Millî aile haftası yaklaşırken
Biliyorsunuz, geçtiğimiz yılın başlarında 2025 yılı, aile yılı; 2026-2035 dönemi ise aile on yılı ilan edildi. Bu kapsamda her yılın Mayıs ayının son haftasının da “Millî Aile Haftası” olarak kutlanmasına, kamu kurum ve kuruluşlarınca bu haftanın anlam ve önemine dair etkinlikler düzenlenmesine karar verildi. TÜİK de Millî Aile Haftasına özel olarak hazırlanan bir bülten yayınladı ve bu bültende, ülkemizin aile yapısını ortaya koyan istatistiklere yer verdi. İstatistiklerdeki her bir madde ayrı ayrı üzerinde durmaya değer nitelikte ve maddelerin işaret ettiği durumlar o kadar derinlikli ki her birini bir yazıda ele almak bile neredeyse imkânsız. Bir hafta sonra da Millî Aile Haftası etkinlikleri başlayacağına göre bu istatistikler çok konuşulacak demektir.
İstatistiklerdeki en dikkat çekici madde bence “tek kişilik hanehalkı oranları”nın artması. 2014 yılında 13,9 olan yalnız yaşayan aile fertlerinden oluşan hanehalklarının oranı 2025 yılında yüzde 20,5’e yükselmiş. Bu oranın bu kadar yüksek olması, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın, geçtiğimiz günlerde söylediği “İleride yalnızlık bakanlığı kurmak zorunda kalabiliriz.” cümlesinin sebebini de ortaya koyuyor. Yalnızlık bakanlığı kurulursa bu bir gerekliliğin sonucu olacak çünkü yalnız yaşamak gerçekten de yönetilmesi gereken bir süreçtir. Özellikle yaşlılar söz konusu olursa.
Bültende, yalnız yaşayanların yaş aralıklarına dair detay verilmemiş ama tek kişilik hanelerin yüzde 33,2’sini tek başına yaşayan yaşlıların oluşturduğuna değinilmiş. Bu oran hiç de düşük değil, on kişiden en az üçü yalnız yaşayan bir yaşlı demek. Nüfusumuzun yaşlandığı da bir sır olmadığına göre bu sayının artması da mümkün, kısaca yakın bir gelecekte toplumumuzun tek kişiden oluşan hanelerinin neredeyse yarısının yaşlılardan oluşacağını tahmin edebiliriz. Yaşlılık ise başlı başına yönetilmesi gereken bir süreç. İşin kötüsü yaşlılığın ne olduğunu bilmeyen gençlerin yönetmesine bırakılamayacak kadar da hassas bir süreç. Bu yüzden bu konuya sorun olarak kapımıza gelip çatmadan önce eğilmek gerekiyor.
İnsan, her yaşın acemisidir. Her insan, bastığı yaşı ilk kez deneyimlediği için o yaş dönemini de ilk kez deneyimler. Bu durum da daha önce o yollardan geçmiş olanların tecrübelerinden dersler çıkartmayı gerektirir. Eğer, daha önce o yollardan geçmiş olanların tecrübelerinden çıkarılan derslerle yol haritaları belirlenmezse yol kazalarının oluşmasına şaşırmamak gerekir. Bu yüzden ileride bir yalnızlık bakanlığı kurulması ihtimali varsa bile, şimdiden bu bakanlığın ilgileneceği hususlar, yaş dönemlerine ve o yollardan geçmiş olanların tecrübelerine göre çalışılmaya başlanmalıdır. Batıda benzer bakanlıkların bulunması avantajdır tabii ki, tabii ki onlardan modellemeler de yapılacaktır ama her toplumun kendine özgü bir yapısı vardır. Türk toplumunun aile yapısına ne kadar önem verdiği ortadayken, modern çağın Türk aile yapısı üzerindeki yıpratıcı etkilerinden kaçilamadığı da maalesef ortadadır. Bu yüzden, Yalnızlık bakanlığı kurulacaksa, sorunlarımıza toplumumuza özgü çözümler getirmek için kurulmalıdır. Bu noktada ümitvâr olmakta da fayda var çünkü kaymakamlıklar, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları eliyle yürütülen sosyal dayanışma sistemimiz var, bu sosyal dayanışma sistemi içinde oluşmuş veriler mutlaka vardır. Yalnızlık bakanlığı kurulacaksa bu verilerden faydalanılabilir.
Aile konusu aile yılı olarak gündeme getirilmeden önce toplumumuzda aile danışmanlığı eğitimleri de verildi. Bu eğitimlere genellikle psikoloji tahsili yapmış olanlar ve konuya ilgi duyanlar katıldı. Aile danışmanlıkları, toplumumuzda özellikle hanımlar arasında evlilik, eş ve çocuklar arasındaki ilişkilere dair farkındalıklar oluşturarak faydalı oldu. Şimdi de yalnızlık ve özellikle yaş almış kişilerin yalnızlık dönemleri ile ilgili böyle bir danışmanlık hamlesine ihtiyaç duyulabilir. Toplumumuzda yaş almış yalnız bir nüfusun artması bekleniyorsa onlara gereken desteği vermek için hazırlıksız yakalanmamak gerekir.
Yaşlılarımıza da büyük iş düşüyor. Yalnız yaşıyorlarsa veya hayatlarının bir döneminde yalnız yaşamışlarsa, yaşadıkları sorunları ve hissettiklerini kendilerine destek olmak isteyenlerle açıkça paylaşıp hem kendileri hem kendileri gibi durumlar yaşayan diğerleri için çözüm arayışlarına destek olmalılar. Bilinçli yaşlıların desteği çok değerlidir. Diğer yaşlıların ve dolayısıyla toplumun hayat standartlarını olumlu yönde etkiler.
Özellikle yaşlı nüfusa eğilmek gerekir derken yalnız yaşayan ve yalnızlık hisseden diğer yaş gruplarını ihmal edelim demek istemiyorum, onlar için de benzer hazırlıkları şimdiden yapmakta fayda var. Mesela geçtiğimiz günlerde gündem olan evcil hayvanları çocuk gibi sevme konusu durup dururken ortaya çıkmış bir konu değil. Yalnız yaşayan insanların bir kısmı çeşitli sebeplerle evcil hayvanlarıyla aileden biri gibi bir duygusal bağ kuruyor. Bunun doğruluğu, yanlışlığı üzerinde durmaktan ziyade, o kişilerin böyle hissetmelerine sebep olan sorunların ortadan kaldırılması ile ilgilenmek gerekmiyor mu?
Kısaca aile on yılında yapılması gereken çok şey var gibi görünüyor. Bu konuda iktidar-muhalefet demeden toplum olarak elimizi taşın altına koymakta fayda var çünkü yıllar iktidara-muhalefete ayrı geçmiyor. Yaş alırken hangi düşünceden olursak olalım aynı yaşı alıyoruz ve yalnız kalanlar aynı yalnızlığı soluyor. Neslimizin korunması açısından da toplumun sağlıklı bireylerden oluşması önemli, bu yüzden mayıs ayının son haftası yani Millî Aile Haftası yaklaşırken hepimiz ailelerimiz ile ilgili farkındalıklar geliştirelim.
