Önce Öcalan’a statü mü versek yoksa CHP’ye kayyum mu atasak...

Türkiye, ‘hukuk devleti’ nosyonunu kaybettiği günden bu yana, en kritik hukuki kararları da artık siyaset üzerinden tartışıyoruz.

Kuşkusuz Türkiye’nin en temel problemleri elbette siyasi iktidarın öncülüğünde çözülecektir. Ama bu, siyasetin hukuka da yön tayin edeceği anlamına gelmemelidir.

Ancak son dönemde yargının üzerindeki siyaset gölgesi öylesine koyulaştı ki neredeyse yargının verdiği her karar, toplumda ‘siyasi karar’ olarak algılanır hale geldi.

Bu konudaki en son örnek, CHP üzerinde adeta Demokles’in kılıcı gibi asılı duran ‘mutlak butlan’ kararı… Şu günlerde adeta bir sevinç dalgası yaşayan iktidar medyasında “CHP ile ilgili mutlak butlan kararı çıkıyor, Kemal Kılıçdaroğlu kayyım olarak atanacak” şeklindeki haber ve yorumlar, ne yazık ki hem siyaseti hem de hukuku zehirleyen bir nitelik taşıyor.

Açıkçası AK Parti iktidarının, geleceğini etkileme açısından en zor vereceği bir kararın arifesinde olduğu kanaatindeyim. İktidarın karar vermesi gereken iki kritik konu var. Birincisi, Öcalan’a ‘statü’ verilmesi, ikincisi ise CHP’ye kayyım…

Hükümetin kadim ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, sürecin selameti açısından iktidarı acilen somut adım atmaya zorluyor. Geçtiğimiz günlerde Öcalan’a ‘statü’ meselesini dillendiren Bahçeli, Salı günkü grup toplantısında daha ileri bir adım attı ve dedi ki: “Öcalan için statü açığı varsa bu açık Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Tartışmaların sona ermesi için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır.”

Kısacası MHP lideri Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” projesinde Öcalan’a fiilen koordinatörlük görevi verilmesini istiyor. Bu, AK Parti’nin karar vermesini zorlaştıran ve de beklentilerinin çok ötesinde bir yaklaşım.

Ama mesele, sadece Bahçeli’nin çıtayı bu kadar yukarıya çekmesinden ibaret de değil. Malum Öcalan da bir süredir, “Benim statümü belirleyin” çağrısı yapıyor. Bu arada PKK’nın fesih ve silah bırakma kararının birinci yıl dönümünde açıklama yapan KCK, süreçte tıkanma olduğunun altını çizerek, Öcalan’ın hukuki statüsünün belirlenmesi çağrısı tekrarladı.

AK Pati iktidarının siyasi kaderini derinden etkileyecek olan en riskli konulardan birisi de tabii ki CHP’ye kayyım atanması…Eğer CHP’yi siyaset dışına itme anlamı taşıyan ‘mutlak butlan’ kararı çıkarsa, kimsenin şüphesi olmasın ki bu kelimenin tam anlamıyla siyasetin zeminini tahrip eden bir karar olacaktır.

Meseleye kim nasıl bakar bilemem ama bir bakıma CHP’nin kapısına kilit vuracak olan bu kararın, nasıl siyasal sonuçlar üreteceğini kimse bilemez. Böyle bir sonucun yanında yöresinde duran, itiraz etmeyen bütün siyasi aktörler, kendi çapları oranında doğacak zarara ortak olmak durumunda kalabilirler.

Ayrıca ‘mutlak butlan’ kararının sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik sonuçları da olacaktır. CHP’ye kayyım atandığında öyle bir tsunami dalgası oluşur ki ekonomiyi ayağa kaldırmak bir daha mümkün olmayabilir. Evet, kararı elbette yargı verecek, ancak yazının başında da belirttiğimiz gibi toplum artık bu kararları hukuki değil, siyasi olarak okuyor.

Unutmayalım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da yargı tarafından gözaltına alınıp tutuklanmıştı, ancak toplum bu operasyonları bir siyaset mühendisliğinin sonucu olarak algılamış ve toplum olarak ödemek zorunda kaldığımız ağır bir ekonomik fatura çıkmıştı.

Ortada dolaşan senaryolar doğruysa, yaklaşmakta olan ‘mutlak butlan’ kararıyla da benzer bir filmi tekrar izleyebiliriz. Ve bu kez de ekonomi öylesine ağır bir darbe alır ki sonuçları, iktidar açısından sandıkta bir kabus senaryosuna dönüşebilir.

Öyle inanıyorum ki AK Parti hem Öcalan’a ‘statü’ meselesinin hem de CHP’ye kayyım atama işinin siyasal ve toplumsal sonuçlarını derin derin düşünecektir…

Düşünebiliyor musunuz, Öcalan’a “Terörsüz Türkiye” projesinin koordinatörü statüsü vereceksiniz, ‘umut hakkı’ yasasıyla adada serberstlik hakkı tanıyacaksınız.

Ama öte yandan demokratik anlayışla izahı mümkün olmayan, hiçbir hukuki gerekçeye ihtiyaç bile duymadan CHP’ye kayyım atayarak kapısına kilit vuracaksınız.

Hiçbir iktidar, vicdanları yaralayan böyle bir durumu toplumsal vicdana asla izah edemez. İnsanlar doğal olarak, “PKK’ya şefkat gösteriyorsunuz ama ülkenin ana muhalefet partisinin kapısına kilit vurmaktan çekinmiyorsunuz, bu nasıl bir vicdan” demezler mi?

Bir kez daha hatırlatalım “Terörsüz Türkiye” projesi, aynı zamanda bütün toplum kesimleriyle bir kucaklaşma projesidir. Açıkçası ben, DEM Parti’nin de neredeyse toplumun yarısını yok sayan böyle bir hukuk anlayışına rıza göstereceği kanaatinde değilim…

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.