Devletin kafası değişti
Avrupa’yla tarihimiz boyunca kavga etmişiz. Her tarafıyla değil. Mesela Almanya’yla pek kavgamız olmamış. Kavgamız olmamış ama ne zaman ittifak ettiysek başımız belaya girmiş!
Zamanla Avrupa kuvvetlenmiş, biz zayıf düşmüşüz.
Zayıf zamanlarımızda Avrupa canımıza, toprağımıza kastetmiş.
Zafiyetimizi tedavi için Avrupa’dan birtakım yöntemler, birtakım kurumlar ithal etmişiz.
İlk kuşak İslamcı büyüklerimizin “Avrupa’nın ilmini, fennini alalım, ahlakını almayalım” şeklinde özetleyebileceğimiz yaklaşımları dikkat çekicidir. Bu yaklaşım bizim zihnimizde de uzun bir süre ikamet etmiştir. Fakat bizdeki ahlaki zaafları, üçkağıtçılığın çeşitlerini, yolsuzlukta muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkışımızı gördükten sonra, “ilmini, fennini alamadınız, bari ahlakını alsaydınız” diye düşündüğüm olmuştur.
Şunun farkındayım; kullandığım her cümlenin tartışılır tarafları var.
Avrupa kendine Müslüman. Ya da kendine Avrupalı.
Geçmişte bize çok kötülükleri olmuş.
Geçmişte kendisine de kötülük etmiş.
Fakat kendi içindeki çetin, şiddetli, kanlı çekişmelerden sonra bazı medeni normlara ulaşmış.
O normlardan bazıları bize lazım.
Mesela Avrupa’ya ihraç ettiğimiz tarım ürünleri bazen AB’nin kendisine uyguladığı sağlık, temizlik standartlarına uymadığı için iade ediliyor.
Muhtemelen biz aynı sağlıksız ürünleri iç piyasada aynı titizlikle kontrol etmediğimiz için kemali afiyetle yiyoruz.
Aynı standartlar bizim ülkemizde de uygulansa kötü mü olur?
İlaçlı domates, ilaçlı şeftali, ilaçlı fasulye yemesek?
Bu standardı Avrupa bize dayatırsa direnmemiz mi gerekiyor?
Ya da kamuda şeffaflık. Devlet yetkilileri devlet imkanlarını kullanarak kendisine yakın gördüğü şirketleri, insanları zenginleştiremesin.
Mesela şeffaf bir ihale düzenimiz olsun. Yakinimiz olan değil de hak eden ihaleyi kazansın. Hak ediyorsa yakinimiz de kazansın.
Avrupa normlarına bu konuda uymamız istenirse Avrupa’ya boyun eğmiş mi oluruz yoksa kendimizi terbiye etme yönünde bir adım mı atmış oluruz?
Ya da işkenceyi kaldırınca -artık ne kadarını kaldırabildiysek- Avrupa’ya taviz mi vermiş oluruz yoksa kendi vatandaşlarımıza insanca muamele mi etmiş oluruz?
Ya da yargı mekanizmamız kâğıt üzerinde değil gerçekten bağımsız ve tarafsız hale getirilse, adaleti dağıtırken bir gözüyle iktidarın tasvibini kollamasa, iktidarın sevdiği suçluları kollayıp sevmediği masumları kovalamasa memleketimizde kişi başına düşen adalet miktarı azalır mı çoğalır mı?
Avrupa bizden bizim faydamıza olmayacak bir şey istediği zaman direnmemiz anlaşılır bir şey.
Fakat tuhaf bir şekilde memleketimizdeki insanların aldığı hizmetin kalitesini yükselten bir şey istediğinde ayranı kabaran tiplerimiz az değil.
Biz bağımsızmışız, bize karışamazlarmış, şöyleymiş böyleymiş.
Oğlum, bağımsız olsan bağımsız davranırsın, bir yere göbeğinden bağlısın ki patronunun düdüğünü öttürüyorsun.
TBMM 2004 yılında AK Parti’nin öncülüğünde, Anayasa’nın 90. Maddesine “Milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağına” dair bir ilave yaptı.
Bu ilave Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının iç hukuka üstünlüğünü kabul ediyordu. Bu kabulde devletin hakkını koruyan düzenlemelerin karşısında bireyin haklarına öncelik veren bir duyarlılık etkili olmuştu.
Devlet bireyin hakkına tecavüz etmesin. O dönemdeki ‘devlet aklı’ böyle düşünüyordu.
Devletin aklı gel-git olabiliyor.
AİHM’nin Osman Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararına yönelik tepkiler bu gel-gitler hakkında fikir verebilir.
AİHM 2017’den beri cezaevinde tutulan iş adamı Osman Kavala’nın haklarının ihlal edildiğine hükmetti.
(Kavala 9 yıldır hapiste. Bu 9 yılda çeşitli düzenlemelerle cemiyetin içine salıverilen canilerin her türlü mürtekibin haddi hesabı yok.)
Devlet AİHM’nin bu doğrultudaki kararlarını uygulamamayı prensip haline getirmiş.
Selahattin Demirtaş’ı da AİHM kararlarına rağmen içeride tutuyor.
Devletin içinde çalışan bir hukukçu da (Mehmet Uçum) AİHM’ye ayar vermiş.
Hukukun tahakkukundan ziyade iktidarın menfaatlerini gözeten bir hassasiyet.
Devlet aklıysa devlet aklı, iktidar aklıysa iktidar… 2004’ten bugüne ne kadar da değişmiş?
Bu iktidar o iktidar mı?
