Fon rezaleti hepimize ibret olur mu?
Son yaşanan fon soygunu, devletin kurumlarındaki çürümenin o ülkede ekonomik ve toplumsal anlamda ne kadar büyük maliyetler ürettiğini göstermesi açısından ibret verici bir fotoğraf ortaya çıkarmış bulunuyor.
Herkesin gözü önünde cereyan eden soygun ya da skandal, adı her neyse, öylesine büyük bir sorumsuzluğu ve ahlaki dejenerasyonu gözler önüne serdi ki; sorumluluk makamında olanların iş işten geçtikten sonra alelacele önlem almaları bile iktidara olan güvensizliği tetikleyen bir sürece dönüştü.
Çünkü her gün bir yenisi eklenen iddialara göre, yüz binlerce insanın milyarlarca doları, devletin en saygın kurumlarının denetimde bazı imtiyazlı ceplere akıvermiş.
Epey bir süredir dikişleri atmış bulunan alaturka sistem, devletin bütün kurumlarını adeta felç ettiği için, kurumların boşalttığı alanda esnafa, sanayiciye haraç kesen eski ve yeni nesil mafyalar, vatandaşlık dağıtan çeteler racon keser hale gelmiş bulunuyor.
Haliyle bugüne kadar yaşanan vahim olaylardan ders çıkarmayı bir türlü başaramadığımız için, bazı insanlar kamu kurumlarının ve yöneticilerinin ihmalini kullanarak çıkar ve menfaat ağı oluşturup, kamu imkanlarıyla kolay para kazanma cesareti göstermiştir.
Aslında bu skandal, bize açgözlülük ve hırsın himaye ile birleşince nasıl bir pervasızlığı ve kanun tanımazlığı ortaya çıkardığını da göstermiş oldu.
Bir kere daha acı bir şekilde öğrendik ki ‘hukukun üstünlüğü’ kaybolunca, doğal olarak yapanın yanına kâr kaldığı yeni bir kanunsuzluk düzeni oluşuyor. Ve sonunda, sistemdeki çürüme derinleştikçe ahlak ve dürüstlüğün buharlaştığı bir felç toplumuyla karşı karşıya kalıyoruz.
İşte kanun tanımazlığın pirim yaptığı, şeffaflığın itibarsız hale geldiği yeni Türkiye’nin fotoğrafı… İktidar mahallesine yakın oldukları ya da doğudan mahallenin içinde yer aldıkları için, kendilerinin imtiyazlı olduklarına inanan bazı kişiler kimseyi umursamadan ve de büyük bir pervasızlıkla servetlerine servet kattılar. Katlarda, yatlarda şatafatlı hayatlar kurdular.
Çünkü onlar bu ülkede adamını bulanın, himayeye mazhar olanın elini kolunu sallayarak haksız kazanç sağlayabileceğini ve kimseye de hesap vermek zorunda olmadığını gördü. Muhtemelen fon rezaletiyle ilgili fırtına geçtiğinde, bunlar ya da bir başkaları yine aynen paralarını istiflemeye devam edecek.
Kuşkusuz bu soygun rezaleti yaşanırken ortalarda gözükmeyen sorumlu kurumların şimdi alelacele tedbir alma telaşına düşmeleri, özellikle meselenin siyasi boyutu konusundaki iddiaları daha da derinleştirdi. Çünkü iktidar, daha önce yaşanan benzer olaylarda sergilediği güven vermeyen tavırlar yüzünden, toplum nezdinde itibar kaybetmiş durumda.
Bu yüzden insanlar, doğru yapılan işlerin arkasında bile bir katakulli arar hale geldiler ne yazık ki…
Nitekim skandalın ilk günüden bu yana dillendirilen “siyasi ayak”la ilgili iddiaların bazı örneklerle desteklenir hale gelmesi, şüpheleri daha da derinleştirmiş durumda.
Bu çerçevede iki gün önce YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya ile ilgili iddiaları, fon skandalı konusunda zihin açıcı bir örnek oluşturdu.
YENİ Parti sözcüsü Emre, Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerine yaklaşık 63,4 milyon lira yatırarak 1 milyar 344 milyon lira, eşinin ise yaklaşık 99,7 milyon lira yatırarak 826 milyon lira çektiğini iddia etmişti.
Zeynel Emre’nin iddialarının üzerinden saatler sonra, fon işlemleriyle ilgili iddialarla gündeme gelen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya yaptığı açıklamada, “Yürütmekte olduğum tüm görevlerimden affımı Sayın Genel Başkanımızdan istedim” diyerek istifa ettiğini duyurdu.
Fon rezaletinin geldiği son nokta itibariyle ifade etmek gerekirse, artık cin şişeden çıkmıştır. Bu saatten sonra, fon katakullisi işine bulaşan ama kendisinin himayeye mazhar olduğuna inanan hiç kimse, hiçbir şey olmamış gibi davranamaz.
Çünkü bu skandal gölgesinde geçen her gün ve her saat, siyasi iktidarın toplum nezdindeki itibarından eksiltmeye devam edecektir. Bu yüzden iktidar, “güven” sağlayıcı adımlar atmak zorundadır.
Evet iktidar açısından doğru olan bu. İyi de bu adımı kim atacak? Normal bir iktidar tablosunda bu görev, Mehmet Şimşek’e ait. Ancak o görevli ama yetkili değil. DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın ifadesiyle “Mehmet Bey’in sistem içindeki durumu çok zayıf. Bu işlere müdahale edecek gücü kuvveti yok, öyle bir imkânı da yok.”
Fon skandalıyla bir kez daha yaralanan Türkiye’nin hali pür melali bu. Bundan sonra kimlerin bu ülkeyi geçekten her şeyin üstünde tutarak, adalet ve şeffaflık içinde bu kirliliği temizleyip temizleyemeyeceğini hep birlikte izleyip göreceğiz.
