‘Bir Yusuf Masalı’nda geleneği mi aramalıyız?
İsmet Özel’in şiirini takip eden kimi okur ya da eleştirmenler, “Bir Yusuf Masalı” 1999’da kitap hâlinde yayımlandığında, akıllarından, şairin şiirinde köklü bir değişim/ dönüşüm olduğunu, Özel’in geleneğe yöneldiğini geçirmiş olmalı. Eserin adı, “Münacat”, “Naat”, “Sebeb-i Telif” ve “Dibace” ile başlayan ve ‘bab’larla devam eden tertibi, hatta “Hüsnüyusuf Masalı”yla olan benzerliği ve şiirdeki bazı olağanüstü masal motifleri, ilk bakışta böyle bir zannı uyandırıyor doğrusu.
Ama eser okunduktan sonra açık biçimde görülür ki, Bir Yusuf Masalı’nın gelenekle bağı, en fazla mesneviye özgü tertibi veya masala özgü olağanüstü motifleri sebebiyledir. Dolayısıyla eser, ne “Kıssa-ı Yusuf” ne de “Hüsnüyusuf Masalı”ndan yola çıkılarak çözümlenebilir. Hatta gelenekle en çok bağ kuracağı düşünülen “Münacat” ve “Naat”ta da geleneği aramak, yanlış ve beyhude bir çaba olacaktır.
Bu girişten sonra asıl cevap arayacağım soru şu: İsmet Özel’in geleneğe bakışı ya da gelenekle münasebeti nasıl?
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyip, ardından da niçinini açıklamaya çalışayım. Kanaatimce gelenek/ hatta selef, sormaya, kendi olmaya, kendi sesini bulmaya, dolayısıyla ‘başka’lığa çok çok önem veren İsmet Özel’in hiç de yaklaşmadığı/ yaklaşmayacağı bir alandır. Çünkü gelenek ya da selef, doğası gereği kendinden sonrakinde/ halefte devam etmek ister
Şair, ‘Bir Yusuf Masalı’nın “Sebeb-i Telif” bölümünde Könisberg’li dediği Kant’ın “Üstümde yıldızlı gök” deyişine, nasıl “Yıldızlı gökten bana soracak olursanız/ kösnüdüm ona karşı/ onu hep altımda istedim” (s. 29) diyerek karşı çıktıysa, geleneğe de öyle bakar… Bunun sebeplerinden biri, kendisinin “kadirşinas itaatsizlik’ dediği, dik başlı değil ama “başı dik” mizacıdır.
Bu söylediklerimden Özel’in gelenek karşıtı olduğunu çıkarmamalı. Onun bu konudaki tavrını belirleyen, ister gelenek, isterse bir başka güç olsun, bunlar karşısında nerede ve nasıl bir konumda yer alacağı kaygısıdır. Şilili şair Gabriela Mistral için söylediği “Modernliğin kibirli başkaldırısına kapılmadan ve gelenek yanlısı bir yaltaklanmanın semtine uğramadan…” Toparlanın Gitmiyoruz, I, s. 211) ifadesi, aslında bu konudaki tavrını da açıklar. Gelenek/ selef, karşısında ne modernliğin kibirli başkaldırısına kapılacak ne de yaltaklanmanın semtine uğrayacaktır!.. Özel’in şu cümleleri de söz konusu mizacıyla ilgili birtakım ipuçları barındırıyor:
“…çocukluğum boyunca ebeveynimi, öğretmenlerimi, diğer büyükleri kendilerine zararımın dokunmamasına özen gösterdiğim, ama benim hakkımda karar vermeye ehil olmayan varlıklar diye kabul ettim. Verilen desteğe karşı severek hizmet, fakat asla itaat etmemek. Sonu itaate varacaksa sunulan yardımı reddetmek ve insanların sahip oldukları yerlerin değerini bilmek. Böylesi duyguların çocuk yaşta benliğimde nasıl kök saldığını bilmiyorum.” (Waldo Sen Neden Burada Değilsin, Çıdam Yay., s. 19)
Kısaca İsmet Özel, gelenek karşısında mizaç olarak ‘mûti’ bir konumda bulunmayı kabul etmez. Bundan dolayı edebiyatta da bedeli ‘itaat’ olan bir münasebete yakın dahi durmaz. Çünkü insanın ancak “kendi sorgusu”yla, “kendi iradesi ve arayışı”yla ayağa kalkacağına inanır. Çünkü, “Dibace”deki “Ne kadar kendi oldu insan/ O kadar başka” (Bir Yusuf Masalı, s. 50) dizelerinde de belirttiği üzere insan -şair de- kendi oldukça diğerlerinden ayrılır, ‘başkası’ olur. Gelenekle ‘mutî’ konumdaki bir münasebet, şairin kendi/ başka olmasının önündeki en büyük engeldir.
İşte bu nedenle Özel, şiirinde gelenekle ‘itaatkâr’ bir münasebet kurmaz!.. Gelenekle/ selefle bağ kuracağı sanılan “Bir Yusuf Masalı”nda dahi hep o ‘itaatsiz ruh’, ‘tevarüs edilmemiş asalet’ ve modern çağın uğultusu depreşir…
