Tek başına iyi niyet yeterli değil

Türkiye’nin dinamizmine refakat edebilmekten çok uzak bir başkanlık sistemi ile yönetiliyoruz. Rasyonel olarak izahı mümkün olmayan bu sistem, hamaset ve hukuksuzluklarla bugüne kadar sürdü. Türkiye çok kıymetli yıllarını bu yönetim garabetiyle geçirmek zorunda kaldı. Sistemin artık taşınabilir olmadığı ortada.  Bizzat Adalete Bakanı’nın hatta Cumhurbaşkanı’nın son günlerde yaptığı açıklamalar, bu eleştirileri kabul eder mahiyette. 

Adalet Bakanı Abdullah Gül’ün açıklamaları, Merkez Bankası’nın faizleri arttırması, son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyoruz. Geleceğimizi Avrupa ile kurmayı tasavvur ediyoruz" şeklinde, son yıllarda kullandığı siyasi üslup ve tavırla taban tabana zıt açıklaması, bir şeylerin artık iyi gitmediğinin itirafı anlamına geliyor. 

Bu açıklamalar muhalifler tarafından, biz demiştik üslubuyla siyasi malzeme olarak kullanılabilir. Ama bununla kaybedecek vaktimiz kalmadı. İktidarın, itiraf anlamına gelecek açıklamalarını, kamuoyu elbette değerlendirecek. Ancak siyasetin sunduğu bu yeni fırsatı zaman kaybetmeden kullanmamız gerekir. 

* * * 

Özellikle hukuk ve ekonomi alanında yapılan hataları telafi için gözle görülür adımların acilen atılması elzem. Muhalefetin yapacağı en büyük katkı, bu adımların atılması için kamuoyu oluşturması. Siyasi polemiklerle vakit kaybetmek yerine somut adımları atmak için zemin hazırlanması, muhalefetin sağlayacağı en büyük katkı olacaktır.  Her türden muhalefeti aynı kalıba koyup, sahip olduğu medya desteği sayesinde ihanet diye pazarlamayı becermiş iktidarın, artık ahlaki olarak bu imkânı kalmadı. 

Elbette Türkiye’nin geleceği Avrupa’dır. AB’ye girip girmemesinden bağımsız olarak Türkiye’nin yönü tarihte de hep Avrupa olmuştur. Bunun aksini iddia etmek hiçbir nesnel karşılığı olmayan hamaset kuruntusudur. Sayın Erdoğan’ın bu gerçeği yeniden dile getirmesi, zaten bilinen bir hakikatin ikrarından başka bir şey olmamakla birlikte sevindirici bir açıklama.

Türkiye Avrupa ilişkileri, haklılık haksızlık tartışmaları bir tarafa, tarafların vazgeçemeyeceği menfaatler üzerine şekillenen etkileşimden ibaret. Ne Türkiye’nin ne de AB’nin menfaatlerinden feragat etmesini beklemek akılcı değil.  Bu ilişkilerin doğasında bir gerilim zaten hep mevcut. Sorun koşulları iyice analiz edip en faydalı sonucu elde etmek. Yüzyıllar içinde oluşmuş bir statükoyu bir anda değiştirmek mümkün değil. 

* * * 

Kuvvetle muhtemeldir ki çok yakın bir gelecekte de siyasi gerilimler yaşanacak. Ancak her seferinde tüm dünyaya karşı mücadele eden kahraman iktidar hamasetine sarılmak, kısa vadede çözülmesi mümkün olmayan sorunlardan iç politika malzemesi yapmak, ülkenin enerjisini heba etmekten başka hiçbir işe yaramıyor. 

Aynı şey iç siyaset için de geçerli. Kısa vadede aşılması mümkün olmayan farklılıkların üzerinde tepinmek yerine, bu farlılıkları olduğu gibi kabullenip, dikkatleri asgari müştereke sağlanabilecek noktalara yöneltmek gerekiyor. 

Otoriter idareler, yaptığı hataların farkına varmaz, hatalarında ısrar eder ve günün sonunda yıkılır. İktidar, son reform açıklamaları ile kendisine yapılan otoriterlik, tek adamlık eleştirilerinin farkına varmış gibi görünüyor. Bu adımı göz boyamak için mi yoksa iyi niyetle mi attığını kısa sürede göreceğiz. Türkiye’nin demokratikleşmekten, iktidarın bu gerçeği kabullenmekten başka bir alternatifi yok.

YORUMLAR (9)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
9 Yorum