Dışarıda konuşulan içeride duyulmayan
Başından beri ABD ile ilişkilerimizde hep bir gizem, hep bir sis, hep bir belirsizlik havası olagelmiştir. Yalnızca bugünün konusu değil bu. Yalnızca Türkiye’nin dış politikasının sorunu da değil. Ne de olsa uluslararası ilişkiler, doğası gereği, spekülasyonlara ve hatta komplo teorilerine açık bir alan.
Ancak yine de -elbette belli ölçülerde- bu işlerin şeffaflık içinde yürütülmesi mümkün. Bu arada, dış politikanın iç politika konusu olmasından kaçınılması da mümkün ve gerekli.
Maalesef son dönemde bu konularda ipin ucu iyice kaçmış gibi görünüyor. Belki biraz da Trump’ın karakteri ve iş yapma tarzı dolayısıyla ABD ile ilişkilerdeki belirsizlikler ve tuhaflıklar fazlasıyla göze batar hale geldi. Anlamlandırılması zor birtakım olaylar oluyor, manası çözülemeyen açıklamalar yapılıyor. Birçok şey sis perdesi altında kalıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl gerçekleştirdiği Washington ziyareti öncesinde yapılan açıklamalarda Türk tarafının masaya getireceği konu başlıkları duyurulmuştu. Bu hususta bizzat Erdoğan da şunları söylemişti: “Sayın Trump’ın gerek birinci döneminde gerekse ikinci döneminde Türkiye-ABD ilişkilerinde farklı bir süreci yaşıyoruz. Gerek F-35 konusu gerek F-16 konusu gerekse Halk Bankası ile ilgili aramızdaki ilişkiler konusunu bugün etraflıca görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum. Heybeliada Okulu ile ilgili üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız.”
Öyle anlaşılıyor ki F-35, F-16 ve Halk Bankası konularında karşı tarafın atacağı adımlar karşılığında biz de Ruhban Okulu meselesini çözmeyi vaat ediyorduk.
ABD Başkanı Trump ise Erdoğan ile yapacağı görüşmeyi duyurduğu açıklamasında F-35, F-16 konularının yanında “büyük miktarda Boeing uçak satışı” konusunun ele alınacağını söylemişti. Bu da normaldi. Uluslararası ilişkilerdeki “al-ver” anlayışına uygundu. Bizim 250 adet yeni yolcu uçağına ihtiyacımız olup olmadığı ayrı bahis…
Görüşmenin ardından 250 adet yolcu uçağı yanı sıra ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz alacağımızı da öğrendik. Bu arada, CAATSA yaptırımları kalkmadığı için “yerli ve milli” savaş uçağımız Kaan’ın motorunu ABD’nin vermediğini de Washington’daki görüşmeler vesilesiyle anladık.
O günlerde bu sütunda “ABD tarafının neler istediği -ve hatta neler alacağı- belli olsa da Türk tarafına bu alışverişin ‘alış’ kısmından ne düşeceği meçhul görünüyor” diye yazmıştım...
Nitekim bizim masaya getirdiğimiz konu başlıkları arasından yalnızca Halkbank dosyasıyla ilgili bir ilerleme sağlanabildi şimdiye kadar. F-35, F-16 konuları belirsizliğini koruyor. CAATSA yaptırımları yerinde duruyor.
Oysa Trump “Türkiye ile F-35 konusunda kolayca anlaşabiliriz” demişti. Görüşme sonrası iki tarafın teknik heyetleri arasında temaslar başladığı da duyurulmuştu. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da 2025 sonuna kadar bu konularda ilerleme olabileceğini söylemişti. Ancak bildiğimiz kadarıyla hiçbir gelişme olmadı, Washington kanadında hiçbir adım atılmadı.
Buna karşılık biz üzerimize düşeni yaptık. Türkiye olarak 250 adet yolcu uçağının siparişini verdik, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımı için anlaşma yaptık. ABD tarafı niye adım atmıyor? Yoksa zaten adım atması beklenmiyor muydu? Bütün o açıklamalar retorikten mi ibaretti?
Aslına bakarsanız, bizim ABD’den istediğimiz ve beklediğimiz çok fazla şey de yok. En azından kamuoyuna açıklanan talep listesinde F-35 dışında kayda değer bir başlık bulunmuyor. Trump bu konuda “kolayca anlaşabiliriz” diyor ama galiba anlaşamıyoruz. Burada bir anlaşma olabileceğini ümit eden de yok sanki.
Buna karşılık, Halkbank meselesi “kolayca” çözülecek gibi duruyor. Sürekli F-35 meselesiyle birlikte zikredilen F-16 konusundaki problemin ise ne olduğu belirsiz. Türkiye ile ABD zaten Biden döneminde 40 adet yeni F-16 savaş uçağı satışı konusunda anlaşmıştı. ABD Kongresi de bu satışı onaylamıştı. Öyleyse Trump yönetiminin burada yapacağı şey ne? Teslimatın erkene alınmasını mı sağlayacak?
ABD’den alacaklarımızın karşılığı olarak gösterilen “Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılması” konusuna gelince… Böyle bir konunun siyasi pazarlık aracı yapılması yanlış en başta… Türkiye’nin kendi iç meselesini başkalarının meselesi olarak kabul etmesi demek olur bunu yapmak. Bir devlet kendi vatandaşlarının herhangi bir talebini başka devletlerin kendisine iletmesine, hele hele pazarlık masasında karşısına getirmesine asla izin vermez.
Yolcu uçağı sipariş etmek veya doğalgaz anlaşması yapmak gibi “jestler” sınıfından bir “jest” olmaz bu.
