Bayramınız mübarek olsun
Bugün Kurban Bayramının birinci günü. Bütün okurlarımın bayramını tebrik ediyorum.
Başta Gazzeliler ve genel olarak Filistinliler olmak üzere, muhtelif Müslüman toplumlarının ağır sıkıntılar yaşadığı bir dönemden geçmekteyiz. Yüce Rabbimizden bu mübarek günleri âlem-i İslâmın kutuluşuna vesile kılmasını niyaz ediyorum.
***
Kur’an’ın bildirdiğine göre (Sâffât 37/102-107) Hz. İbrahim, gördüğü bir rüya üzerine, oğlu İsmail’i kurban etmek istemiş, İsmail de buna razı olmuştu. Sonunda Yüce Allah, İsmail’in canını bağışlayarak, yerine bir koç göndermiş, İbrahim de o koçu kurban ederek Allah’a olan görevini yerine getirmişti. Kurban ibadeti bu olayın anısını yaşatma anlamı taşır.
Kurban kelimesi Arapçada “yakınlaşma” anlamına gelir. Müslümanın Rabbine yakınlaşmasına vesile olması ümidiyle, şartlarını taşıyan bir hayvanı hem kesme eylemine hem de kesilen hayvana kurban denmiştir. Arapça kaynaklarda ‘kurban’ yerine çoğunlukla udhiyye ve dahiyye terimleri kullanılır.
Tanrı’ya veya doğaüstü güçlere yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefâret sayma gibi çeşitli niyetlerle kurban sunma (takdime) uygulaması en iptidaisinden en gelişmişine kadar hemen bütün dinlerde vardır. Üç kutsal kitaptan ilki olan Tevrat’ta kurban için “yaklaştıran” anlamında gorban, “kutsal kan dökme” anlamında zebah gibi kelimeler geçer. Yahudilik’te farklı zamanlarda ve değişik vesilelerle kurban kesilir. Ayrıca yiyecek ve içecek takdimesi şeklinde uygulamalar da vardır.
Aslında Yahudilik’ten doğan Hıristiyanlık inancında İsa’nın haçtaki ölümü insanlık için kurban olarak yeterli sayılmış ve Tevrat’taki kurban sistemi tümüyle iptal edilmiştir.
Câhiliye Arapları da belli zamanlarda ve önemli olaylar vesilesiyle putlarına hayvan kurban ederlerdi. Kurbanların kanını putların üzerine sürer, etini de vahşi hayvanlara bırakırlardı.
***
İslâm’daki kurban uygulamasının eski dinlerdekilerden önemli farkları var. Öncelikle Allah’tan başkasına kurban takdimi kesinlikle yasaklanmıştır. Ayrıca hayvan kesimi dışındaki bütün takdime uygulamalarına son verilmiştir.
Önemli bir fark da şudur: Kurbanın eti yoksullara dağıtılarak bu ibadete sosyal bir boyut da getirilmiştir. Kur’an-ı Kerîm, “Zenginlerin mallarında yoksulların hakkı vardır” der (Zâriyât 51/19; Meâric 70/25). Bu prensip uyarınca Müslümanlar, kurban etini üçe bölerek birini aile içinde tüketir, birini misafirlerine ikram eder, birini de kurban kesmeyenlere dağıtırlar. Kurbanın veya bedelinin, muhtaçlara yedirilmesi için, keseceğine güvenilen bir hayır kurumuna bağışlanması da caizdir.
Kurbanın sünnet veya vacip olduğu yönünde farklı görüşler varsa da Hz. Peygamber’den, kurban kesmenin gerekliliği anlamına gelen hadisler rivayet edilmiş; ayrıca kendisi de hicretin 2. yılından itibaren her sene kurban kesmiştir.
Kurban Bayramı gününde –borçları ve temel ihtiyaçları dışında- en az 85 gram altını ya da aynı değerde parası veya malı olanlar kurban kesmekle yükümlüdür. Ailenin ihtiyacı bulunan bir malı satmak, borçlanmak gibi yollarla para sağlayıp kurban kesmek tavsiye edilmemiştir.
Klasik fıkıh metinlerinde kurban ibadetinin rüknünün “kan akıtma” olduğu ifade edilir. Bu ifade, kurbanın “Allah rızası için malından fedakârlık yapma” anlamını içerdiğini gösterir. Fakat bu boş bir itlaf değildir; Allah’ın rızasını tahsil gayesinin yanına, bir de kurban etini muhtaçlarla ve eş-dostla paylaşma şeklinde toplumsal yarar sağlama gayesi de vardır.
Her iyilik için Allah’ın rızasını kazanma ve topluma yararlı işler yapma şeklindeki iki amacı birden ifade eden en kuşatıcı Kur’an kavramı ‘takva’dır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Kurbanlarınızın etleri de kanları da Allah’a ulaşmayacak fakat sizin takvanız O’na ulaşacaktır” (Hac 22/37) buyrulurken buna işaret edilmiştir.
Kuşkusuz Kurban Bayramı’na mahsus başka ibadetler de var. Bunlardan en önemlisi İslâm’ı beş şartından biri dediğimiz hac, diğeri bayramın birinci günü kuşluk vaktinde kılınan bayram namazı, diğer biri de teşrik tekbirleri dediğimiz tekbirlerdir. Bu tekbirler, Arefe günü sabah namazının farzından sonra başlar; bayramın dördüncü günü ikindi namazının farzından sonra tamamlanır.
Rabbim bütün ibadetlerimizi, hayır hasenatımızı kabul eylesin.
