Kayıp meslekler
Siyasi ortam can sıkıcı. Demokrasi, millî egemenlik… Değerlerimizi sarsan bir deprem hüküm sürüyor. Derken Şam elçimizden değerlere dair bir haber geldi. Bizim kaybettiğimiz değerler Şam’da yaşamaya devam ediyormuş. Herhâlde aynı değerlerden bahsetmiyoruz ve asıl vahim olan da bu: Büyükelçimizle bizim “değerlerimiz” dedikte aynı değerlerden bahsetmeyişimiz. Hâlbuki nominal olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin, yani aynı devletin mensuplarıyız, değil mi? Ve o orada bizi temsil ediyor. Benim cevabım: Sizin, Şam’da yaşıyor dediğiniz değerleri biz iyi ki Şam’da bırakmışız, yoksa Şam gibi olabilirdik maazallah.
Bu can sıkıcı şeylerden bahsetmek istemiyorum. Biraz eğlenceli bir şeyler olsun. Mesela nostalji. Her zaman buruk bir keyif verir... Ama Şam’ın şekeri değil. Şam’ın şekeri ile ilgili bir atasözümüz vardı. Neydi, hatırlıyor musunuz?..
Nostaljinin etimolojisine baktım. Tam Türkçesi daüssıla. Sıla acısı. Yunancadan geliyormuş. “Alji” ağrı ve “nos” yurt, vatan demekmiş. Şimdi nereden geldi aklıma… İnternette rastladım. (https://bit.ly/daussila ) Bir zamanlar vazgeçilmez olup da artık kaybolmuş mesleklerin hikâyesi. Bugünlerde yapay zekâ şu mesleği yok edecek, bunları işsiz bırakacak diyoruz ya. İşte yapay zekâ çıkmadan yok olan meslekleri saymış sayfa… Çoğunu yok eden teknoloji veya yaşantımızdaki değişiklikler ki bunların da kök sebebi çoğunlukla yine teknoloji. Onları aynen alıp anlatmam pek akıl kârı değil, çünkü o sayfanın saydıkları arasında bize bir şey söylemeyecek, ABD’ye has eski meslekler var. Mesela devrilmiş bowling kukalarını elle düzeltme mesleği. Bunların içinden, Türkiye’nin geçmişinde anlamlı olanları seçip sayacağım. Bir de ABD’de olmayıp da Türkiye’nin daüssılasından eski meslekleri.
NOSTALJİK İŞ KOLLARI
Listenin ilk sırasında tellal var. O kadar eski olmalı ki benim gibi eski bir adam bile hiç tellal görmemiş. Santral operatörü. Bir ara, telefonun hızla yayılması devam ettiği takdirde bir önlem alınmazsa bütün ABD nüfusunun santral operatörü olacağı hesaplanıyordu. Sonra bugünkü otomatik santraller geldi ama ilk gençliğimde, çalıştığım bazı yerlerde telefon ahizesini kaldırınca bağlanmak istediğim numarayı soran hanımlar vardı… Nostalji.
Hele telgraf operatörü. Önlerine verilen mesajı hızla Mors anahtarıyla gönderen, gelen mesajı kulakla deşifre eden telgrafçılar.
Daktilo da bir başka kayıp meslek. Makineden değil, o makineyi kullanandan bahsediyorum. Daktilolar da genellikle kadın olurdu. Artık herkes kendi yazısını kendi yazıyor. Kimse elle yazıp “Al kızım bunu daktilo et.” demiyor… Demiyordur, değil mi? Listede olmayan, fakat 90’larda benim şahit olup biraz da kızdığım bir meslek vardı: Kişisel bilgisayar operatörü. Hem kişisel hem kullanmanız için operatör istiyorsunuz!
Çalar saatin icadından önce, insanları işe geç gitmesi için uyandıran kapı çalıcılar varmış Amerika’da. Bize buna en yakın meslek ramazan davulculuğu galiba. İhtiyaç kalmadı ama hâlâ duyuyorum fakat son yıllarda bahşiş tahsilatında pek ısrarcı değiller nedense.
GAZLI SOKAK LAMBALARI
Bir başka meslek, sokak lambası yakıcısı. Tabii, yaktığı lambayı sabah de gelip söndürmesi gerekirdi herhâlde. Ben gazlı sokak lambasına ve yakıcı-söndürücü elemana yetişmedim. Bütün sokak lambaları elektrikliydi. Fakat çocukluğumun İzmir’inde, Alsancak’ta duvarlarda hâlâ gaz lambaları vardı. On yıllardır kendilerini yakacak birini bekliyorlardı. Ümitsizce.
Amerika’da kurumlarda hesapçılar varmış… Dört işlem yaparlarmış… Benim çocukluğumda Fasit makineleri dairelere girmişti. Fakat eskiler elle toplamaya devam ediyordu. Babamın bir sayfa rakamı, yukardan aşağıya sadece kalemle tarayarak topladığını hatırlıyorum. O Fasit’ten hızlıydı Fakat işi sadece hesap yapmak olan memur görmedim.
Seyyar sütçü, bizde de vardı. Ölçülü kaplarla satarlardı.
Buzcu diyor site… Evet. Dikdörtgen prizma şeklindeki kalıplarla buz satılırdı. Büyüklüğünü hatırlıyorum. Sanırım her biri 20-30 kilo olmalıydı. İstediğimiz miktarda kestirip alırdık. Fakat bu seyyar değil sabit bir meslekti.
ONLARDA VE BİZDE
Amerika’da olup da bizde olmayan veya pek az olan iki meslek kaldı. (Bowling kukası toplayıcıyı saymıştım.) Biri asansör operatörü. Tek tük rastladım ama gereği de yok gibiydi ve hızla kayboldular. Bizde hiç olmayan “fabrika okuyucusu”… Kalabalık gruplar hâlinde çalışan işçiler eğlensin diye onlara bir şeyler okuyan okuyucular varmış. Haber, şiir, roman… Her şey okunur, işçiler de çalışmaya devam edermiş.
Nihayet Amerika’da olmayıp sadece bize has kayıp meslekler var. Seyyar yoğurtçu kayboldu galiba. “Muuu” diye inek taklidi yapıp sonra “Kaymak yoğurt!” diye bağıran mahalle yoğurtçumuzu hatırlıyorum. Seyyar manav. Pek yok artık. Kalaycı. Pek azaldı. Tencerenin içine girip kıvırırlardı. Bileyci de pek az. Nihayet pamuk atıcılar. Şehirlerde hâlâ tek tük var mı? Özel yaylarını tın tın öttürerek tıkızlaşmış yorganları, yastıkları yumuşacık hâle getirirlerdi.
İnşallah bir gün Türkiye nostalji konusu olmaz. Ben, her şeye rağmen, Türkiye’yi seviyorum. Türkiye bile olup olmayacağı belli olmayan yeni bir Türkiye istemiyorum.
