Orban’ın hezimeti otokratların sonbaharı olur mu?
Macaristan seçimlerinin Orban’ın hezimetiyle sonuçlanması, son dönemde demokrasinin yaşadığı derin kriz için bir çıkış umudu olabileceği yönünde iyimser yaklaşımlar var. Kuşkusuz sadece bir “Orban’ın gidişiyle Avrupa demokrasilerinde her şey güllük gülistanlık olacak” şeklinde bir yaklaşım biraz abartılı olabilir.
Ama bir gerçek var ki demokratik değerlere meydan okuyan, hukuku siyasi hırslarına kurban etmekten çekinmeyen bir otokratın gidişinin, demokratik dünya açısından çok önemli bir adım olduğu kesin.
Zira biliyoruz ki Orban’ın dostları olan Trump, Putin ve Netenyahu Macaristan’daki seçim kampanyalarına doğrudan müdahil oldular ve Avrupa’nın göbeğinde demokrasiye tuzak kuran bu otokratı kurtarmak için bütün güçleriyle çalıştılar.
Ve sonunda Orban’la birlikte, Trump-Netenyahu-Putin üçlü savaş çetesi de kaybetti. Kısacası Macaristan halkı, Orban’a yardıma gelen üç otokratı aynı sepetin içine koyarak kirli yüzlerini bütün dünyaya göstermiş oldu.
Aslında bu üçlü çeteye teşekkür etmek lazım. Eğer, Gazze’de bebekleri, çocukları, kadınları katlederek soykırım suçlusu Netenyahu ve onun katliam ortağı Trump kanlı elleriyle, Orban’a ölümüne destek vermeselerdi, belki de o otokrat bugün yeniden seçilmiş olacaktı.
Muhtemelen, Orban’ı bırakmakta hala tereddütler yaşayan Macaristan halkı, bebek katillerini savaş suçlularını görünce bir bakıma aydınlanma yaşadı ve 16 yıldır demokrasiye şeytan muamelesi yapan Orban’ın biletini kesmekte tereddüt etmedi… Bu üçlü çete için bir önerim var, bunlar yanlarına Orban’ı da alarak özellikle demokratik ülkelerdeki bütün seçimlere giderek halkı korkutsunlar ki uyanış daha da hızlı olsun…
“Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır” sözü mucibince ifade etmek gerekirse, Trump-Netenyahu-Putin ‘şer ittifakı’nın Orban’ı kurtarma seferberliği hezimetle sonuçlanmış, hayırlara vesile olmuştur.
Macaristan seçimleri, demokrasinin kurtuluşu için dört dörtlük bir reçete sunmuyor belki ama en azından insanlığın üzerine kabus gibi çöken ‘otokratların sonbaharı’ olabileceği yönündeki umutları güçlendiriyor.
Düşünebiliyor musunuz, insanlığı ve demokrasiyi zehirleyen bir haydut ve yardakçısı yanlarına Putin gibi bir demokrasi kaçkınını da alarak Avrupa’nın ortasında demokrasiye karşı birlikte yıkım faaliyetine girişiyorlar.
Bir kere Orban’ın, Epstein pisliği ile birlikte anılan, akıl sağlığı konusunda ciddi iddialar bulunan Trump gibi şaibeli bir isme sığınması kelimenin tam anlamıyla bir akıl tutulmasına işaret ediyor.
O Trump ki yardakçısıyla birlikte İran’a karşı başlattığı savaş yüzünden, bütün dünyada madara olmuş, bu yüzden de her gün başka bir skandala imza atarak şaşkın ördek gibi ortalarda dolaşır hale gelmiş bulunuyor
En son, sosyal medya hesabından yaptığı son paylaşımda kendisini ‘Hazreti İsa’ gibi gösteren yapay zeka üretimi görselle, en sadık Hristiyan destekçilerini bile çileden çıkardı.
Medyada ve sosyal medyada Trump’a tepkiler çığ gibi… X platformunda Mandy Arthur isimli bir kullanıcının paylaştığı şu ifadeler Trump’ın ruh halini en güzel şekilde anlatıyor: “Tanrım, galiba bir hata yaptık ve yanlışlıkla Deccal’i seçtik. Yardım et.”
Neyse ki dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen iki deliden medet uman Orban kaybetti ve demokrasi kazandı.
Zafer konuşmasında, “Bugün, Macaristan’ın özgürlük tarihine, baskıya ve yalana karşı zaferin günü olarak yazılacak” diyen yeni başbakan Magyar, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edeceklerini, devlet kurumlarını bağımsızlaştırarak yolsuzlukla tavizsiz bir mücadele başlatacaklarını söyledi.
Umarız, 16 yıllık bir otokratın yenilgisiyle Macaristan’da başlayan ‘hukukun üstünlüğü’ne dayalı bu yeni dalga, otokratların sonbaharı için bir başlangıç olur.
Çünkü son yıllarda giderek güçlenen ‘otokrat rüzgar’, insanlığın üzerine adeta bir kabus gibi çökmüş bulunuyor. Bu çerçevede, Ahmet İnsel’in 2021’de Birikim’de yayımlanan yazısındaki şu tespite özellikle dikkat çekmek istiyorum: “Freedom House’un ‘Abluka altında demokrasi’ başlığıyla yayınladığı 2021 raporu, ülkeleri özgür, kısmen özgür ve özgür olmayanlar olarak üç grupta toplarken, 2005’ten günümüze özgürlüğün olmadığı ülkeler grubundaki ülke sayısının 45’ten 54’e yükseldiğini gösteriyor. Kısmen özgür ülke grubunda sayı son on beş yılda hemen hiç değişmezken (58’den 59’a çıkmış), özgür ülke grubu ise küçülmüş. 89 ülkeden 82 ülkeye inmiş.” (Ahmet İnsel, Günümüz otokrasilerinin yumuşak Karnı/Birikim)
Macaristan seçimleriyle otokrat rüzgarın tersine dönme umudu, eğer yeni bir demokrasi ikliminin kapılarını aralayabilirse, eminim herkes derin bir nefes alacaktır…
