Türk’e hukuk değil çadır mı yakışır diyelim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın 2019 tarihli AİHM kararının ardından, devam eden tutukluluğu ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla sonuçlanan ceza yargılamasına ilişkin ‘hak ihlali’ kararı vererek serbest bırakılmasını istedi.

Kısacası AİHM diyor ki:

-Osman Kavala’nın İfade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ihlal edilmiştir.

-Adil yargılama hakkı ihlal edilmiştir.

-Gezi Parkı gösterilerine ve sivil toplum faaliyetlerine verdiği destek nedeniyle cezalandırılması da toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün ihlalidir.

-10 Aralık 2019’dan sonraki özgürlükten yoksun bırakılmasının tamamı keyfîdir, siyasi nedenlerle tutuklanmıştır.

-Hakkında verilen ve koşullu salıverilme imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ihlal edilmiştir.

AİHM’nin 2019’da Kavala ile ilgili verdiği “derhal serbest bırakın” kararına uymadık, şimdi yeni bir ihlal kararı daha verdi. Muhtemelen iktidar, bu karara da uymayacaktır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM’in Kavala hakkında verdiği kararın ardından değerlendirmelerde bulunan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’u hedef alarak “AİHM de Amor da haddini bilsin!” şeklinde bir tehdit açıklamasında bulundu.

Uluslararası sözleşme ve kararların ulusal yargının bağımsızlığını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamayacağını belirten Uçum, AİHM kararına öylesine öfkelenmiş ki “AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor” diyerek adeta AİHM’ye meydan okudu.

Cumhurbaşkanının danışmanı ya AİHM’nin Türkiye için ne anlam ifade ettiğini bilmiyor ya da bile bile Türkiye’nin demokratik dünyadan tümden kopuşu için özel bir görevi yerine getiriyor.

Oysa bizzat AK Parti iktidarı 2004 yılında CHP’nin de desteği ile anayasanın 90. Maddesinde değişiklik yaparak AİHM’yi iç hukukumuzun bir parçası haline getirerek devrim niteliğinde bir hukuksal değişimin altına imza atmıştı.

Ama talihsizliğe bakın ki şimdi o AK Parti iktidarı, hukuk alanında kendi yaptığı devrim niteliğindeki işleri yerle bir ederek Türkiye’yi adeta ‘vesayet’ dönemlerine geri götürüyor.

Türkiye her ne kadar kağıt üzerinde hala bir ‘hukuk devleti’ olsa da son yıllarda hukukun yok edildiğini, neredeyse bütün toplum kesimlerinin adalete hasret bırakıldığını yazmaktan o kadar yorulduk ki…

Hukuku ve adaleti yok ettiğimiz için iç barışı tahkim etmeyi başaramadık ama iktidarın hiç umurunda olmadı, üstelik adaletsizliğin zirve yapmasından da hiç yorulmadı…

Hukuk ve adaleti yok ettiğimiz için ülke olarak ‘güven’ duygusunu kaybettik, bu yüzden de ekonomik krizden kurtulamıyoruz, fukaralık giderek derinleşiyor.

Doğrusu bu tabloyu görünce gayri ihtiyari “acaba Orta Asya’da bir bakıma hayatın temelini oluşturan çadır yaşamına geri dönmeye mi çalışıyoruz” diye sormak geliyor insanın içinden…

Malum çadır, Türklerin at sırtında taşıdıkları evleriydi. Yani göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Ve eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu.

Herhalde henüz medeniyete intikal edemediğimiz o çadırlı hayatı özlüyor olamayız. Kaldı ki o günlerde bile toplum hayatını tanzim eden kurallar ve yasalar vardı. Mesela büyük ordularla fetihten fetihe koşan Cengiz Han, aynı zamanda kurduğu düzenle de efsaneleşmiştir.

Cengiz Han Moğol kabilelerini birleştirirken sadece askeri güce değil, adalete de dayandı. Kurduğu hukuk sistemi rastgele emirlerden oluşmuyordu. Her kural, bozkır hayatının gerçek ihtiyaçlarına göre belirlenmişti. Emirleri yazılı hale getirerek herkesin uyması gereken ‘Cengizhan Kanunları’nı oluşturdu. Cengiz Han’ın kurduğu bu düzen, tarihin en etkili sistemlerinden biri olarak kabul edilir. Eğer Orta Asya’daki çadır hayatına özlem duyanlar varsa, hemen hatırlatalım o günlerin bile kuralları, kanunları vardı.

Ama talihsizliğe bakın ki Orta Asya steplerinden gelen bir millet olarak hala “AİHM kararlarını tanımayız da uymayız da…” diyerek efelenmekten bir türlü vazgeçemiyoruz.

Unutmayalım şanlı tarih masalları eşliğinde hukuku ve adaleti yok ederek ülkemize barış ve refah getiremeyeceğimiz gibi, dünyada saygın bir devlet olmayı da başaramayız. Ayrıca ‘bir Türk dünyaya bedeldir’ hamasetiyle büyük devlet olunmuyor…

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.