Bir akademisyenin üç hali
Onunla ilk karşılaşmam, 2006 yılında oldu. Ulusalcılığın fırtına gibi estiği yıllardı.
Ankara’da bir vakfın çarşamba sohbetine gittim. Konuşmacı, Ankara’daki üniversitelerin birinde doçentti. Neler anlattı neler... Hani eline silah alıp önüne çıkan ilk AK Partiliyi vursan garanti cennetliksin. Öyle uç ve mesnetsiz şeylerden bahsetti ki salondakilerin çoğu bir şey anlamadı. Dönemin Başbakanının nasıl bir dış güç projesi olduğunu, ekranda bir şeyler göstererek açıkladı. O kadar derin(!) ve gizli(!) bilgiler verdi ki cesaretine şaşırdım kaldım. Anlattıklarından ziyade, üslûbu dikkatimi çekti. “Ben, bu işi iyi biliyorum. İtiraz istemem!” kıvamındaydı. Cesaret edip eleştirenleri ciddiye almadı. “Siz uyuyun uyuyun!” diye tahfif etti.
Aradan, yaklaşık on yıl geçti. Aynı akademisyenle bir sempozyumda karşılaştım. O, artık profesördü. 5-6 kişi yemek yiyorduk. Söz, 16 Nisan referandumuna geldi. Az bir süre vardı. “Ne yapacağız, ne edeceğiz?” konuşmaları olunca mezkûr akademisyen, “Bir dakika! Merkeze sorayım.” dedi.
MHP’den birisini aradı, konuştu. Telefonu kapatınca aynı on yıl önceki “itiraz istemem” edâsıyla, “Arkadaşlar, evet oyu veriyormuşuz.” dedi. Oyuna ve oyununa bizi ortak etmesindeki cürete, şaşırdım kaldım. Düşünün, bilimsel bir toplantıda oluyor bunlar. Aval aval, bu manzarayı seyrettim. “Ama hocam siz....” diyemedim. Sessizliğimi, onayladığıma yoran olmuştur belki.
Hani partilerin kadın kolları, gençlik kolları falan olur ya, bu da akademi kolları.
Birkaç yıl sonra üçüncü kez karşılaştım. Üzerime bir cesâret geldi. 2006’daki konuşmasını hatırlattım. “Ben öyle şeyler söylemem. Hele de konuşma yapıyorsam.” demez mi? Tecrübeyle sâbittir ki bu, “Kes sesini!” demek. Dolayısıyla “Hocam, siz, ilmî bir toplantıda MHP’ye sorarak oyunuzu açıkladınız.” diyemedim. Alttan aldım. Sevgili akademisyenimiz, Bahçeli’nin Erdoğan’ı nasıl hizaya sokup devlet yönetmeyi öğrettiğini anlattı. Ben de büyük bir siyaset dersi alıyormuş gibi kafa sallayarak dinledim.
“Akademisyeni eleştiriyorsun da senin hâlin de pek parlak değil.” derseniz açıklayayım. Hemcinslerim kızmasın, kadınların şerrinden korkarım. Bahsettiğim akademisyen kadındı. Erkekler, kıvırır, azarlar veya “Yalan söyledim” der ama kadınlar öyle bir ciyaklar ki hatırlattığınıza bin pişman olursunuz.
Not: Yazıyı bitirince akademistimizin (elbette akademisyen değil) son hâlini merak ettim. Ne oy vereceğini sorduğu ittifaktan uzakta, başka bir mecrada siyasete soyunmuş. Yine karşılaşırsak, yazdıklarıma kızarsa, “Ben öyle şeyler yazmam.” der geçerim.
