Zihnimizde yaşattığımız olağanüstü hal

Yeni yıla, eski yılın son günlerinde tetiklenen başörtüsü tartışması ile girmemizin manidar bir yönü var. Fiilen, en azından bugün tartıştığımız üsluba bakınca, aştığımız bir konuyu, kabak tadı verdiğini bildiğimiz halde tüketmekten imtina etmiyoruz. Daha doğrusu siyaset imtina etmiyor. Yoksa konunun öznesi kadınların, bugün tartışılan şekliyle böyle bir gündeminin olduğunu düşünmüyorum. 

Ama bir konu siyasetin gündemine gelince insanlar arasında gerçek karşılığı olup olmaması ikinci planda kalıyor. Toplumda yaşanan ufak tefek gerilimler bir yana, aslında sorun teşkil etmeyen bir konu, bıkkınlık getirse de gündeme sürülebiliyor. Belki de,  geçen yılın en önemli sinema olaylarından birisi olan ‘’Bir başkadır’’ filmi tartışmalarının  siyasetteki iz düşümlerini yaşıyoruz. Ama yaşanan tartışmanın yönetmeni, senaryosu ve aktörleri de filmdeki kadar başarılı değil. Onun için de heyecan yaratmıyor, bilakis bıkkınlık veriyor.

Türkiye korona belasından bağımsız olarak bir önceki ve daha önceki yılda olduğu gibi geçtiğimiz yılı da ağır bir siyasi gündemle geçirdi. Siyasi gündemden kastettiğimiz sığ bir iktidar kavgası. Gündem eninde sonunda gelip, iktidar gider mi, erken seçim olur mu? Arzu ya da motivasyonunda düğümleniyor. Tartışmanın özneleri bu motivasyonla argüman geliştirdikleri için de siyasi kutuplaşma kaçınılmaz oluyor. Türkiye’nin yüz yıllardır enerjisini tüketen açmaz da işte bu.

Oysa Türkiye’de iktidarın değişimi sayısal olarak çok az kişinin mutluluğuna direk etki yapıyor. Çoğunluğun mutluluğu ise ekonomide, eğitimde, kültürde , sağlıkta vs. gerçekleşmesi elzem dönüşümlerle  sağlanabilir. Elbette bu dönüşüme zemin hazırlamak iktidarın görevidir. Ancak sivil toplumun da bu iradeyi göstermesi gerekir. Dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde siyaset toplumsal beklentileri karşılamak ve önünü açmak formülüyle başarılı oldu. Başarılı demokrasilerde sivil toplum ve hükümet arasında, prensiplerini ve istikrarını herkesin eşit derece taşımak ve korumakla mükellef olduğu siyasi bir kültür var. 

Örneğin hukuk devleti sorunumuz sadece bağımsız hakim ve savcılarla ulaşılabilecek bir ideal değil. Barosu, avukatı, hukuk eğitimi kurumları ve kamuoyunun asgari müştereklerde birleşebildiği düşünsel zeminin oluşması gerekir. Bu zemini oluşturmak ise ancak bütün öznelerin diğerlerine kendi doğrularına dikte ettirmeye çalışmadan iyi niyet ve gayret göstermesi ile mümkün. Nasıl hükümeti hukuksuz uygulamalar nedeniyle eleştiriyorsak, diğer özneler de eleştirilebilmeli. Uygulamaları eleştirenlerin iyi niyetine ikna olmamız için, bu aktörlerin öz eleştiri kabiliyeti olduğunu da şahit olmamız gerekir. 

Ama yüz yıllardır ‘’bizim iktidarımız’’ için düşünmeye, tartışmaya ve yapmaya odaklı zihinlerimiz, dönüşümü iktidardan beklediği için, sivil topluma ya hiç güvenmiyor ya da ihmal ediyor. Sivil toplum olarak tahayyül edilen yapılanmalar da iktidarın ‘’bizim tarafa geçmesi’’ ya da ‘’iktidarımızın korunması’’ için  tasarlanmış garip kurumlardan öteye geçemiyor. Türkiye’de kendisini sivil toplum olarak sanan oysa gerçekte, bir siyasi partinin, kadın kolları, gençlik kolları gibi ‘’sivil kolları’’ olmaktan öteye geçemeyen sayısız yapı var.  

Yeni yılın çok daha yoğun bir şekilde iktidar ve erken seçim tartışmaları ile geçeceği aşikar. Muhalefetin iktidarı elde etmek, hükümetin iktidarı korumak adına toplumsal sorunları, hızlı tüketilebilen ve etki bırakan sembolik söylemlerle tartışacağı kesine yakın bir ihtimal. 

Yüz yıllardır zihinlerimizde taşıdığımız ve yaşattığımız hayali bir olağanüstü hal sağlıklı ve nesnel bir irdelemeyi, algılamayı, değerlendirmeyi ve tartışmayı imkânsız hale getiriyor. Yeni yıldan kendi adıma beklentim şu:  Zihnimizde yaşattığımız bu olağanüstü hali kaldıralım.

YORUMLAR (8)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
8 Yorum