Back To Top
Üç asırlık hikâyemiz: Çağdaşlaşma - 2

Üç asırlık hikâyemiz: Çağdaşlaşma - 2

 - Son Güncelleme: 06.11.2019 Çarşamba 10:14
- A +

Değerli akademisyen devlet adamı İbrahim Kalın’ın İslâm ve Batı başlıklı kitabını yeniden okudum ve istifade ettim. Yazar, “İslam ve Batı” maceramızı başından itibaren hem anlatmış hem de yer yer Batı’nın İslam algısı üzerine ufuk açıcı değerlendirme ve eleştiriler yapmıştır. Sayın Kalın -umarım- bu çalışmanın mutlaka gerekli kıldığı yeni bir eser yazarak Müslüman dünyanın ilk dört-beş yüzyılda üretilen ‘dinî’-kültürel mirası neredeyse harfine bile dokunmadan, görülmemiş değişim ve dönüşümlerin yaşandığı çağımıza taşıması ve o mirasın ürettiği insan ve  Müslüman profilimiz üzerine de aynı şekilde eleştirel değerlendirmeler yapar.

Nitekim -yazarın da anlattığı üzere- bu dediğimi 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinin Müslüman entelektüelleri kısmen yapmışlardı. İslamcılar da dahil olmak üzere o dönemin aydınları, tanıdıkları Batı’yı beğendikleri ve beğenmedikleri taraflarıyla anlattıkları gibi, gelişmiş dünya ile aramızdaki mesafenin bu kadar açılmasına sebep olan kendi kusurlarımızı da göstermişler, böylece bazı yeniliklere öncülük etmişlerdi. 

***

Birkaç kez yazdım: Umuyordum ki, özellikle Batı’da öğrenim gören varlıklı Müslüman Arap gençleri bilimsel düşünce, insan onuru, insan hakları, özgürlük, güvenlik, hukukun üstünlüğü, yaygın refah gibi gelişmenin maddi ve manevi unsurlarında Batı toplumlarının başardıkları değişim ve dönüşümü görecek, bu noktalarda Batı ile kendi ülkelerini karşılaştıracaklar. Bahsedilen alanlarda kendi temel dinî kaynaklarının da benzer taleplerde bulunduğunu fark edecekler; nihayetinde ülkelerinde, kendi değerleriyle de uyuşan bir çağdaşlaşma hareketini başlatacaklar.

Fakat gelişmeler beklentilerimin tersine işaret ediyor. Bunun değişik sebepleri olabilir. Ben en önemli sebep olarak şunu görüyorum: Arap Yarımadası toplumlarının hâkim kültürü Selefîlik üzerine kuruludur. Bu nedenle onlarda çağdaşlaşma dinsizleşmeyle eşdeğer sayılır. El-Kaide, DAİŞ gibi yapıların tekfirci tutumu buradan geliyor. Öyle sanıyorum ki, bu toplumlarda geleneksel zihniyetten bir sapma olursa bu, büyük ölçüde Batılılaşma ve sekülerleşme yönünde olacaktır. Petrol zengini Arap ülkelerinde gözlenen son yıllardaki gelişmeler bunu doğrular mahiyettedir.

***

Ara sıra değindiğim Türkiye farkını bir kez daha hatırlatayım. Türkiye’nin farkı, güçlü tarihi ve siyasi birikimi gibi başka birçok sebep yanında, özellikle -eksiklerine, kusurlarına, başarısızlıklarına rağmen- iki asırdan fazla bir zamandır yaşadığı çağdaşlaşma girişimlerine ve bunların arkasındaki entelektüel birikime

dayanmaktadır.

Aslında Türkiye 19. yüzyıl boyanca edindiği bilgi ve tecrübe birikimi sayesinde “kendi dininin, kültür ve medeniyetinin temel kimliğini ve değerlerini yitirmeden çağdaşlaşma” diye özetleyebileceğimiz bir vizyonu yakalamıştı. Bazı güçlü çizgi farklarına rağmen, yine de müşterekleri çok olan bu vizyonu toplum da önemli ölçüde paylaşıyordu. Hatta 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında, eğitim başta olmak üzere, çağdaşlaşma yönünde önemli kurumsal değişiklikler yapma yoluna da girilmişti. Ama Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı’nın ardından başlatılan çağdaşlaşmanın yeni evresinde önceki itidalli çizgi terk edildi. Bunun yerine, pozitivist karakterli bir çağdaşlaşma, daha doğrusu “Garplılaşma” resmî ideoloji olarak gittikçe sertleşen bir yöntemle topluma dayatıldı. Fakat bu hareket, demokratik sistemin sağladığı ilk fırsatta yine gittikçe sertleşen siyasal karşıtlarını üretti.

Bütün bu tecrübelerden çıkarılacak doğru sonuç olarak şunları not edebiliriz:

1. Bugünkü dünya şartlarında ancak çağdaşlaşma yolunda ilerlediğimiz sürece varlık ve bağımsızlığımızı güvencede altına alabiliriz.

2. Çağdaşlaşma sürecinde kimliğimizi korumamız, ancak temel dinî ve millî değerlerimizi, hasletlerimizi yaşatmakla mümkündür.

3. Çağdaşlaşma hedefine ulaşılması ve sürdürülmesi, toplumun bunu kabullenmesine bağlıdır. Toplumu buna hazırlayacak olan da entelektüeller, örgün ve yaygın eğitim kurumlarıdır.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Muhtefi. . 10 Kasım 2019 13:50
Çağdaşlaşma =AHLAK'tir. Batıya giden köylü, sehirli ne diyor gelince .Dürüstlük, Nizam, Disiplin var diyor. Somut konuşmak lazımdır. Ahlak,Edeb ve Adalet ile var olabiliriz. Edebsizlerden,Edebsizden İlim sadir olmaz.olamaz,olamayacaktır. !. İlla Edep illa Edep. Edep Amelden ÜSTÜNDÜR demiş Atalarımız. . .acizane. .
Davut 08 Kasım 2019 02:13
Hocam Tr.de bütün muhafazakar kesimler; cemaatler, tarikatlar vs.agirlikli olarak selefi bir anlayışa sahiptir.Burdan bir medeniyet falan çıkmaz. Zihinler adeta bir skolastik bataklık.insanlarin ne ciddi anlamda bir din bilgisi ne tarih bilgisi ne şu ne bu.Su an batı karşısında ve dünyada durumumuz neyse 30 yıl sonrada zannederim aynı yerde olacağız. Tabii Tr.Cumhuriyetini koruyabilirsek...
Ali rıza 06 Kasım 2019 22:01
Hocam neyin neden böyle olduğunu biliyorsunuzdur lakin ikrar etmeniz tabiki zor, arap devletlerinin islam yorumu emevilerin yani muaviyenin yezidin yorumu istikamet o ,eğer alevi bektaşi yorumu olmasaydı bizde onlar gibi kalacaktık buda tarihi bir hakikattır aydınlanmayı başlatanların dini itikatlarını irdeleyin çoğu alevi bektaşidir,
KARAR OKURU 06 Kasım 2019 16:27
Kimliği korumaktan bahsetmişsiniz ama bu kimliğini değil ruhunu kurtarma/satmama meselesidir. Bu kavram seçiminizden yola çıkarsanız çağdaşlaşma denen şeyin nasıl bir insanlık sefaletine sürükleniş olduğunu görmeye başlayabilirsiniz belki. Peygamber efendimize atfedilen bir söz vardır, sahihliği pek şüpheli ise de manası makbuldür: "Bir kavmin dilini öğrenen onların kötülüğünden korunmuştur." Konuyla ilgili görüşlerinizin memurane düzeyi bir Batı diline ve genel olarak Batı edebiyatı, tarihi ve felsefesine hakkıyla hakim olmadığınızı gösteriyor. Saygılar.
sadme 06 Kasım 2019 16:17
ulu önder hocaları çağdaşlaşma yolunda ayakbağı görüyordu sizi görseydi bayram ederdi
Davut 08 Kasım 2019 02:05
0
Evet öyleydi ve elan öyledir. Ama görenedir görene. ..
KARAR OKURU Mürsel 06 Kasım 2019 15:47
Çağdaşlaşmanın olmazsa olmazı demokratikleşmeden geçer.Aksak topal kör de olsa böyle.Sayın Kalın demokratlaşmaya fiilen katkı yapacak konumda..
KARAR OKURU 06 Kasım 2019 11:32
Sayın Çağrıcı siz sanayileşmeye çağdaşlaşma diyorsunuz. Ama sözde İslami aydın bir çok kimse Batının örfüne, ananesine çağdaşlık diyor...
Kararli 06 Kasım 2019 10:27
Sayin Hocam sizi saygiyla selamliyorum. Anlattiginiz konunun Labaratuvarinin Almanyada oldugunu saniyorum.Cenab-i Allah aziz milletimizin üzerinden elini cekmiyor. Is as icin buraya göc eden Türkiyemin her yöresinden mürekkep Almanyalilara bir bakmak gerek. Ben Memleketimizin geleceginin buradan sekillenecegini saniyorum. En az iki dilli egitimli hicbir bagaji ve maddi beklentisi olmayan idealist Gencler. Sn.Yeneroglu binlercesinden bir ornek. Saygilarimla.
Yaw he he 06 Kasım 2019 09:10
Öneriler ne kadar da klasik ve teorik
KARAR OKURU 06 Kasım 2019 07:29
Hocam bir taraftan selefilik yaygınlaşırken bir taraftan da deizm yaygınlaşıyor. Ortayı tutturamıyoruz. İslam diye hurafeler dayatıldığı için insanlar kaçış yolu olarak deizme ya da ateizme yöneliyor. Son yıllarda dini reddeden o kadar çok insanla karşılaştım ki. Din buysa eksik olsun diyorlar. Böyle bir dönemi hiç yaşamadık. Diyanet bile insanları uzaklaştırmak için uğraşıyor.
KARAR OKURU 06 Kasım 2019 14:35
1
Senin gibi mantık yürütenlere Diyaneti tercih ederim.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN