Ba’de harabü’l- algı

Elektrik gerilimi yüksek bir hafta sonunu geride bıraktık.

Taksim ve Cihangir merkezli ‘cinsiyetçi yürüyüş’ ve ‘bir dükkânda müzik dinleyip içki içenlere saldırı’ başlığı altında gelişen olaylar hafta sonu gündemini bütünüyle kaplarken bazı noktalar özellikle dikkatimi çekti.

Evvela her iki olay sonrasındaki değişik evreler hem sosyal medya, hem de pratik üzerinden bir ‘Gezi refleksiyle’ örgütlendi. Örgütlü ve dayanışmacı tutumla birlikte, kirli ve zehirli bir şiddet dili de hemen yürürlüğe girdi.

Katı ayrışmacı ve açık nefret/şiddet pompalayan bu dil kendi karşıtlarıyla da buluşarak atmosferi dayanılmaz hâle getirmekte gecikmedi. Açık silahlanma vs çağrılarını da içeren kimi kullanıcı hesapları her fırsatta olduğu gibi kimi kutsallar üzerinden iblisâne bir söylemle arz-ı endam etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cihangir’deki ‘saldırı’ olaylarıyla ilgili değerlendirmesinde iki tarafı da hatalı bulduğunu belirtti ve Nasreddin Hocamızın ‘sen de haklısın, sen de haklısın’ mantığını tersinden işleterek ‘sen de haksızsın, sen de haksızsın’ muhakemesiyle toplumsal akla su serpti.

Bu arada Taksim’e câmi ve Topçu Kışlası’nın ihyâsı yeniden gündeme geldi ve bu da kimi eski/yeni tartışmaların fitilini ateşleyiverdi.

Pazar günü Huber’de ‘sanatçılar’ için verilen iftara katılan ne kadar şarkıcı/türkücü varsa, kimi sosyal medya hesaplarında tek tek teşhir edilerek hedef tahtasına koyulup aşağılanmaya çalışılması ise bu ülkenin âciz ve çaresiz beyazlarına mahsus bir zavallılık nişanesi olarak politik tutumlar galerisindeki yerini aldı.

Daha hafta sonu gündeminin bulutları dağılmadan başladığımız yeni haftanın açılış cevizesi ise Erol Evgin’in dudağında belirdi. Üç üniversite bitirenin altı oyu olması gerektiğini söyleyen Evgin, üniversite bitirmeyenlerin ise yalnızca bir oyu olması gerektiğini söyledi.

Eh, söyleyebilir, özgür bir ülke burası. Hem insaf buyurmuşlar, üniversite bitirmeyenlerin zincire vurulması gerektiğini de beyan edebilirdi, ne mâni var. Ayrıca nefes alma sayısına niçin değinmemiş, gel de merak etme.

‘Aldırma 128’, aldırma orta ikiden terklerin yürüyüşü.

Havalar oldukça sıcak seyretmeye başladı. Şöyle düşünüyorum; Polis her tür saldırı ve nefret suçu potansiyeli taşıyan olayların faillerini özenli bir süratle yakalamalı ve adalet de titiz sorgulama ile fâilin arka planını anında deşifre etmeli. Yoksa daha çok sosyal bubi tuzakları döşenir algımızın ciğerine.

Ve ‘ba’de harabü’l algı’dan sonra büyükçe bir havan içinde konuşur konuşur konuşuruz.

16-06/21/dhfgdy.jpgFransa’da sıkıyönetim, grev, futbol, şiddet, Eyfel ve demokrasi var. Bir de ben.

Burası Bursa

(...) İlk yılım oldukça sıkıntılı geçmişti-garajdaki sabahçı kahvesinin acı çaylarını unutamam; uyuyanı uyandırırlar, çayı dayarlardı ardından-.

Sabahlara kadar dolaştığım çok olmuştu ıssız sokaklarda.

Ulu Cami’nin avlusunda sabahlamanın keyfi başkaydı.

Şadırvanın hemen arkasında, çarşıya inen merdivenlerin başında bir bank vardı; onu oturup sabahı beklemenin keyfine doyamazdım gerçekten.

El ayak çekilince ay gelir, sessizce iki minare arasında dururdu.

Çarşı arkanızdadır, şehir çoktan çekilmiştir kuytusuna.

Şadırvan, taş avlu, Cami-i Kebîr, kavî minareler ve yukarda ay...

Gümüş bir perde iner kubbelere, taşlara, fetih görmüş çınarlara...

Kadim bir zamandan kalmış gibidir her şey.

Siz aya bakarsınız; ay size bakar.

Ne bir gören olur, ne bir duyan.

Çarşı yorgundur; şehir uykudadır.

Geldiği gibi gider sessizce yine ay.

Çok geçmez Orhan Camii’nden yana çınarlardan yayılan kumru sesleri şehri sabaha hazırlar.

Sonra kesmişler onları; kim kesmiş, neye kesmiş anlamış değilim. Kumrular sabah ötüşlerini şimdi nerelerde yapıyorlar, bilmiyorum. (...) Hasan Aycın-Bir Bursa Hatırası- Uludağ Yayınları- Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi- Editör: Mustafa Bâki Efe

Silahlanma manyaklığı

Orlando katliamından sonra Amerika’da yeniden gündeme gelen silahlanma tartışmaları bitmek bilmiyor. Yanda resmini gördüğümüz afiş tabii ki silahlanma yanlısı lobinin bir ürünü. “Bir öğretmeni silahlandır, bir çocuğun hayatını kurtar” diyor. İlk bakışta bu önerme doğruymuş gibi gelebilir. Peki ama ya silahlı öğretmen herhangi bir sebeple raydan çıkarsa neler olabileceği hiç düşünüldü mü?

Doğru soru aslında şu: Herkes silahlanınca mı toplum daha güvenlikte olur, herkes silahsızlanınca mı?

16-06/21/21kar14-silah.jpg

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum