Fatih Altaylı süreç özeleştirisini nereye versin?

Altaylı’dan çok samimi bir Terörsüz Türkiye özeleştirisi geldi.

Diyor ki:

“YPG Amerika’ya bağlı, ‘Öcalan silah bırakın ve dağılın dedi diye dağılmazlar, Öcalan’ı dinlemezler’ dedik. Ama öyle de olmadı. YPG, SDG adına ne derseniz deyin Suriye’deki uzantısı da kendini feshetti...”

Bu gelişme Fatih Altaylı’nın sürece bakışını değiştirmiş, “Eee, daha ne istiyoruz!” diyor.

Yine diyor ki:

“Bu barış süreci ilk ortaya atıldığında ‘Amerika’nın oyunu’ dedik. Ben dedim en başta... PKK ‘Tamam, ben silah bırakıyorum’ diyor ve terör örgütü olduğunu kabul ediyor. Devlet de ‘Sen silah bırakırsan ben de intikam peşinde koşmayacağım’ diye söz veriyor. Ne diyeceğiz, ‘Bırakma’ mı!...”

Altaylı sürece karşı öngörülerinde haklı çıkmamış, şimdi yanıldığını kabul ediyor, artık destekleyecek.

Gerçi Fatih Altaylı bu özeleştiriyi sadece okurlarına veriyor, görüşlerini kimseye beğendirmek umurunda değildir.

Fakat başından beri hiç yanılmamış, her dediğinde haklı çıkmış gibi takılanlar var. Şüphe ve eleştirisi olanları bin pişman edip özeleştirilerin kendi onaylarına sunulmasını bekliyorlar. Tövbeleri kabul makamına kurulan o süreç fedâileri ne buyuracak, meraktan kendimi alamadım.

Bakalım, Altaylı’nın özeleştirisi süreç engizisyonundan geçecek mi? Yoksa gıyabi yargılamada ifadesi geç ve yetersiz mi bulunacak, etkin pişmanlıktan yararlandırılmayıp geri mi çevrilecek?

Bunları düşünürken ben de mücrim gibi titriyorum baktıkça istikbâlime. Benim için tutulan günah defteri ne kadar kabarık acaba, hesabım çok mu çetin olacak?

Biraz evveliyatına gidelim...

SDG’NİN ENTEGRASYONU BÖYLE Mİ OLACAKTI?

Mazlum Abdi, emrindeki güçlerin Suriye ordusuna entegrasyonu için Cumhurbaşkanı Şara’yla anlaşıp SDG’yi feshettiklerini duyurdu.

Dışişleri Bakanı Fidan’a göre, bu kararın içeriği rahatlatıcı ve olumlu, eğer pratikte de uygulanırsa çok daha olumlu, son derece rahatlatıcı. Fakat hâlâ bir ihtiyat payı bırakıyor.

Milli Savunma Bakanlığı da Suriye’de “tek devlet, tek ordu” şartına uygunluk açısından memnuniyetle karşıladı.

Görülüyor ki, MİT’in başındayken yürüttüğü ilk çözüm süreci deneyiminin de etkisiyle Hakan Fidan marjlı yaklaşıyor. Hâlâ Kandil’le uzantılarının taahhütlerine mesafe ve şüphelerini koruyor. Tam uygulamasını görmeden de örgütten emin olmayacak.

Milli Savunma Bakanlığı ise SDG ve YPG konusundaki kırmızı çizgisini yumuşatmış görünüyor. Bakan Yaşar Güler, YPG’nin Suriye ordusuna birlik hâlinde değil, fert olarak katılmasını şart koşuyordu. O şart kaldırılmış.

Haklı mı haksız mı çıktığımı, ne kadar özeleştiri vermem gerektiğini anlamak için ne dediğime tekrar göz attım.

YPG KONUSUNDA HAKSIZ ÇIKAN KİM OLUYOR ŞİMDİ?

Şunları yazmışım...

PKK; örgütlü yapısını koruyarak Türkiye’de sivil siyasi aktöre, Suriye’deyse yönetimin meşru silahlı ortağı SDG’ye dönüşecekti. Terörü bırakma karşılığında beklentisi, demokratik entegrasyondan anladığı buydu.

İktidar ise PKK’nın silahı bıraktıktan sonra örgütlü yapısını da dağıtıp hem Türkiye hem Suriye’de kalabalığa karışarak ortadan kaybolmasını öngörüyordu.

Terörsüz Türkiye’den aynı şeyi anlamadıkları gerçeğiyle şimdi yüzleşme safhasındalar.

10 Mart Mutabakatı’nda uzlaşmazlık ve Halep çatışması olarak sürece yansıyan da bu ertelenmiş krizdir.

Amaç ve beklentilerini örtüştürebilecekler mi?

Süreç yol ayrımında. Çözümü ise güç kullanarak kesip atmak değil. YPG, bir günde yer yarılıp içine girmeyecek.

Birlikte nasıl yaşanır?

Taraflar gerçekçi, dürüst ve cesur önerilerden kaçtıkça sürecin bunu atlatması zorlaşacak.

Öcalan ve Kandil; PKK’nın silah bırakmasının yeteceğini, SDG’nin de silah bırakmaya böyle zorlanmayacağını umuyordu.

PKK, bu senaryoda terörü bırakacak ama örgütlü yapısını koruyacaktı. Kendini Türkiye’de bir sivil siyasi güce, Suriye’de ise meşru bir silahlı otonom aktöre dönüştürmesine izin verilecek ya da razı gelinecek sanıyorlardı.

Halbuki Ankara, PKK’nın örgütlü yapısını dağıtmadan tehdidin ortadan kalkmayacağını düşünüyordu. Bunu yani SDG’ye dönüşerek Suriye’de varlığını sürdürmesini o yüzden istemiyordu.

Kısacası, Öcalan’ın çağrısındaki barış karşılığında demokratik entegrasyondan aynı şeyi anlamıyorlardı.

SDG, kendini dağıtıp kalabalığa karışmayacağı bir orta yola hazır sanki. Varlığı ortadan kalkmayacak, yer yarılıp içine girmeyecek. Ancak hayâl ettiği gibi de olmayacak.

Geldiğimiz noktada, kimse istediğini tam alamıyor. Birbirlerinin beklentisini tümüyle karşılayamayacakları gerçeğiyle yüzleşecekler...

Buraya kadar okuduklarınızı tâ ocakta, 8 ay önce yazmışım. Yorumlarım isabetsiz, öngörülerim tutmamışa mı benziyor?

ÖZELEŞTİRİMİ KİME ARZ EDEYİM?

PKK’nın sonu, neyin başlangıcı olacak? Silüeti daha yeni beliriyor, henüz netleşmiş değil.

Benim suçum, günahım da görmediğim sonuca kefil olmadan süreci şartlı desteklemek.

Toptan ret veya toptan kabul hatasına düşmemeye çalıştım.

Doğrusunu destekleyip yanlış ve eksiğini eleştirmeyi ‘örgüt silah bırakacağını söylüyor, bırakmasın mı’ basitliğine indirgemeye itiraz ediyorum.

Sanırım haksız çıkmış oluyorum, yanılgı itirafım bundan ibarettir. Sıfır hatayla hiç yanılmayanı gösterirlerse özeleştirimi kime vereceğimi bilir, doğru makama arz etmek isterim.

Madem haklı, haksız arıyorlar; yarışmacı arkadaşlara başarı dileklerimle.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.