Bir yılda en çok ne kaybettik?

İnsanın kendi muhasebesini yapması için bir yılın bitmesi gerekmez ama çoğu kez böyle zamanlarda olup bitenlerin, karın zararın hesabı yapılır. Ya da her yeni başlangıcın tabiatı gereği, geleceğe dair beklentiler ve umutlar tazelenir. Daha iyi olacaktır, işler yoluna girecektir, sorunlar hallolacaktır. O karar kötü zamanların ardından, bu sene de olmazsa ne zaman, diye düşünür insan.

Herkesin muhasebesi, tahmini, beklentisi ve umudu kendine. İyi olur inşallah. Çok sarsıntılı dönemler oldu, canımızın sıkıldığı zamanların arkası kesilmedi. Kendi kendimize ettiklerimiz bir yana hala bitmeyen kovid salgını bile tek başına, hem bizden hem de bütün insanlıktan çok şey alıp götürdü. Birçok hayatı aldı, birçok hayatın en değerli zamanlarını tedirginlik içinde, çaresizce boşa geçirdi.

Türkiye’nin bir senesi nasıl geçti peki? Ekonomiyi, hariciyeyi, eğitimi, bilimi, hukuku ve daha birçok üniteyi tek tek konuşmaya hakkımız var. Hepsinde bilanço çıkarabiliriz çünkü bütün sektörlerin insanların hayatını bu kadar yakından ilgilendirdiği pek az dönem olmuştu. Tabiatıyla herkesin bütün bu alanlarda uzmanlaştığı gibi bir ağır tecrübe yaşandı. Herkes bir parça iktisatçı, hukukçu, hariciyeci olmak zorunda kaldı. Ve tabii herkes siyasetçi… Yeni seneden bir temenni olacaksa toplumun zihnine ve omuzuna yüklenen bu zoraki uzmanlığın azalması olmalıdır. İnsanların her alanda malumat sahibi olması bir gelişmişlik göstergesidir ama olup bitenleri kavramak için telaşla ilgili ilgisiz bütün alanlara yönelmesi işlerin yolunda gitmediğinin alametidir. Güven azalmıştır, kendisine sunulan bilgilere dair şüpheler artmıştır ve bunun yarattığı karamsarlık insanları zoraki uzmanlığa sevketmiştir. Uzmanlık kadar karmaşa da vardır. Zira, böyle zamanlarda doğru bilgiye bolca spekülasyon eşlik eder.

Geride kalan yılda ekonomi daha kötüye gitti ve dış politikada geri dönüş manevralarının sayısı arttı. Daha iyi bir eğitim sistemimiz olduğunu söyleyemeyiz ve hukukun her günü bir öncekini aratmaya devam ediyor. Her şey mi kötüydü, değil. 84 milyon nüfusun yaşadığı harika bir ülkede elbette bazı şeyler yerinde saymaz, her şey kötü olamaz. Ama bir ülke doğal gelişimle yetinmeyi yeterli buluyorsa, kendini böyle teselli ediyorsa, yetinme ortak bir duygu olmuşsa, bu kötüdür. Üzerine bir şey koyamamanın, dünyayla rekabette geri kalmanın ve fakirleşmeye devam etmenin mazereti olamaz. Gençler yurtdışına kapağı atmaya çalışıyorsa, binlerce doktor mesleğine eğitim gördüğü ülkede değil başka yerlerde devam etmeyi tercih etmişse mesela…

Kayıplarımız büyük ama en can yakıcısı seviye kaybının devam etmesidir. Seviye kaybı sadece günlük siyaset, medya, sokak dilinin zayıflaması değildir. Üslupsuzluk, çarpıtma, yanıltma zaten kaderimiz oldu. Asıl mesele, kamu idaresini; yani devlet yönetimini bağlayan hususlarda hesap vermenin biraz daha unutulması ve cevapsız kalan soruların izinin sürülemez hal gelmesidir. Yozlaşma arttıkça yozlaşanların kendine her zaman daha güvenli sığınaklar bulabilmesidir.

Yapanın yanına kar kalma eşiği her geçen gün yükseliyor, su-i misal emsal oluyor. Bir demokraside koltuk kaybettirecek eylemler, görüntüler sorgulanamaz hale geliyor. Hesap verebilirlik unutuldu, unutuluyor. Halimiz bir yıl öncesinden daha kötü sinyaller veriyor. Bir yıl önce bir yıl sonraya bakınca ekonomideki gerilemeden daha yıpratıcı olan bu değer kaybıdır. Türkiye’nin en büyük krizi de etik değerlerini ve zaten zayıf olan sosyopolitik standartlarını yitirmesidir. Borsada en çok kaybeden değerler bunlar olunca, başkalarına bakmaya da gerek yoktur.

Mutlu, sağlıklı ve değerli seneler dilerim.

YORUMLAR (33)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
33 Yorum