Adamı böyle yaparız

Haziran başında memleketin demokrasi ve hukukla alakasının zayıfladığından bahisle, beynelmilel sahadaki kırık notumuzu yazmıştık. 

Hafta bitmeden yenisini ekledik, yolumuzdan dönmeyeceğimizi cümleye ilan ettik, evelallah… Üç milletvekilini tuttuğumuz gibi hapse gönderdik. “Yeni sistemde Meclis artık önemsiz” diyenlere de dersini verdik. Meclis hem önemli hem de o kadar dinamik ki, virüs tatili biter bitmez, daha sıralara oturmadan tek celsede hakkından geldi vekillerin. Eli de titremeden.  

Notu, puanı, endeksi, istatistiği, listeyi geçelim. O tasnifin dışına çıktık artık. Meselemiz daha ciddidir. 

Kayyumsuz HDP’li belediye neredeyse kalmadı, sıra geldi Meclis’e… Aldık ikisini, üstüne de CHP’li Enis Berberoğlu’nu ekledik ki iktidarın elinin ne kadar ağır olduğu, şakası olmadığı görülsün. Enis, daha önce zaten yeterince hapis yattı, eskiden centilmenlik diye bir şey vardı, milletvekili dosyaları hep dönem sonuna kalırdı, diye hayal kuranlar da hayali, düşü gördü. Memleket beka meselesiyle didişirken demokrasinin lafı olmazken; teamülün, centilmenliğin, etiğin lafı mı olur?

Gelin görün ki, sandıkla kurulan bir Meclis’in kalkıp inen parmaklarla eksilmesi kadar endişe verici bir hal yoktur. Demokrasilerde yoktur. Varsa orada demokrasi eriyor, zayıflıyor demektir. Dahası, bir ülkenin siyaseti, parlamentosu, seçilmiş vekilleri yine siyasi güçle diskalifiye ediliyorsa geri kalan kurumların hali zaten perişan demektir. Sivil toplum dibe vurmuştur, medya köşeye sıkışmıştır, hukuk siyasallaşmıştır ve elbette bu kadar güç pes ettirildikten sonra kamu yönetimi her türlü denetimden uzaklaşmıştır. Mamafih memleketin hali de bundan ibarettir. Bütün kurumlar bileşik kaplar gibi aynı hizada seviye kaybetmiştir.  

***

Türkiye gibi ortalaması makbul sayılmayacak bir demokrasinin bile yapmaması gereken hatalar kolaylıkla yapılıyor. O hatalar siyasi hayatın rutini haline geliyor. İnsanların şaşırma duygusu her geçen gün biraz daha kayboluyor. Her yeni vaka bir öncekinin sansasyonunu dindiriyor. El yükseldikçe sesler kısılıyor. Yapılınca yapılmış oluyor, yapanın yanına kar kalıyor. 

Ne olmuş ki, ne var ki? Kime ne ayrıca? Söyleyin kime ne?

Peki işler buraya kadar geldikten sonra arkadan siyasi mühendislik kanunları gelir mi? Eski partilerin hesabi görülürken yeni partilere de hak ettikleri pay düşer mi? Grup kuramasınlar, seçime katılamasınlar, nefes alamasınlar vs.. Olur mu? Niye olmasın? İktidarın elinin ağır olduğunu, şakası olmadığını CHP, HDP, İyi Parti görecek de Gelecek Partisi, Deva Partisi mi görmeyecek? Ayrımcılık mı yapsın, iltimas mı geçsin, görmezden mi gelsin iktidar? Nerede beka meselesi orada tedbir!
Siyaset, artan oranlarda devletin yoğun baskısı ve kuşatması altındadır. Siyasi partileri kısıtlamaya ve siyasi söylemi gayrımeşrulaştırmaya adanmış devlet gücü her fırsatı cesaretle ve cömertçe değerlendiriyor. Bunu da bir milli irade gücünü “öteki” ve başka milli irade üzerinde baskı ve kısıtlama yoluyla yapıyor. 

Demokrasiyi demokrasiye benzetmek için ve bilhassa izleri artık silinmekte olan çoğulcu demokrasiyi yaşatmak için aynı cesaret gerekiyor. Standardı düşen, vizyonu kaybolan demokrasi için yeni fikirlere, ufuklara ve millet önüne konulacak hedeflere ihtiyaç vardır. Yeni ve eski partilerin bundan daha mühim işi de yoktur.

YORUMLAR (40)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
40 Yorum