Önemsiz sandığımız büyük mesele: Peki garsonlara bahşiş nasıl verilecek?
O günleri hepimiz hatırlıyoruz: Banka ATM’sinden en fazla 750 lira çekebiliyorduk.
Ama bu limit hepimizin harcamasına yetiyordu.
Ben, yüksek ücretli bir çalışan olmama rağmen oldukça uzun süre 200 liralık banknotu görmedim bile.
200 liralık banknot, 140 dolara yakın para ediyordu.
Bugün cüzdanımda sadece 200 TL var, başka banknot yok. Ve 200 TL 4 dolardan biraz fazla ediyor.
Enflasyonu hepimiz yaşıyoruz ama Merkez Bankası ısrarla daha büyük banknot çıkartmıyor piyasaya.
Bunun sonucu ülkede kredi kartı harcaması patlaması oldu.
Bu bir bakıma iyi, neredeyse bütün perakende ticaret ve gündelik ödemeler kayıt altına alınmaya başlandı.
Ama piyasada nakit kullanımını caydırmanın, kartlı ödemeye teşvik etmenin böyle zorla olması gerekmiyordu. Çin’e gidin, nakit para görmekte zorlanacaksınız. Otoriter bir rejim olmasına rağmen Çin bunu insanlara zorla yaptırmadı.
İnsanları zorla kredi kartı kullanmaya teşvik etmenin istenmeyen sonuçları da var. Bu sabah gördüğüm bir haber, beni bu sonuçlardan birini yazmaya itti.
Ticaret Bakanlığı bir yönetmelik değişikliği yapmış ve lokantaların, kafelerin, pastanelerin servis ücreti ve kuver gibi ücretler almasını yasaklamış.
Peki ama eskiden servis ücreti almayan lokantalar ve kafeler son dönemde neden bunu almaya başlamıştı?
Sebebi basit: Nakit para kullanımının ortadan kalkması nedeniyle.
Nakit para kullanımı ortadan kalkınca lokanta ve kafelerde çalışan servis görevlilerine bahşiş de verilemez oldu.
Klasik olarak bahşiş, hesabın yüzde 10’u kadardır. Gönlünüzden geçiyorsa yüzde 15 de verebilirsiniz.
Örneğin Amerika’da yüzde 15’in altında bahşiş verirseniz garson suratını ekşitir.
Dört, beş kişi yemeğe çıktığınızda hesap artık binlerce lira geliyor. Kimse üzerinde o kadar nakit, tomarla para taşımadığı için kredi kartıyla yapıyor ödemeyi.
Peki bahşişi nasıl vereceksiniz? Müşteriler onda da nakitten kaçınmak, bahşişi de kredi kartıyla ödemek istiyor. Pek çok işletme bu sebeple yüzde 10 servis ücreti uygulamaya başladı. Müşterilerine kolaylık olsun diye.
Ama tabii bu uygulama tepki de çekti. Pek çok müşteri bahşişin gönüllü olmaktan çıkıp zaruri hale gelmesine itiraz etti. Haksızlar diyemeyeceğim.
Bizim mevcut vergi mevzuatımızda, bahşiş kredi kartından alındığı zaman şu oluyor: Ödediğiniz ekstra para o işletmenin geliri oluyor. Ortaya bir gelir çıkınca işletmenin bundan kurumlar vergisi ödemesi, KDV ödemesi gerekiyor.
Yani siz kredi kartıyla garsona, komiye, mutfakta çalışanlara bahşiş verdiğinizi sanıyorsunuz ama bu paranın yarısı ister istemez devlete gidiyor.
Oysa bu paranın işletmenin gelir hesabına girmeden doğrudan bahşişten yararlananların gelir hesabına girmesi lazım. Yani devlet sadece bireylere giden paradan gelir vergisi almalı, şirketten kurumlar vergisi almamalı.
Ama bu soruna bir türlü çözüm bulunamadı. Oysa hizmet sektöründe çalışanların gelirlerinin önemli bölümü bu bahşişlerden oluşuyor. Onları bu gelirden yoksun bıraktığınızda, Türkiye’nin toplamda 20 milyar doları bulan lokanta-kafe- pastane sektöründe insan kaynağını düşük gelire mahkum ediyorsunuz.
Şimdi Ticaret Bakanlığı servis ücreti alınmasını yasakladı ama yerine bir yöntem de önermedi.
Bahşiş nakit olarak ödense (ki çok zor) tamamen kayıt dışı olacak. Maliye bunu kayda almak ama vergisini de azaltmak için tasarı açıklamıştı, o tasarı “Garsonun bahşişine bile göz dikildi” denerek eleştirilince yasalaşmadı.
Peki çözüm ne?
Aslında içinde yaşadığımız çağda bu çözümleri üretmek, kimse mağdur olmadan bahşiş sorununu çözmek mümkün ama nedense Meclis de, hükümet de bir şey yapmıyor.
