminde bile seçmen güvenini kazanamamak muhalefet adına gelecekten ümit duymayı zorlaştıran bir vahamet.
Muhalefetin durumu pek iç açıcı sayılmaz ama iktidar da artık büyük ölçüde güç kullanarak yürütülebilen bir siyaset modeline mahkum görünüyor. Yürümekte olduğu yol kendisini kaygılandırması gereken derecede ciddi tehlikelerle dolu bir yol.
Böylesine tehlikeli bir yolu tercih etmesi sebepsiz değil tabii. Kendisine açık, rakiplerine kapalı olan yol bu.
Oysa iktidar kapısını siyasi rakiplerine kapatmanın yolu siyaset üretmek, hizmet üretmek, sorunlara çözüm üretmek ve bu şekilde halkın desteğini yanında tutmak olmalıydı. Ne var ki bu seçenek çoktan gözden çıkarıldı, çünkü seçim kazanmanın çok daha kolay yöntemleri olduğu görüldü.
Mevcut iktidar yalnızca seçim yılında para musluklarını açarak ihtiyaç duyduğu halk desteğini alabileceğinden emin. Çünkü halihazırdaki bölünmüş, ayrışmış, kutuplaşmış toplum yapısı içinde kendi tabanının kolay kolay bir yere gitmeyeceğini ve bilhassa rakibinin CHP olmasının geniş sağ kitleyi alternatifsiz bıraktığını düşünüyor.
Sosyokültürel gerçeklerimiz itibarıyla yanlış ve temelsiz bir düşünce sayılmaz bu ama seçim yılında para musluğu açmanın yeterli derecede bir ekonomik rahatlama meydana getireceğinin garantisi yok. 2023 öncesinde sahip olunan imkanlar da vatandaşın bunalmışlık seviyesi de aynı değil bugün. Boğaz köprüleriyle otoyolları satmanın ekonomiye etkilerini hesaplamanın güçlüğü yanında, bunun toplum nezdinde nasıl karşılanacağını ve hangi psikolojik algıyı besleyeceğini kestirebilmek de zor.
Diğer yandan, elindeki yargı gücü sayesinde siyasi rakiplerini yarışamaz hale getirme yaklaşımının aynı zamanda kendisini özgüven eksikliği içinde göstermesi de ciddiye alınabilir seviyede bir risk kaynağı.
İkincisi, iktidar cephesinin bu hususta kendi tabanında da bir tolerans sınırı olabileceğini hesaba katmaması aynı şekilde riskleri üretebilecek tedbirsizlik.
Nitekim 2019’daki İstanbul seçiminin iptalinde bunu gördük. Ekrem İmamoğlu ilk seçimi 13 bin oyla kazanmışken, ikincide 800 bin fark elde etti. Aynı şekilde geçen yıl İmamoğlu’na ve CHP’li belediye başkanlarına karşı gerçekleşen yargı operasyonları sonrasında anketlerde ana muhalefet partisinin oyları yükseldi.
Panorama TR’nin Kasım 2025 anketinden, “yargıya güvensizlik ve siyasi davalara ilişkin algı”nın iktidar partisi seçmeninin rahatsızlık düzeyini artırdığı sonucu çıktı. Bu da çok ciddi bir alarm işareti olmalı.
Şimdi yeni adalet bakanı ataması -kimilerinin yorumladığı şekilde- geçen yılın 19 Mart’ında başlatılan “silkeleme operasyonu”nu yeni bir aşamaya taşıma niyetini temsil ediyorsa daha büyük bir risk alınacak demektir.
Bu risklere rağmen mevcut siyasete devam etme tercihinin sebebi ise, kibarca ifade edersek, seçeneksizlik.
