Bırakın da biraz olsun sevinelim...

TPAO tarafından Karadeniz’de 320 milyar metre küplük gaz bulunması, hepimiz için büyük bir müjde niteliği taşıyor. 

Hiç kuşkusuz bu keşif bu topraklarda yaşayan herkesi gururlandıracak bir durum. Dolayısıyla katkısı olanları yürekten kutlamak gerekiyor. 

Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, biz başarılarını çok coşkulu yaşayan, hatta biraz da abartan bir toplumuz. Elbette sevinelim buna hakkımız var, ama gerçeklik duygusundan kopmadan ve de “Ne doğu, ne batı, yeni eksen Türkiye” , “Ya esaret, ya cesaret”, “Tam bağımsız Türkiye geliyor” gibi hamasi sloganlarla akıl dışı bir istikamete sapmadan... 

Maalesef her meselede olduğu gibi Karadeniz’deki gaz keşfi konusunda da teknik ve gerçekçi yaklaşımlara pek itibar etmiyoruz. Bir kere öncelikle bulunan gazın sahici kapasitesinden yapılacak yatırıma kadar her aşamasının şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılması gerekiyor. Unutmayalım ki bulunan 320 milyar metreküplük miktar, henüz “jeolojik rezerv” niteliğindedir; işletilebilir miktarın ne kadar olduğu henüz belli değil. Uzmanlar işletme başladığında yılda ancak 5 ila 10 milyar metreküp üretilebileceğini söylüyorlar. Ama her şeye rağmen bu miktar bile önemlidir, çünkü bu miktar Türkiye’nin doğal gaz tüketiminin yaklaşık yüzde 10 ile 20’si arasında bir katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla elbette küçümsenmemelidir, ama Türkiye’yi uçuracak bir miktar da değildir. 

Eğer meseleyi abartıp bir şov malzemesine dönüştürmeden, ama aynı zamanda küçümsemeden, saha gerçeklerini de dikkate alarak değerlendirebilirsek eminim hepimizi gururlandıracak sonuçlara ulaşmak mümkündür. Bu konuda Enerji Bakanı Fatih Sönmez’in değerlendirmelerinin fevkalade değerli olduğu kanaatindeyim. Bakan diyor ki: “Yeni kaynak bulamazsak bile bu gaz 7- 8 yıllık ihtiyacı karşılar. Gaz ve petrol fiyatlarını bilmeden geleceğe dönük bir tahmin zor olacaktır. Geriye dönük hesaplandığında gazın değeri 65 milyar dolar.” 

Açıkçası ortada üfürülen rakamları, Türkiye’yi uçuşa geçiren hamasi hayalleri görünce, doğrusu insan biraz tedirgin oluyor. Ve ister istemez insan “Acaba bu da Ayasofya’nın açılışında olduğu gibi Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkışıklığı biraz olsun dağıtmak için bulunmuş yeni bir argüman mıdır?” sorusunu sormadan edemiyor. Hemen belirtelim, Ayasofya’nın açılışı elbette önemlidir, ama neden şimdi? 

Galiba hayallerimizle gerçekler arasındaki mesafeyi çok açmadan, imkanlarımızla yapabileceklerimizi daha rasyonel bir temele oturtmak zorundayız. 

Değerlendirme yapmak için erken olduğuna işaret eden Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Grubu Başkanı Necdet Pamir, “Buradan kalkıp da rezerv rakamı üfürmek, onu dolarla çarpmak bilimsel değil. Ne bunu küçümseyelim, ne de abartalım. Gaz bulgusu ekonomik değer taşır. Ancak bir kuyu delip de rezerv açıklamak doğru değil. Testleri yapılır. Kuyular açılır. Uzun süreli akışa bırakılır. Ondan sonra rezerve bakılır. Rezerv ilk günden öğrenilemez. Açıklanan tahminler spekülatif olur. Tek kuyuyla bu olmaz” değerlendirmesini yapıyor. 

Hal böyleyken daha kanıtlanmış rezerv miktarı bile belli değilken, “Emperyal güçlere karşı Karadeniz devrimi” gerçekleştirildiği gibi insan aklıyla alay eden, ya da “Yol ver Türk’ün bayrağına” şarkısıyla mehter coşkusuna kapılanların nasıl bir dünyada yaşadıklarını merak etmemek doğrusu mümkün değil. 

Oysa TPAO’nun uzun yıllardır sürdürdüğü gayretli çalışmalarının sonucunda Türkiye Karadeniz’de çok önemli bir gaz keşfini gerçekleştirdi, bu hiç küçümsenecek bir durum değil. Ama ne olur, bu güzel gelişmeyi hamasete kurban ederek toplumun duygularını rencide etmeyelim. Ve bırakın da biraz olsun sevinelim... 

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.