Fenerbahçe paraya mı hasret
Televizyon dünyasının espirili repliğidir: "Çatışmaya mı hasretiz Alpaslan reis?" (EDHO)
Fenerbahçe’de ne zaman başkanlık seçimi ufukta belirse, camianın üzerinden o meşhur "fırtına öncesi sessizlik" bulutları eksik olmaz. Paraya mı hasretiz başkanlar?
Seçime 10 gün kalmışken, iki adayın ziyaretleri ve açıklamaları hızlı olsada sakin ilerliyor.
Türk futbolunun genetiği gereği, o yumuşak iklimin her an yerini sert bir poyraza bırakacağını biliyoruz.
Nitekim ilk hamle, o tanıdık, sert ve tavizsiz imajıyla yeniden sahneye çıkan eski başkan Aziz Yıldırım’dan gelecek gibi..
Eski başkan sahaya iner inmez okları kulübün mevcut mali yapısına eski yönetim anlayışına çevirdi.
Aziz Başkan dün sabah saatlerinde yaptığı açıklamada "Maliyetli transfer yaparsak UEFA ceza kesebilir, küme düşürebilir. 60 milyondan fazla para koyarsan kullanamıyorsun, 'Ben cezayı öderim' olmaz
Kulübe kafanıza göre nakit enjekte edip harcama yapabildiğiniz o eski "hür generallik" devri çoktan kapandı. UEFA’nın sınırları net.
Sabah bunları diyen başkan, akşamında: Salah ile 20 milyon Euro maaş + KDV, 30 milyon Euro’dan üç yıllık anlaşma yapabiliriz, gerekirse!" düşüncesinde.
Sabahın mali gerçekliği, akşamın şampiyonluk vaadine feda edilebiliyor.
Peki, Fenerbahçe gerçekten paraya mı hasret?
Ali Koç dönemi boyunca sağlanan devasa sponsorlukları, sıcak para girdilerini ve borç yapılandırmalarını düşünürsek, kulübün kasasının paraya hasret olduğunu söylemek haksızlık olur.
"Benden sonraki 8 senede, benim 2015’te aldığım oyuncu kalitesinde hiçbir oyuncu alınmadı" çıkışı ise Nani’li, Van Persie’li, Sow’lu "yıldızlar geçidi" dönemini özleyen taraftarın ruhunu okşuyor.
Burada durup sormamız gereken asıl soru şudur: 120 yaşına merdiven dayamış bu köklü kulübün, bugün gerçekten Aziz Yıldırım’a yada paraya mı ihtiyacı var?
Fenerbahçe Başkan adayı Aziz Yıldırım: Geçmişte devletle aramız çok iyiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 10 milyon dolar nakit para istedim, Rıdvan da yanımdaydı. Sağ olsun hiç düşünmeden hemen verdi, UEFA’ya bildirimi denkleştiremiyorduk. Kapalı salonda, Topuk Yaylası’nda imar ve ruhsata çok destek oldular.
Hani sarı-lacivertliler bu dönemde hükûmet kanadından destek almamıştı? Bunu söyleyen kişi, yeniden aday olan Aziz Başkandı.
“Sekiz senedir stada gitmedim. Niye gitmedim? Rahatsız olmasınlar diye gitmedim.” Geçen sene ise şöyle demişti: “Loca vermediler, yedi senedir stada gelemiyorum. Locam yok.” “Gelemiyorum” ama Stamford Bridge’de locası var. Ali Başkan da kendisine locasını vermiş. Başkanın kızı, her maç öncesi seremoni sırasında ya da Samandıra antrenman tesislerinde boy gösteriyor.
Aziz Bey, “Herhâlde kimse farkında değil; yönetimde Feridun Geçgel var. Türkiye’nin en zengin dördüncü insanı, çok önemli biri.” şeklinde bir açıklama yaptı. Ülkenin en zengin iş insanlarından olan Koç ailesi, Murat Ülker ve Saran ailesinin destekleri bile istenilen şampiyonlukları getiremedi. Geçgel mi getirecek? Aziz Yıldırım: “Karşı adayı seçerseniz dört ay sonra yine kongre olur. Bu kez de ben olmam.
” Sayın başkanın aday olması için zorlayan bir ortam ya da taraftar desteği mi var?
“Şimdi işlerim rahat ve keyifli.” diyen başkan, acaba bu rahatlığı biraz da Fenerbahçe sayesinde kazanmış olabilir mi?
“Geçmişte devletle aramız çok iyiydi.”
Neden bir futbol kulübünün devlet ya da siyaset ile arası iyi olabilir?
Sonuç kısmına dönersek; iki başkanın da açıklamalarında iki forvet alınacağı kesin. Bir Türk forvet piyango olur; sol bek, sağ bek, kanat transferleri iki başkanın da planları arasında.
Bugün “Dünyaca ünlü iki yıldız açıklarız.” diyen başkanlar, takımın kalbi olan teknik direktörü açıklayabilmiş değil. “Kalp olmadan diğer organları çalıştırmak zor.”
Açıklamaların sonucu olarak; Fenerbahçe paraya mı hasret, başarıya mı hasret, geçmişte kalmış olan başkan havalarına mı hasret?
Cümleten iyi bayramlar.
