Hangisi daha itibarlı?: İtfaiyecilik ve çöpçülük mü, hakimlik ve pilotluk mu?
Almanya’da yapılan “en itibarlı meslekler” araştırmasının sonuçları, bir kaç gün önce sosyal medyada yer aldı.
Ülke genelinde, temsil edici bir örneklem tabanında yapılan 2024 “DBB/Forsa”araştırmasında, maaş düzeylerinden bağımsız olarak “çok yüksek veya yüksek saygınlığa sahip” görülen meslekler şu yüzdelerle sıralanmış:
İtfaiyeci-%94
Hemşire-%90
Doktor-%86
Yaşlı bakım personeli-%86
Polis-%81
Kreş/anaokulu eğitimcisi-%78
Çöp toplama görevlisi-%70
Hâkim-%70
Teknisyen-%67
Öğretmen-%66
Asker-%65
Üniversite profesörü-%64
Pilot-%63
Kanalizasyon/Arıtma tesisi çalışanı-%63
Ormancı-%58
Mesleklerin sosyal statü ve itibar düzeyine dair zihnimizde yerleşik klişeler çerçevesinde baktığımızda, bu sonuçları garip ve sürpriz bulmamak mümkün değil.
Almanlara göre, çöp toplama görevlisinin itibarı; hakim ve üniversite profesöründen daha yüksek.
Almanya’daki bu sonuçlar, geçici veya marjinal bir kanaati ifade etmiyor. 2007’den bu yana her yıl yapılan bu araştırmada; itfaiyeci, hemşire, yaşlı bakım personeli gibi meslekler yüksek itibar düzeylerini düzenli olarak koruyor.
Bu nasıl olabilir?
Bu araştırma Türkiye’de yapılsaydı, sıralamanın hemen hemen şu şekilde olacağından hiç birimizin şüphesi olmazdı:
-Doktor
-Hâkim
-Üniversite profesörü
-Pilot
-Öğretmen
-Asker
-Polis
-Hemşire
-Kreş/Anaokulu eğitimcisi
-Ormancı
-Teknisyen
-İtfaiyeci
-Yaşlı bakım personeli
-Çöp toplama görevlisi
-Kanalizasyon/Arıtma tesisi çalışanı
Nitekim toplumsal algımızın bu doğrultuda sonuçlar verdiğini gösteren ve doğrulayan, ülkemizde daha önce yapılmış araştırma verileri var:
2015’te TÜBİTAK destekli, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öncülüğünde, Türkiye genelinde 32 ilde 2.500 kişiyle görüşülerek yapılan araştırmanın özet sonuçlarında, itibar açısından;
-Doktor, hâkim, üniversite profesörü, öğretmen, diş hekimi, general, vali, yüzbaşı, mimar, büyükelçi en üst sıralarda,
-Ütücülük, ayakkabı boyacılığı, çöpçülük, seyyar satıcılık, apartman bakıcılığı, falcılık, gündelik temizlikçilik, hamallık, düzensiz işçilik ve dansözlük en alt sıralarda çıkmış.
Burada, iki ülkenin sonuçları arasında asıl ilginç olan nokta; mesleklerin sıralama sayılarının arkasında yatan kriterler ve bunları şekillendiren değer ölçüleri…
İnsanlar bir mesleğe neden itibar eder? Geliri, eğitimi, makamı, rütbesi ve sağladığı otorite nedeniyle mi; yoksa o mesleğin yaptığı iş, üstlendiği sorumluluk ve topluma sağladığı somut fayda nedeniyle mi? Bu soruyu Türkiye’deki mesleki itibar araştırmalarının sonuçlarıyla birlikte düşününce, mesele basit bir meslek sıralamasının çok ötesine geçiyor ve iki toplumun “itibar” kavramına ne kadar farklı anlamlar yükleyebildiğini sorgulamayı gerektiriyor.
Şimdi her iki ülke açısından, mesleklerin itibarına yönelik toplumsal algının bu sonuçlar doğrultusunda şekillenmesini sağlayan temel dinamikleri ve belirleyici faktörleri inceleyelim:
Almanya’da yüksek itibar atfedilen mesleklerin ortak özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz: Topluma doğrudan hizmet etmek, somut bir işlevi fiilen yerine getirmek, gündelik hayat açısından vazgeçilmez olmak, bizzat kişisel sorumluluk üstlenmek, başkalarının ihtiyacını aracısız ve birinci elden gidermek, güvenlik ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamak, zor çalışma şartlarına katlanmak ve yapılan işin sonucunun doğrudan görülebilmesi…
İtfaiyeci yangını söndürür ve hayat kurtarır; hemşire hastanın başındadır; yaşlı bakım çalışanı yardıma ihtiyaç duyan kişinin günlük hayatını sürdürmesini mümkün kılar; polis güvenliği sağlar; okul öncesi eğitimci çocukların bakım ve gelişimine katkıda bulunur; çöp toplama görevlisi şehirde temiz ve hijyenik yaşanabilirliği sağlar; kanalizasyon ve arıtma çalışanı modern şehir hayatının vazgeçilmez altyapısını işler halde tutar.
Türkiye’de ise, itibar kaynağı olarak öne çıkan özellikler; yüksek gelir veya yüksek kazanç kapasitesi, karar verme gücü, mesleki otorite, işi fiilen yapan kişi olmaktan çok yaptıran konumunda olmak, kamu otoritesini kullanma imkânı, rütbe ve unvan, hiyerarşik yükseklik, kurumsal özerklik, temsil gücü, kullanılan güç ve prestij araçları, iş güvencesi ve toplumun görece alt katmanları karşısında sosyal mesafe üretme kapasitesi…
Türkiye’de Bu kriterlere göre doktorluk yüksek ve daimi gelir güvencesi sağlar. Hakim insanların hak ve çıkarlarının elde edilmesi, özgürlüklerinin kısıtlanması veya kazanılması konusunda karar verir. General rütbe ve askeri hiyerarşide en üst sıralardadır ve mutlak yerine getirilmesi gereken komutlar verir. Vali, en üst yönetim otoritesi olarak il protokolünün 1 numarası ve tüm devlet birimlerinin hiyerarşik amiri konumundadır; dolayısıyla makam aracı, kırmızı plaka, koruma ekibi gibi gözle görülür güç ve temsil araçlarına sahiptir.
Almanya’nın toplumsal ve idari yapısında; bir işlevin yerine getirilmesine yön veren örgütsel yapı, hiyerarşik kademeler, amir-memur ilişkisi, temsil gücü ve emir-komuta düzeni örgütün çalışması açısından elbette gereklidir. Ancak bunlar kendiliğinden saygınlık kazandıran, yüksek mesleki itibarın dayandığı temel unsurlar ve göstergeler olmak zorunda değildir. İtibar skalasındaki ayrım; gelir düzeyleri, toplumsal statüler, hiyerarşik kademeler, yöneten-yönetilen pozisyonları arasında değil; doğrudan doğruya üstlenilen işlevler ve yerine getirilen görevler arasındadır.
Gerek otorite ve güçten kaynaklanan önem, gerek sosyal statü ve hiyerarşik pozisyonlardan gelen prestij ile “toplumsal itibar” aynı şey değildir.
Bir türlü aklımız almıyor. Ne kadar tuhaf, değil mi?
Alman toplumunun genel çerçevedeki bu mantığını, somut ve mikro ölçekte piyasadaki bir üretim tesisine uygulayalım: Ürünü tasarlayan mühendis, makineyi çalıştıran teknisyen, kaliteyi sağlayan uzman, üretimi fiilen yürüten operatör veya ustabaşı organizasyon şemasında yöneticinin altında bulunabilir; fakat bu durum onların mesleki değerini otomatik biçimde düşürmez. Somut çıktıyı, doğrudan beklenen standartlarda ve tatmin edici düzeyde ürettikleri ölçüde yüksek itibar görebilirler.
Ölçü, adeta “Kaç kişiye hükmediyorsun?” değil, “kaç kişinin yükünü fiilen omuzluyorsun?” sorusunun cevabıdır. Bu bağlamda, itfaiyeci doktorun önündedir. Hemşire hâkimden çok daha yukarıdadır. Çöp toplama görevlisi hemen hemen hâkimle aynı düzeydedir. Kanalizasyon ve arıtma çalışanı, pilotla aynı itibara ulaşabilmektedir.
Türkiye ve Türkiye benzeri Şark ve Ortadoğu toplumlarında, örneğimizdeki Almanya’nın tersine; doktor, vali, hâkim, subay, pilot ve profesör gibi yüksek eğitim gerektiren, sembolik ağırlığı olan, bazı durumlarda insanların hayatları üzerinde önemli karar yetkisi taşıyan meslekler, otomatik olarak listenin zirvesini işgal ederler.
Bunun nedeni bu mesleklerin doğrudan;
-Yüksek maddi gelir,
-Makam ve varlığa bağlı güç ve önem,
-Yüksek toplumsal, siyasi ve idari statü,
-Hiyerarşide üst kademelerde bulunma,
-Temsil ve protokol önceliği,
-Statü ve prestij araçlarına sahip olma,
-Gücün görünür sembollerini yansıtma imkânı sağlamasıdır.
Bunlara sahip olmak demek; daha geniş ve şatafatlı makam, daha lüks ve pahalı araç, daha gösterişli bir malikane, daha geniş teşrifatçı ve koruma ekipleri, daha uzun ve havalı konvoylar, daha zor erişilir olma, insanlara daha üst perdeden ve hükmedici pozisyonda yaklaşma demektir.
İlginç olan nokta, üst sıraları işgal eden mesleklerin fiilen ve bedenen bir hizmetin yerine getirilmesiyle değil; varlığın ve pozisyonun sağladığı maddi zenginlik ve hiyerarşik güçle elini işe değdirmeden (doktorluğu istisna sayarsak) masa başından hüküm ve otorite icrasıyla elde edilmesidir. Buna karşılık, İstanbul araştırmasında listenin en alt sıralarında yer alan mesleklerde görüleceği üzere; bedensel emek, fiziki kahır çekmek, kirlenme ve insanlara doğrudan hizmet gerektiren işler, düşük prestij ve düşük itibarla otomatik olarak ilişkilendirilmektedir.
Sonuçta karşımızda, itibarın kaynağına; hem kategorik olarak hem de dayandığı temeller, unsurlar, araçlar ve semboller itibarıyla farklı yaklaşan iki kristal model bulunuyor:
-Almanya’da, işlevsel itibar modeli (Güç ve mesafeden uzaklaşma);
Temel soru; Toplum için ne yapıyorsun, hangi zorluklara ve fedakârlıklara katlanıyorsun? Ne kadar sorumluluk üstleniyorsun? Benim için gerekli işlev ve katkıları ne kadar sağlıyorsun; ne kadar gerekli ve vazgeçilmezsin?
-Türkiye’de, ise statüye dayalı itibar modeli (Güç ve mesafeye dayanma):
Temel soru: Sahip olduğun meslek seni ne kadar güçlü, varlıklı, otorite sahibi, ayrıcalıklı ve benden farklılaştırılmış bir konuma getiriyor? Benim üzerimde ne kadar karar verebiliyor, kamu otoritesini ne ölçüde kullanabiliyor ve beni sana ne ölçüde ihtiyaç duyar hale getiriyor?”
Almanya modelinde, değerlendirme nesnesi öncelikle “işin kendisi” ve “topluma sağladığı faydadır.
Türkiye modelinde ise, değerlendirme nesnesi, meslek sahibi kişinin işi yapmakla elde ettiği “toplumsal konum ve ayrıcalıktır.”
Sonuçta mesleki itibar sıralamaları; genel çerçevede bir toplumun emeğe, hizmete, güce, paraya, otoriteye, hiyerarşiye, statüye ve toplumsal faydaya hangi anlayış ve ölçülerle değer biçtiğini gösteren bir değerler haritasıdır.
