Siyasetsiz siyasette Türkiye’nin geçip giden yılları

Başkanlık sisteminin en önemli özelliği ve en büyük sakıncası seçim sabahından itibaren yeni seçimin kampanyasının başlamasıdır. Parlamento dahil kurumlar ikincil öneme sahip olduğu için ve bazıları Cumhurbaşkanı’nın sınırsız atama gücü nedeniyle zaten denetleyici güçlerini kaybettikleri için onların gücü ve tesir alanı da arka planda kalmaktadır. Bu tanımın içine en başta yargı kurumu girdiği için diğerlerinin sistem içindeki ağırlığı kolaylıkla ölçülebilir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi fiilen ve resmen ikinci dönemi sürüyor ve modelin tatbikatı da bizatihi Cumhurbaşkanı’nın siyaset ve yönetim tarzına bağlı olarak şekilleniyor.

Nasıl şekillendiği ve nasıl tatbik edildiği de malum.

Siyaset giderek güç ve kudret kullanımından ibaret hale geldi çünkü sistem buna izin veriyor veya bunu kısıtlayacak denetim unsurlarından mahrum. Demokratik veya hukuki olup olmadığı tartışılabilir; tartışılıyor da. Ancak, Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu yetkiler ve harici denetimsizlik üzerine kurulu bir sistemimiz var ve bu yönüyle legaliteye sahip! Tasarım böyle…

Üzerine bir de bu tasarımı geniş anlamda yorumlamaya yatkın bir lider olunca tamamen Türk tipi başkanlık sistemi teşekkül ediyor. Etti.

Bu sistemin tabiatı da seçimi kazananın seçim sabahı hemen beş sene sonraki seçimi düşünmesini zorunlu kılıyor. Kıldı.

Cumhurbaşkanı, sistemin tabiatı gereği bir sonraki seçimde aday olabilmek ve o seçimi kazanabilmek için gereken neyse bunları yapmaya başlıyor. Başladı.

Hedef bu olunca ne ekonomi ne eğitim ne teknolojik kalkınma ne hukuk ne de diğer geri kaldığımız sektörler bu hedefin önüne geçebiliyor. Hatta bazen oralara odaklanmak seçimi kazanma hedefiyle çelişebileceği için riskli bile içeriyor. Bir büyük meseleyi çözerken bazı kesimleri mutsuz edebilirsiniz… Dolayısıyla, seçimi kazanabilmek günü kurtarmak, popülizm ve şimdi olduğu gibi muhalefete baskıyı mecbur kılıyor. Mümkün de kılıyor; yani bu yöntemler işliyor ve sonuç alıyor.

Başta İstanbul Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu’nun hapse atılması olmak üzere, bütün belediye operasyonları, CHP’ye kayyum atanması ve diğer bütün muhalif kişi ve gruplara yönelik hamleler bu mecburiyet ve mümkünlük halinin sonuçlarıdır. Er ya da geç seçim olacak ve bunun için yapılması gerekenler var ve bunları yapabilmek pekala mümkün…

Peki bu arada Türkiye neler kaybediyor?

Ekonomisi sekiz yıldır enflasyon, döviz, faiz gibi temel göstergeler yakın tarihin en kötü değerlerine demir atmış bekliyor. Hukuktan ifade hürriyetine, hesap verebilirlikten şeffaflığa kadar bütün temel branşlarda ülke dünyanın en kötüleri listesinde geriledikçe geriliyor. Binlerce ürünlük küresel pazar yarışında tek bir sektörde dahi rekabetçi ülkeler arkasında değiliz. Eğitim hala en büyük ve en can yakıcı meselemiz. Avrupa’da en çok vize reddi alan ülkeyiz. Öte yandan geleceğini yurt dışında arayan gençlerin sayısı artmaya devam ediyor.

Liste böyle uzayıp gider. Her satırda da tadımız biraz daha kaçar.

Tek çıkış yolu ise eşit, adil ve rekabetçi siyasettir. Ülkenin devasa ve müzminleşmiş meseleleriyle baş edebilmenin yolu daha fazla fikrin, baskıya uğramadan toplumun önüne çıkabilmesinden geçer. Ekonomiden sanayiye, eğitimden dış politikaya kadar bütün alanlarda herkes fikrini hapse atılma endişesi olmadan dile getirmeyince tablonun ne kadar kötüleştiğini görüyoruz.

Kararı seçmenin vermesine mani olmak faydasızdır. Bütün kurumlar zayıflasa bile milli irade ayakta kalmak zorundadır.

Siyaset olmadan tek taraflı siyaset yapmanın hem bugüne hem de geleceğe çıkaracağı faturalar var. Kim hapse girecek, kim itirafçı olacak, yarın hangi sürprizle karşılaşacağız, seçim ne zaman yapılacak diye vakit geçip giderken Türkiye’nin kayıpları ortalığın dinmesini beklemiyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.