Kavala ve Uçum
AİHM Büyük Dairesinin Osman Kavala hakkında ikinci defa verdiği ihlal kararına, Mehmet Uçum’un tepki göstermesine şaşırmadım. Başdanışmanı ve Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili olduğu sistemin temel mantığını savunuyor: Batı’nın sermayesi gelsin ama hak ve hürriyetlerle ilgili hukuk prensipleri gelmesin…
Bunu Üçüncü Dünya solculuğunun kavramlarıpyla süslüyor. “Sömürge zihniyeti” diyor, “Batıcı, neo liberal” diyor, AİHM’nin yetkisini “milli yargı bağımsızlığı”na aykırı gösteriyor.
Etkili bir isim olduğu için açıklamalarını takip ederim. Türkiye’nin Batı sermayesine dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkeler arasında olmasını eleştirdiğini görmedim. Oysa bunun sebebi, Adalet Bakanı Gürlek’in bile belirttiği “hukuki güven” sorunudur.
AİHM’NİN YETKİSİ
İktidar 2004 yılında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “milli ve yerli” kanunlardan üstün olduğunu Anayasanın 90. Maddesine koymuştu.
Merhum Adnan Menderes’in 1954’te imzaladığı AİHS iki bölümdür: Birincisi temel haklar, ikincisi AİHM’nin yargılama yetkisi.
Uçum, AİHM’nin yetkisinin tali (ikincil) olduğunu, Yargıtay gibi hiyerarşik olmadığını söylüyor. Doğru fakat bu, AİHM kararlarının bağlayıcılığını kaldırmaz.
AİHS’nin de girişinde, yetkisinin “ikincil” olduğu, sadece “denetim yargısı” yaptığı belirtilir.
Yani sadece Sözleşme’deki hakların ihlal edilip edilmediğini denetler.
Tıpkı Anayasa Mahkemesi’nin kanun çıkaramaması ama kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemesi…
BAĞLAYICI MI?
Türkiye’nin AİHS ve AİHM yolculuğunda, Menderes’ten sonra Turgut Özal’ın, Bülent Ecevit’in ve Tayyip Erdoğan’ın imzaları vardır. “Yetmez ama evet” referandumunun en önemli konusu, insan hakları alanında AYM’nin AİHM yetkileriyle denetim yapmasıydı.
Dahası, bu iktidar, AİHM kararlarına aykırı yerli mahkeme kararlarının düzeltilmesi için 2005’te Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da “yargılamanın yenilenmesi” yolunu açmıştır. (Madde 311)
Yerli mahkeme kararlarının AİHM kararlarına uygun olması, uygun değilse, “yargılamanın yenilenmesi” usulüyle uygun hale getirilmesi hem Türk anayasasının hem Türk Ceza Usul Kanunu’nun bağlayıcı hükmüdür.
Erdoğan ve iktidarı dün anayasa ve kanuna koydukları evrensel hak ve yetkiler için bugün “bizi bağlamaz” diyorlar!
Uçum AİHM’ye “gayri milli” diyor. Anayasa Mahkemesi de mi gayri milli?! AYM kararlarını neden uygulamıyorlar?!
AİHM’nin Türkiye’ye karşı Uçum’un iddia ettiği gibi bir kastı yok. Kararlarda zikredilen yüzlerce emsal içtihatlarda görüldüğü gibi başka ülkelere uyguladığı normların aynısını uyguluyor.
DURUŞMADAN BİR KESİT
Kavala ve arkadaşları “Gezi olaylarıyla darbeye teşebbüs” suçundan 10 Şubat 2020’de 30. Ağır Ceza’da oybirliğiyle beraat etmişlerdi. Çünkü olaylarındaki şiddet eylemleriyle ilişkilerini gösteren hiçbir delil yoktu.
Kavala tahliye edilirken “casusluk” suçlamasıyla yeniden tutuklanıverdi.
Beraat kararı veren üç hakım HSK tarafından sürüldüler, cezalandırıldılar.
Kavala’nın Avukatı Prof. Başak Çalı, duruşmada şöyle anlatıyor:
“Beraat kararı veren üç hâkim hakkında disiplin soruşturması yürütülmüş ve neticede, görevi kötüye kullandıkları kararı verilmiştir. Bunun akabinde, daha önce AK Parti adayı olmuş bir isim davada hâkim olarak görevlendirilmiştir. Kavala hakkında beraat verip tahliyesine karar veren üç hâkime disiplin cezası verilmiş olması, kendisini sonrasında yargılayan tüm hâkimler açısından açıkça caydırıcı bir etki oluşturmaktadır…”
Sonra Kavala’ya casusluktan beraat verildi; daha önceden beraat ettiği, “Gezi olaylarıyla darbeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbed hapse çarptırıldı!
TÜRKİYE’NİN YERİ
Uçum’un tutarlı bir tarafı da var: AİHM bütün üye ülkelere uyguladığı hak ve özgürlükler normlarını Türkiye’ye de uygulamaya devam ederse “Türkiye AİHS’ne taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye” zorlanırmış!
Vah vah, AİHM ve üye devletler pek korkmuşlardır!
Putin bile Rusya’yı AİHS ve AİHM camiasından çıkarmadı. Bunu da yapın da Türkiye Üçüncü Dünya’da yerini alsın! Kimse insan haklarını, kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını sormaz ama ülkeye bundan büyük zarar olamaz. Asla ihtimal vermiyorum.
Netice: AİHM ve AYM kararları uygulanmalıdır. Bu sadece adalet için değil, Türkiye’nin bir hukuk devleti ve gelişmiş ülke olması için de zorunludur.
