Kelepir pazarına düşen vekillerin ahlak sorunu

AK Parti 25. kuruluş yılını kutladı. Milletin değerlerine, hayallerine, gerçeklerine yaslanarak yola çıkan AK Parti, ülkenin önüne ‘hukukun üstünlüğü’, özgürlükler, insan hakları ve kalkınma gibi önemli hedefler koymuştu.

İki binli yılların başında siyasette ilkeli yaklaşımların yerini, günü birlik çıkar ilişkilerine bıraktığına dikkat çekerek, ahlakı en önemli değer olarak öne çıkarmıştı.

Ve diyordu ki: “Siyasette kaliteye önem veren AK Parti, siyaseti ahlaki bir çizgiye yerleştirecektir. Böylece, toplumda siyaset kurumuna ve demokratik yöntemlere karşı oluşturulan kuşkuların giderilmesi de mümkün olacaktır.”

Ama ne yazık ki bugün o AK Parti’den en küçük bir eser bile kalmadı. Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana, hukuk ilk kez bu kadar itibarsızlaştırılmış, Türkiye adalete hasret bırakılmış bulunuyor.

Siyasi ahlak ise kelimenin tam anlamıyla ‘kelepirci dükkanı’nda alınıp satılan bir meta haline gelmiş durumda. Esas itibariyle kelepirci dükkanına dönüştürülen AK Parti’nin kurumsal kimliği oldu maalesef…

Partide öylesine bir dejenerasyon ve ahlaki çürüme yaşanıyor ki bizzat AK Partili yetkililerin ‘yolsuzluk yapmakla’ suçladıkları CHP’li belediye başkanları AK Parti’ye geçerlerse, aklanıp tertemiz oluyorlar.

Hangi yöntemler kullanılarak yapıldığı bizce meçhul olmakla birlikte, milletin özgür iradesiyle seçtiği farklı partilere mensup milletvekilleri her gün AK Parti’ye transfer ediliyorlar. Kısacası millet iradesinin arkasından dolanarak millete nanik yapılıyor…

Fazilet nutukları atarak ‘vekil pazarı’ oluşturanlar, nasıl bir haleti ruhiye ile bu tür kirliliklere bulaşırlar bilemem ama bildiğim bir şey var ki bunun adı, sandığa karşı yapılan el uzunluğudur…

Maalesef AK Parti, yolunu ve iradesini kaybetmiş, milletten aldığı yetkiyi satışa çıkarmış, ortalarda serseri mayın gibi dolaşan vekillerin tek sıra halinde kapısında beklediği bir ‘kelepirci dükkanı’na dönüşmüştür. Ve en acısı da hiçbir AK Partilinin çıkıp, “Bu nasıl bir ahlak pazarlamacılığıdır” deme cesareti gösterememesidir.

Aslında milletin iradesi üzerinde ‘vekil pazarı’ oluşturmanın nasıl bir ahlaksızlık olduğunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geçmişte veciz bir şekilde şöyle ifade etmişti:

-Ahlakı, ilkesi olmayan siyasetin ne ülkeye ne de millete faydası olur. Rüzgar gülü gibi esintiye göre yön değiştiren, eğilip bükülen bir siyasi anlayış, popülizmin bataklığında debelenmeye mahkumdur.

-Bu ülkede siyasete irtifa kaybettirenler, yeri geldiğinde çıkarları için haysiyetlerini dahi tezgaha koyan muhterislerdir.

-CHP, 1978 senesinde iktidar kapısını ancak kirli pazarlıklar neticesinde transfer edilen 11 milletvekili ile açabilmiştir. Nasıl bozuk temel üzerine inşa edilen bina ayakta kalamazsa, siyasi ahlaksızlıklar üzerinde kurulan iktidarın da ömrü çok kısa olmuştur.

-CHP, milletin kendi adına hareket etmesi için emanet verdiği iradelerini pazara çıkardığı milletvekilleriyle, özellikle de -gençlere kötü örnek oluyor- şimdi ben buradan sesleniyorum: Ey 15 milletvekili ya siz iradenizi nasıl oluyor da bu kadar ucuza satıyorsunuz. Siz Çanakkale’deki 15’ler değilsiniz. Siz iradesini satanlardansınız.

Talihsizliğe bakın ki bugün AK Parti, tam da Erdoğan’ın eleştirdiği yozlaşmanın merkezi olmuş bir parti haline gelmiş bulunuyor. Kelepire düşen vekillerin ahlak sorunu ise daha da derin…

Hayat insana öyle oyunlar oynuyor ki bir gün büyük hedeflerle yola çıkıp milletin efsanesi haline gelerek zirvede dolaşıyorsunuz, sonra kendi hedeflerinizi bile inkar ettiğiniz için bir anda zirveden iniş başlıyor…

An itibariyle yaşamakta olduğumuz bu hali anlatmak için, Nobel ödüllü bilim insanımız Daron Acemoğlu’nun yeni çıkan “Hangi Liberal Demokrasi” kitabından kısa bir örnek sunmak işitiyorum. Bilindiği gibi Macaristan yıllarca Sovyet işgali altında kalmış bir ülkedir. 1989’da çeyrek milyon Macar halkı, ülkeleri için yeni bir günün doğacağı umuduyla meydanları doldurur. Mitingde “Son konuşmayı, Genç Demokratlar İttifakı Fidesiz adına sakallı genç bir adam, Victor Mihaly Orban yapıyor. Tereddütsüz bir sesle şunları söylüyor: Kendi gücümüze inanırsak komünist diktatörlüğe son verebiliriz. Yeterince kararlı olursak iktidar partisini özgür seçimleri kabul etmeye zorlayabiliriz.” (s.11-12, Doğan Kitap)

Bu demokrasi çağrılarını yapan Orban bir süre sonra Avrupa’nın en genç başbakanlarından biri olarak göreve başlayacaktır. Kaderin cilvesine bakın ki aynı Orban özgürlük çağrılarından vazgeçerek otokratlar safına geçmiştir. Daron Acemoğlu’nun da ifade ettiği gibi Orban, yürütme yetkilerini kendi elinde merkezileştirdi, ifade özgürlüğünü kısıtladı, medya kuruluşlarının ve üniversitelerin kontrolünü ele geçirdi.

Sonrasını hepimiz biliyoruz, Macaristan halkı sandıkta Orban saltanatına sor vererek, onu da arşivin tozlu sayfaları arasına göndermeyi başardı.

Galiba işin sırrı sadece zirveye çıkmakta değil, zirveden erdemli bir şekilde inmeyi başarabilmekte…

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.