Düşünce özgürlüğüne pranga vuran bir sansür

Türkiye’de “basın özgürlüğü,” “ifade özgürlüğü” ve “devletin ideolojik tarafsızlığı” tartışmaları; 195 sayılı Basın İlan Kurumu Kanununa, torba kanunla yeni bir madde eklenmesi yönündeki değişiklik tasarısıyla tekrar yoğun biçimde tartışılmaya başlandı.

Değişikliğin esası, daha önce yalnızca “Basın İlan Kurumu Basın Ahlak Esasları” içinde yer alan “Atatürk ilke ve inkılapları aleyhine yayın yapılamaz” şeklindeki idari ilkenin; bu defa yasaya getirilen bir ek madde ile daha üst bir norma dönüştürülerek “kanun hükmü” düzeyine taşınmasından ibaret.

Yapılmak istenen değişiklik, kamuoyunda ve sosyal medyada algılandığı gibi, doğrudan ceza hukukunda genel bir yayın yasağı oluşturmaya yönelik bir normatif düzenleme değil. Değişikliğin amacı, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapan gazete, dergi ve Internet haber sitelerine yönelik, devletin resmi ilan ve reklam sistemi üzerinden işleyen ekonomik ve idari bir yaptırım mekanizması oluşturmak.

Medya organları açısından resmi ilan gelirlerinin hayati önemde olduğu düşünüldüğünde, düzenlemeye aykırı hareket eden gazete ve dergilerin bu kaynaklardan mahrum bırakılmasının, sürdürülebilirlikleri üzerinde fiilen çok olumsuz bir etki oluşturacağı açık.

Görüldüğü üzere burada sorun, ekonomik yaptırım yoluyla düşünce ve yayın alanının disipline edilmesinin; ifade özgürlüğü bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir.

Bu durumda konu yalnızca bir basın hukuku düzenlemesi olmaktan çıkıyor; devletin ideolojik tarafsızlığı, anayasal çoğulculuk, eşit vatandaşlık, ifade özgürlüğünün sınırları ve demokratik meşruiyetin kaynağı gibi modern anayasa hukukunun temel tartışma noktalarından biri haline geliyor.

Peki, dünyanın herhangi bir ülkesinde, “kurucu liderin ilke ve devrimlerine aykırı yayın yapılamaz” hükmü içeren bir yasa var mı?

Günümüzde Kuzey Kore hariç, hiç bir ülkede “literal” olarak bu ifadeleri içeren yasaklayıcı bir yasa hükmü yoktur. Çin ve Rusya gibi mevcut otoriter rejimlerde de, devletin temel düzeninin, “anayasal sisteme karşı olma,” “sosyalist sistemi yıpratma,” “parti liderliğini hedef alma,” “toplumsal istikrarı bozma,” “tarihsel nihilizm”gibi daha soyut ve geniş kavramlardan söz edilerek korunması ve rejim karşıtı hareketlerin önlenmesi amaçlanır. Kişi adı esaslı yasaklama hükmüne yer verilmemesinin temel nedeni, günümüzde geçerli modern hukuk sistemlerinin doğrudan “lider kültü” merkezli ifadelerden kaçınma eğilimidir. Tabii ki bu konuda Kuzey Kore, doğrudan kurucusunun adının referans alındığı ilke ve devrimlerin eleştirilmesini yasaklayıcı düzenlemeler getiren bir ülke olarak bir istisna oluşturuyor.

Tartışmanın merkezinde, doğrudan şu soru yer alıyor:

Demokratik bir devlet, siyasal rejimin ideolojik temellerini ve kuruluşunda yer alan ilke ve devrimleri koruma amacıyla; kişilerin ifade özgürlüğü kapsamındaki bağımsız düşünce beyanlarını ortaya koyan medya ve yayın organlarına müdahale edebilir mi?

Devletin resmi felsefesi olarak ilan edilen düşünce sistemi ve ilkeler setine aykırı bir düşünce beyanında bulunan bir kişiye şahsen bir ceza vermeseniz bile, bu düşüncelerini dile getirdiği basın yayın organı veya medya platformunu bundan dolayı yaptırıma tabi tutarak bir haktan mahrum etmek; çoğulcu demokrasi, ifade özgürlüğü, devletin ideolojik tarafsızlığı ve vatandaşlarına eşit davranma yükümlülüğü ile bağdaştırılamaz. Bu durumda devlet, vatandaşlarına tarafsız ve adil davranma konumundan çıkar ve ideolojik bir aktöre dönüşür.

Basın kuruluşları yalnızca ticari şirketler değildir; insanların düşüncelerini kamusal alana taşıyan araçlardır. Eğer devlet, bu kuruluşları belirli ideolojik ilkelere bağlı davranmaya zorlar ve aksi durumda ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya bırakırsa, bu durum fiilen bir sansür anlamına gelir.

Her devlet, siyasal rejimin dayandığı temel ilkeleri korur; anayasal düzenin aksaksız işleyişi için gerekli tedbirleri alır. Ancak demokratik bir devlette korunması gereken şey, devletin resmi felsefesi olarak benimsenen ideolojik prensipler veya tarih doktrini değil; temel haklar, hukuk devleti, çoğulculuk, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ve eşit vatandaşlık gibi evrensel anayasal ilkeler olmalıdır.

Eğer devlet;

-Belirli bir ideolojiyi “mutlak doğru” ilan eder,

-Vatandaşlardan buna sadakat bekler,

-Kamu kaynaklarını buna göre dağıtır,

-Aykırı düşünceleri ekonomik yaptırımlarla bastırırsa, o zaman demokratik çoğulculuğu değil, resmi ortodoks bir ideolojik doktrinin bayraktarlığını yapmış olur.

Demokratik devlet; şiddete, darbeye, silahlı ayaklanmaya, temel hakların ortadan kaldırılmasına karşı önlem alır. Ancak belirli bir dönemde popüler olan siyasal görüşleri veya tarih ideolojisini “anayasal üstün norm” hâline getirip bunlara aykırı düşünceleri bastırmaya yönelmesi, çoğulcu demokrasinin mantığıyla temelden çelişir. Çünkü, demokratik meşruiyetin kaynağı vatandaşların aynı ideolojiye bağlı olması değil; farklı düşüncelere sahip insanların eşit haklarla birlikte yaşayabilmesidir.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.